Beyaz ateş

Beyaz Ateş, Mooji'nin esaslı spritüel öğretilerinin sıkıştırılarak bir hap haline getirilmesiyle oluşmuştur. Bu deyişler, tıpkı birer hap gibi yutulduklarında, acı ve sanrıları silip temizleyen ve böylece kişinin mükemmel ve sonsuz olan gerçek doğasını ortaya çıkaran ilahi el bombaları gibidir. Beyaz Ateş, Mooji'nin esaslı spritüel öğretilerinin sıkıştırılarak bir hap haline getirilmesiyle oluşmuştur. Bu deyişler, tıpkı birer hap gibi yutulduklarında, acı ve sanrıları silip temizleyen ve böylece kişinin mükemmel ve sonsuz olan gerçek doğasını ortaya çıkaran ilahi el bombaları gibidir. Beyaz Ateş, Mooji'nin esaslı spritüel öğretilerinin sıkıştırılarak bir hap haline getirilmesiyle oluşmuştur. Bu deyişler, tıpkı birer hap gibi yutulduklarında, acı ve sanrıları silip temizleyen ve böylece kişinin mükemmel ve sonsuz olan gerçek doğasını ortaya çıkaran ilahi el bombaları gibidir. Beyaz Ateş, Mooji'nin esaslı ruhani öğretilerinin sıkıştırılarak bir hap haline getirilmesiyle oluşan 800'e yakın deyişler derlemidir. Bu yolun-sonuna-işaretler, tıpkı birer hap gibi yutulduklarında, acı ve sanrıları silip temizleyen ve böylece Öz'ümüzün mükemmel ve sonsuz olan gerçek doğasını ortaya çıkaran ilahi el bombaları gibidir. Beyaz Ateş, Mooji’nin esaslı spritüel öğretilerinin sıkıştırılarak bir hap haline getirilmesiyle oluşmuştur. Bu deyişler, tıpkı birer hap gibi yutulduklarında, acı ve sanrıları silip temizleyen ve böylece kişinin mükemmel ve sonsuz olan gerçek doğasını ortaya çıkaran ilahi el bombaları gibidir. Bayramiç beyazı, or beyaz nektarin is a variety of small nectarines grown in the Turkish province of Çanakkale.Just slightly bigger than a cherry, this crunchy fruit has smooth skin with color ranging from light green to pink. Juicy, refreshing and aromatic, Bayramiç beyazı are best enjoyed fresh, but they are also perfect for jams or cakes. Beyaz Ateş, Mooji’nin esaslı spritüel öğretilerinin sıkıştırılarak bir hap haline getirilmesiyle oluşmuştur. Bu deyişler, tıpkı birer hap gibi yutulduklarında, acı ve sanrıları silip temizleyen ve böylece kişinin mükemmel ve sonsuz olan gerçek doğasını ortaya çıkaran ilahi el bombaları gibidir.

GRRM - 2012 Söyleşileri

2020.07.29 15:25 griljedi GRRM - 2012 Söyleşileri

  1. Şu ana kadar yayımlanan kitaplara eklediğiniz ve okuyucunun bulmasını umduğunuz ama bulamadığı şeyler var mı? Yahut çok az kişinin gördüğü?
Hayranların şu ana kadar her şeyi öğrendiğini düşünüyorum. İnsanlar düşüncelerini internette, bloglarda yazıyor. En anlaşılmaz, ücra ipuçları bile kısa sürede bulunuyor ve dikkat çekiliyor.
  1. Valyria’yı görecek miyiz?
Kıyamet öncesi mi şimdiki halini mi? Belki.
  1. Cevaplanmamış ama Kış Rüzgarlarında cevaplanacak üç soru söyler misiniz?
Söyleyebilirim ama söylemeyeceğim.
  1. Bronn’un hikayesi bitti mi?
Bronn’un hala bir rolü var, kesinlikle geri dönecek.
  1. Başlangıçta onlara vereceğiniz yolu ertelediğiniz veya yoldan saptırdığınız bir karakter var mı? Varsa, kim?
Hayır, var diyemem. Bazı durumlarda kronolojiler başlangıçta istediğimden farklı ama tüm karakterlerin hikayeleri aynı devam devam ediyor.
  1. Demiradamlar kuzeye saldırmamış ve Kızıl Düğün gerçekleşmemiş olsaydı Kuzey ve Nehirtoprakları bağımsız kalmaya devam edebilir miydi?
Kuzey olabilir ama Nehirtoprakları daha sorunlu. Gerçek doğal sınırlar olmadan, nehirtoprakları her taraftan saldırılara karşı savunmasızdır, bu yüzden tarihleri kan ve kargaşa ile dolu.
  1. Hayranların bulduğu ama sizin o amaçla yazmaya niyetlenmediğiniz en büyük kırmızı ringa balığı (yem) nedir?
Bu söylemek olurdu ama hayranlar, ufacık bir şeyden bile kuram çıkarıyorlar. Zaman zaman bunları bana e-posta atıyorlar.
- Dothraki aslında bir dizi bozkır ve ova kültürünün bir karışımı olarak tasarlandı ... Moğollar ve Hunlar, kesinlikle, ama aynı zamanda Alans, Sioux, Cheyenne ve çeşitli diğer Amerikan kabilelerinin ... saf bir fantazi ile terbiyeli hali. Araplara veya Türklere - orijinal olarak bozkırların atlıları olması haricinde- herhangi bir benzerlik tesadüfidir (bu emmiye biri Hunların da Türk olduğunu söylesin. Neyse). Bununla birlikte, genel olarak, tarihten ilham alırken, ister bireylerden isterse tüm kültürlerden olsun, doğrudan bire bir nakillerden kaçınmaya çalışırım. Robert'ın VIII. Henry veya Edward IV olduğunu söylemek nasıl doğru değilse, Dothrakilerin de Moğol olduğunu söylemek doğru olmaz.
- GRRM; “Ejderhaların Dansı sonunda pek çok uçurum vardı, 6. kitapta bunları çok erken çözeceğim. Kitabı inşa ettiğim iki büyük savaşla açacağım; Buz Savaşı ve Meereen-Köle Körfezi Savaşı ve sonra oradan alıp devam edeceğim.”
- Ned ve Robb’un ölümü... Bu iki karakterin sonunu en başından beri biliyor muydunuz yoksa zaman içinde mi karar verdiniz?
Neredeyse en başından beri biliyordum. Hikayenin büyük vuruşlarını biliyorum; ana karakterlerden kim ölecek, kim yaşayacak... hepsini. Yazım sırasında keşfettiğim çok ayrıntı var, küçük karakterler gibi... Yani ana karakter altı arkadaşıyla bir savaşa girecekse altı arkadaşın hepsine de ne olacağını bilmiyorum, buna yazarken karar veriyorum ama büyük oyuncular, büyük hayatlar ve hayat değiştiren büyük olayları en başından beri planlı.
- Bir çok kişi Jon’u öldürdüğünüzü düşünüyor. Geçmişte Starklara çok kötü şeyler yaptınız ama içimden bir ses Jon hayatta kaldı diyor. Bu konuda yorum yapmak ister misiniz?
[Güler] Bu konuda yorum yapmayacağım.
- Jon, Lord Kumdandan olarak resimden etkili bir şekilde çıkmış olsa da - yaşıyor olsa bile, Sur’un o kış geldiğinde Ötekileri geri tutma şansını sevdiğimden emin değilim. Kış Rüzgarları'nda Sur’un güneyine doğru hareket ettiklerini göreceğimizi varsayabilir miyiz?
Çok fazla şey söylemek istemiyorum ama Kış Rüzgarlarında kesinlikle daha fazla Öteki göreceksiniz.
- Kargaların Ziyafeti ve Ejderhalarla Dansta bölüm başlıkları olarak Kraliçe'nin Eli veya Demir Talip gibi etiketleri kullanmaya başladın, daha önceki ciltlerde ise her zaman Jon veya Ned ya da Arya idi. Bu kimlik sorunlarını keşfetmenin bir yolu mu? Özellikle Arya ve Sansa ve Theon ile tüm kimlikleri değişiyor gibi görünüyor.
Evet, tam olarak amacım bu. Bu kitaplarda birçok kimlik saldırı altında.
- Ortaya çıkan bir diğer tema da – her yerde var ancak ancak Ejderhalarla Dansa son pov’da daha da netleşiyor - taht oyununda oyuncu olduklarını düşünen karakterlerin piyonlardan daha sık olması. Gerçek güç gölgelerdedir. Bu fikri en başından itibaren keşfetmek istediniz mi yoksa hikaye geliştikçe mi ortaya çıktı?
Hangi durumdan bahsettiğinize bağlı. Bu seriye 1991 yılında ilk başladığımda, ne olduğunu gerçekten bilmiyordum. A Game of Thrones'a geldiğimde, ana temaların ne olacağını biliyordum ve bu kesinlikle onlardan biri. Gücün doğası ve gücün kullanımı ve insanların iktidara gelmesi için neler yaptıklarını - ele aldığım en önemli şeylerden bazıları.
Varys’ın 2. kitapta sorduğu kral, rahip, savaşçı bilmecesi buna hitap ediyor. Kim kime itaat ediyor? Asıl güç kimde? Asıl soru bu.
- GRRM, Tyrion karakterini, 1981 yılında Lisa Tuttle ile yazdığı Windhaven isimli kitaptaki bir cümleden ilham aldı; “Bir cüce var, gördüğüm en çirkin adam ama ayrıca en zekisi.”
- GE: Tyrion ve Daenerys, serinin en ünlü iki karakteri...
En popüler iki karakterden biri, ancak bence evrensel olarak en popüler olan ikisi Jon Snow ve Arya. Her karakterin hayranları ve büyük bir iltifat olarak aldığım aleyhte sözler var. Gerçek insanlar hakkında böyle hissederiz; bir kişi onları sever, başka bir kişi onlar tarafından tahrik olur ve başka bir kişi onların sahte olduğunu düşünür. Kurgusal bir karakter yaratıyorsanız ve herkes karakteri seviyorsa veya karakterden nefret ediyorsa, muhtemelen bir karton parçası yaratmış olursunuz.
- GRRM, Kargaların Ziyafeti’nde Brienne’nin asılırken yaptığı seçimin “kılıç” olduğunu doğruladı ve bunu küçük Payne’i kurtarmak için yaptığını da... Yani Podric Payne, hala hayatta.
- Karakterleriniz arasında bir seyahat arkadaşı seçmeniz gerekse kimi seçerdiniz?
Hedefe ve ne yapmak istediğime göre değişir. Eğer sadece gezi, manzara, farklı yerleri görmekle ilgiliyse Tyrion’u yanıma alırdım; asit yorumları (iğneliyici demek istiyor sanırım, söyleşi ispanyolcaydı, ben de otomatik sayfa çevirici kullandım) belli zamanlarda çok iyi olurdu. Daha romantik bir kaçış olacaksa da Daenerys’i alırdım çünkü eğlenceli olmasının yanı sıra çok güzel bir kadın.
- Kim daha seksi? Hayalinizdeki Daenerys mi yoksa Emillia mı?
Gerçek şu ki Emillia çok seksi ama farklılar. Benim için seçmesi zor çünkü ikisini de çok seksi görüyorum. Emillia düşündüğüm karakterin daha yaşlı bir hali. Kitaptaki Dany, cinsellik dünyasına girmiş bir genç kız ile küçük bir kız olma arasında değişiyor. Bazen bir kraliçecilik oynayan bir kız gibi davranırken, bazen de her açıdan tamamen işlevsel bir yetişkin gibi davranır. 23 yaşındaki Emillia 17 yaşında olması gereken (aslında 16) bir karakteri canlandırıyor.
- Westeros’ta ailelerin çok fazla çocuğu var, onları rahatça öldürebilmek için mi? Karakterleri öldürmeyi seviyor musunuz?
Bunu sevmiyorum ama bazen bunu komplo ihtiyaçlarıyla yapmak zorunda kalıyorum. Buna ek olarak ilham aldığım dönem Orta Çağ; o dönemlerde ailelerin şimdikilerden daha fazla çocukları olurdu çünkü kadınlar da çocuklar da sık sık doğumda ölürdü hatta çocuklarınızın ileride fazla yaşamayabileceğinizi bilirisiniz; kimisi erken yaşta kimisi biraz daha ileri yaşta ölürdü. Bu yüzden o dönemlerde çok çocuk olurdu. Ben de, her ne kadar bu bir fantezi de olsa, işime bunu yansıtmaya çalışıyorum, o dönemin şartlarına sadık kalmaya çabalıyorum.
- Yedinci kitabın ismi Kurtların Zamanıydı, bunu neden değiştidiniz?
Bu geçici bir başlıktı; bir isim seçmem istendi ve benim de aklıma ilk Kurtların Çağı ya da Kurtların Zamanı geldi ama hiçbir zaman sevmedim. Bir Bahar Rüyası daha iyi bir başlık.
- Ormanın Çocukları ile Ötekiler arasında göründüğünden daha yakın bir ilişki var mı?
Olabilir, olabilir. Hikaye devam ettikçe gelişecek bir konu, bu yüzden şu an bir şey söylemem (kendi de bilmiyor :D ).
- Jon Arryn’nın ölümünün LF ve Lysa eliyle olduğunu öğrendik, peki Sör Hugh’un ölüm emrini kim verdi? Cersei mi? LF mi?
İkisi de olabilir, kararınıza göre... Ancak bu, sadece bir Gregor olayı olabilir de. O cani ve acımasız biri, birini öldürmek için gerçek bir nedene ihtiyacı yok.
- Doran ve Mellario’un tartışma sebebi çocuklarını uzaklaştırma meselesi yüzünden ise Mellario neden Dorne’u terk etti? (Herkesin merak ettiği bir soru.)
İyi bir evlilik değildi. Yeni ve egzotik bir şeyin cazibesi nedeniyle evlendiler. Bazen cazibe en az beklediğiniz zaman olur. Uzak bir ülkenin prensi idi ve o da hayat dolu, çok çekici, çok farklı bir kültürden gelen bir kadın gibi görünüyordu. Dorne'a geldiğinde, Norvos'tan farklı olan, özellikle de çocukların başkalarına himaye edilmesiyle ilgili geleneklerin olduğunu görür. Bu ne siyasi bir evlilik, ne de büyülü bir evlilikti, sadece insan doğasının bir örneğiydi. Bazen ilişkiler iyi bir temel üzerinde başlar: tanışırsınız, büyük bir cinsel cazibe vardır, bir ilişki kurarsınız, evlenirsiniz ... ve sonra dört veya beş yıl içinde gerçekten ortak bir şeyinizin olmadığını fark edersiniz. Bir hata yaptınız ve yedi krallıktaki gibi boşanmanın yaygın olmadığı bir toplumda kolay çözümü olmayan bir durumdasınız... Bu sadece başarısız olan politik bir evlilik örneği değil, ayrıca aşk evliliklerinin bile başarısız olabileceğinin bir örneğidir.
Bazen Yedi Krallık'taki politik evlilikleri iyi gelir ve aşk için olan evlilikler iyi olmaz. Bazen bir çift birbirini sever ve sonra bir noktada sevmezler. Şehvetten gülüşmeler başka bir şeyden de gelişmeyen evlilikler vardır. İşlerin iyi gideceğine dair bir garanti yoktur ve bunun sonucu, hayal kırıklıklarının gelişmesi ve her insanın kendi yolunda gitmesi için yabancılaşmanızdır. Bu konuda Mellario'dan bir miktar acı var çünkü Dorne Prensi olarak Doran çocuklarıyla birlikte kalabildi ve Mellario, onları terk etmek zorunda kaldı (anladığım kadarıyla Doran, kadının çocukları alıp gitmesine izin vermemiş).
- Kitaplarda, krakenleri derinlerden uyandırabilecek bir boru hakkında hikaye var. Hiç kraken görecek miyiz?
Mümkün soruya şaşırmış görünür
- Ölü ulukurt ve yavrular hakkında... Bunlar eski ilahlardan bir hediye mi yoksa Bloodraven’dan mı? Bazıları ölü kurdun boğazına takılan geyik boynuzunu bir fs olarak görüp Stark-Baratheon çatışmasına işaret kabul ediyor.
Dostum, bu okuyucuların anlaması gereken bir şey. Eğer orada dikkatlice ince bir şekilde çalıştığım bir sembolse, bunun nedeni insanları düşündürmek için fikir verici olmaya çalışıyorum. Eğer görürseniz ve merak etmeye başlarsanız, bu bilerek yapılmıştır. Ama "Bu bir sembol! Bu bir sembol!" diye bağırmayacağım. Her okuyucu kendi okumalı ve sembollerin ne olduğuna ve ne anlama geldiğine kendileri karar vermelidir. Bu, karmaşık bir sanat eserinde yaptığınız işin bir parçasıdır, kasıtlı olarak yapılandırılmış ve nispeten belirsiz olan bir şey, böylece her okuyucu kendi sonuçlarını çıkarabilir.
- Jaqen, Kızıl Tanrı'ya ve başka yerlerde ateş tanrısına atıfta bulunur. R'hllor'dan mı bahsediyor? Arya'nın Yüzsüz Adamlar tarafından eğitildiğini gördüğümüzde, R'hllor onlar için özellikle önemli görünmüyor.
George bir an düşünür Eh, Jaqen’ın onu ne zaman andığına dikkat et; yakın zamanda neredeyse yanıyordu.
- İsyan sırasında neden Davos, Stannis’e yardım etti?
George güler Çünkü soğanı vardı! Ve kendi kendine şöyle düşündü: "Bunları en iyi fiyata nereden satabilirim? Onları King's Landing'e götürürsem bana soğan bedelini ödeyecekler ama onları açlık çeken insanlara götürürsem kesinlikle daha iyi ödeyecekler. "
- Varys ve Illyrio, Prens Doran ve Sör Willem Darry'nin yapmış olduğu nişan sözleşmesinin farkında mıydı? Ve neden Darry veya birisi Viserys'e ölümünden önce bu anlaşmayı söylemedi?
İlk soruya: hayır. İkincisi ise, Viserys karar verildiğinde olgunlaşmamış bir çocuktu ve bu bilgiye hazır değildi.
- Arthur Dayne, asil ve cesur bir şövalye olarak tanıtıldı. Jaime bile dehşete düşerken o nasıl Aerys’in acımasızlıklarını destekleyebildi?
Okumaya devam edin.
- İlk Daenerys, Daemon Blackfyre ve Dorne prensi arasındaki ilişkide neler olduğunu anlatır mısınız?
Daemon ve Daenerys'in aşık olmasına rağmen, kardeşi kral Daeron, sevgi meselelerinden daha çok devlet meseleleriyle ilgiliydi. Dorne ile uzun yıllar mücadele etmiş ve Yedi Krallığa taciz etmelerini engelleyemedikleri gibi onları Yedi Krallığa katamamıştı. Şiddetin başarısız olduğu yerde, belki de evliliğin düşmanlığa son verebileceğini fark etti ve böylece kız kardeşini Dorne prensi ile ittifak kurmak için kullandı. Bu politik bir evlilik, saf ve basit, Dorne ve Yedi Krallık arasında birliği garanti etmek için uygun bir evlilik. Ayrıca, kız kardeşini ki kendisiyle birkaç çatışması olmuş ve bir çok insanın tahtın gerçek sahibi olarak gördüğü piç erkek kardeşi yerine, Dorne prensine vermeyi tercih etti. Bu da Daemon’u ilk Blackfyre Taliplisi olmasına iten bardağı taşıran son damlaydı.
- Ejderhalarla Dansta, Brandon Stark’ın da Robert gibi kadınlara olan ilgisi hakkında daha fazla şey öğreniyoruz. Brandon'ın da piçleri var mıydı?
Brandon'ın çocuk sahibi olmadan önce öldüğünü söylemek abartı olurdu. Kitaplarda bakire olmadığı tespit edilmiştir. Ziyaret ettiği çeşitli yerlerde küçük snowlar bırakmış olabilir ama kesinlikle açık olan, meşru çocukları olmadığıdır.
- Meereen Düğümünün nasıl vuku bulduğunu artık biliyoruz. Asıl sorun neydi? Örneğin, Dany'nin çeşitli karakterlerle tanışma sırası mıydı, yoksa ejderhaları kim, ne zaman ve nasıl almaya çalışacağı mıydı?
Şimdi bir şeyler açıklayabilirim. Pek çok, birçok faktörün bir birleşimiydi: Xaro'dan Dany gemilerini vermek için teklifle başlayalım, reddedilmesi daha sonra Qarth'ın savaş ilanına yol açacaktır. Sonra şehri sakinleştirmek için Daenerys'in evliliği var. Sonra Yunkai ordusunun Meereen kapılarına gelişi var, çeşitli insanların yoluna çıkma sırası var (Tyrion, Quentyn, Victarion, Aegon, Marwyn, vb.) Ve sonra Daario var, bu tehlikeli kiralık kılıç ve Dany'nin onu gerçekten isteyip istemediğine dair bir soru var; salgın var, Drogon'un Meereen'e dönüşü var ...
Bütün bunlar havaya fırlattığım toplardı ve hepsi bağlantılı ve kronolojik olarak iç içe geçmişti. Drogon'un şehre dönüşü, farklı zamanlarda olduğunu keşfettiğim bir şeydi. Örneğin, Quentyn'in Meereen'e gelişinin üç farklı versiyonunu yazdım: biri Dany'nin evliliğinden çok önce geldi, biri daha sonra geldi ve diğeri evlilikten sadece bir gün önce geldi romanda olan da bu Ve bu farklı varış noktalarının diğer karakterlerin hikayelerini nasıl etkilediğini karşılaştırmak ve görmek için üç versiyonu da yazmak zorunda kaldım. Henüz gelmemiş bir karakterin hikayesi de dahil (Sonra da GRRM neden kitapları bitiremiyor, diyoruz :P ).
- Melisandre neden Stannis'i aradı? Onu alevlerinde gördü ve kendi başına aramaya mı karar verdi yoksa kırmızı rahipler adına bir göreve mi başladı? Rahipler tarafından gönderilen Moqorro ile karşılaştırdığınızda, sanki ikincisi gibi görünmüyor.
Haklısın, Melisandre kendi karar verdi, onun kendi gündemi var.
- Ejderha Kayası temelde volkanik bir ada ve bu nedenle, mağaralarına ne kadar derine girerseniz, o kadar sıcak olur ... ama derinliklerinde bu ısıya neden olan eski Valyri büyüsü olabilir mi?
Ejderha Kayası kalesinin nasıl inşa edildiğine ve bazı yapılarında taşın bir şekilde sihirle nasıl şekillendiğine bakarsanız ... evet, hala Valyria büyüsünün mevcut olduğunu söylemek mümkündür( Targların buradaki büyü yüzünden hastalanmadığı, ayrıldıkları için hastalanmaya başladıkları kuramım daha bir güçlendi :) ).
- Neredeyse her zaman birbirleriyle müttefik olmak isteyen aileler arasında evlilikler görüyoruz. Bu bağlam göz önüne alındığında, Tywin Lannister'in evliliğinin ilk kuzenle olması tuhaf görünüyordu ve hatta Tywin'in ne kadar pragmatik ve hırslı olduğunu düşündüğünüzde daha da tuhaf görünüyordu. Yoksa gerçekten bir aşk evliliği miydi?
Aşk olabilir ama ailenin kanını güçlendirmek için başka bir açık sebep var. Targaryenlar bu politikanın en uç örneğidir: sadece kanın saflığını korumak için aile içinde evlenirler ve böylece taht veya ailenin yönetimi için birkaç aday bulundurma probleminden kaçınırsınız. Beş erkek kardeşiniz varsa ve her birinin birkaç çocuğu varsa iki veya üç nesilden sonra kendinizi otuz potansiyel mirasçı ile bulabilirsiniz: Lannister veya Frey adında otuz kişi olabilir ve bu da çatışma üretir çünkü hepsi taht için kalıtsal kavgalara katılacaklar. Güller Savaşı'nın kaynağı budur; Taht için fazla aday, hepsi Edward III'ün torunları. Beş oğlunuz varsa ve bu tür bir problemden kaçınmak istiyorsanız, belki de en büyük oğlunun ilk doğan kızını üçüncü oğlunun çocuğuyla evlenmek o kadar da kötü bir fikir değildir; kavgalardan kaçınırsınız ve kan birleşik kalır, belki de Tywin'in evliliğinin amacı buydu. Belki Lord Tytos'un fikriydi hatta Tywin'in büyükbabasının fikri bile, evlilik ittifakının tam olarak hangi saatte yapıldığına göre...ancak notlarımı kontrol etmem gerekir çünkü hatırlayamıyorum.
- Valyria’yı görme şansımız var mı?
Belki ama kesin değil. Asıl soru geçmişteki mi yoksa şimdiki mi? (yukarıda vardı bu soru, evet. Kasıtlı tekrar ekledim çünkü adamın kafasındakini çözmeye çalışıyorum ama daha çözemedim. :D)
- Jaime, Diyar’ın tarihindeki en iyi kılıç ustalarından biri. Ned harika bir kılıç ustası denemez, daha çok yetkin bir kılıç ustası demek daha doğru olur, onun yeteneği başka yerde yatıyor. O daha çok iyi bir komutandır(ağabeyi iyi bir kılıç ustası).
(Bundan sonra yine bir İspanyolca çevirisi var ve yine oto sayfa çevirisi kullandım. Malum bu dili bilmediğim için olduğu kadar; çoğu genelde iyi çeviri görünüyor ama kelimelerde anlamsız kaçan noktalar vs. olabilir. Çok karmaşık, devrik olan; çeviriden emin olmadıklarımı çıkartıyorum yazıdan çünkü tamamen yanlış bir bilgi de verilmiş olunabilir, emin olamam.)
- İlk kitaplardan herhangi bir şey değiştirmek ister misiniz?
Ahm ... Bekle ... Neyi değiştirmek isterdim? Tyrion Lannister'ın ilk tanıtıldığı sahneyi değiştirmek isteyebilirim;Tyrion'un bir kapının tepesinden atladığı sahne; bu mümkün değil. O zamana kadar, böyle durumu olan insanlar hakkında çok az referansım vardı ve daha sonra fiziksel zorlukları hakkında daha geniş detaylar öğrendim. Yani bu değiştireceğim şeylerden biri.
- Dördüncü kitaptan, 'Peygamber' veya 'Kraken'in Kızı' gibi takma adlarla bazı bölümleri açığa çıkardınız. Bunu neden yapıyorsun?
Eh ... [Gizemli bir gülümsemeyle uzun zamandır düşünüyor] Bence en iyi bilim kurgu ve fantezi yazarlarından Gene Wolfe'yi tanıyor musunuz bilmiyorum.Eserleri bulmaca ve gizemlerle dolu ve söylediklerine çok dikkat etmeniz gerekiyor.Bir gün ona sorduğumu hatırlıyorum: “Bunu neden kullanıyorsun? Bunun ötesinde daha derin bir neden var mı? ”Ve başlangıçta hiçbir şey söylemedi. Sadece ironik bir şekilde gülümsedi ve bana dedi ki: “Bunun ne anlama geldiğini düşünüyorsun?” Ve ona teorilerimi söyledim.Sonra şöyle cevap verdi: “İlginç…” [Gülüyor].Benden kurtulmak istediğin tek şey bu, ama bunun bir kaza olmadığını söylemeliyim [Gülüyor].
- 2012 yılında 400 sayfasını yazmış kitabın ama ancak 200 tanesi tam manası ile bitmiş (son gözden geçirmelerle yani). Bu durumda şimdi sona gelmiştir inşallah. :)
- Kitabın sonunda herkesi memnun etmeyeceğini biliyorsun, değil mi?
Tabii ki bazı hayranlarımı hayal kırıklığına uğratacağım çünkü nihayet tahta çıkacaklar hakkında teoriler yapıyorlar: kim yaşayacak, kim ölecek… ve hatta romantik eşleşmeleri hayal ediyorlar ama bu fenomeni Rick Nelson'ın sözlerini tekrarlayarak yaşadım: “Kimseyi memnun edemezsin, bu yüzden kendini memnun etmelisin”. Bu yüzden son iki kitabı yapabildiğim kadar iyi yazacağım ve okurlarımın büyük çoğunluğunun bundan memnun olacağını düşünüyorum. Herkesi memnun etmeye çalışmak korkunç bir hatadır; Ben okuyucularınızı kızdırmanız gerektiğini söylemiyorum ama sanat bir demokrasi değildir ve asla bir demokrasi olmamalıdır. Bu benim hikayem ve rahatsız olan insanlar dışarı çıkmalı ve kendi hikayelerini yazmalı; okumak istedikleri hikayeleri.
- Hayran forumlarından uzak durmaya çalıştığını çünkü insanların olanları tahmin ettiğinde hikayeyi değiştirme güdüsü devreye giriyor ama onca ipucunu verdikten sonra bunu yapmanın doğru olmayacağını ve bunun hikayeyi de mahvedeceğini bildiğinden bakmamak en iyi seçenek. “Kitabı o kadar ipucuyla doldurduktan sonra değiştirmek beni yalancı yapar, ben yalancı değilim” diyor(Ama karısı giriyormuş forumlara :P ).
- Sen kötü bir yazarsın çünkü birçok ana karakteri öldürüyorsun. Bununla nasıl başa çıkıyorsunuz?
Şey… Okuyucularımın okuduklarına duygusal olarak katılmalarını istiyorum. Uzaktan okumayı sevmiyorum ve onların gerçekten dahil olmalarını istiyorum ve eğer korkunç şeyler olacaksa; Korkmalarını istiyorum. Bunu yapmanın ötesinde herkesin ölebileceğini belirtmek istiyorum. Benimki, kahramanın güvende olduğunu bildiğiniz, diğerleri gibi tahmin edilebilir bir kitap değil. Kahramanın ne kadar sorun yaşarsa yaşasın, karşılaştığı ihtimaller; o gelecek, çünkü o ... o John Carter, o kahraman. Gerçek hayatta böyle değil ve kitaplarımda gerçekçi olmak istiyorum, bu yüzden kimse kitaplarda güvende değil. Bir yazar olarak amacım her zaman güçlü bir kurgu hikayesi yaratmaktı. Okuyucularımın kitaplarımı ve rahat bir koltukta otururken geçirdikleri harika zamanı hatırlamalarını istiyorum.
- Ama Buz ve Ateşin Şarkısı'nın kahramanı kim ?
Bilmiyorum. Herkes kendi hikayesinin kahramanı ... ve bir düzineden fazla bakış açısı karakterim var ve hepsi kahraman …
- Kitaplarınızın bir başka ilginç yanı da bize Kızıl Tanrının alevleri, Yüce Yürek Hayaleti'nin sözleri veya Ölümsüz Evi'nin vizyonları aracılığıyla birçok ipucu vermenizdir…
-Güler- Onlar spoiler mı? Onların ne demek istediğini anlamak için çok dikkatli bir şekilde bakmanız gerekir. Hepsi de göründüğü gibi değil. Kehanetler beklemediğin şekillerde gerçeğe dönüşürler.”
- Elbette bize yardım etmek için verdiğiniz tüm kehanetlere rağmen hikaye çok öngörülemez …
Kehanetler, kabzasız kılıca benzer, çok dikkatli tutmak gerekir.” diyor ve kehanet işinin kitaba ilginçlik katacağına ama çok belirgin bir mana ile yahut çok kolay anlaşılır şekilde bunu yapmak istemeyeceğinden bahsediyor. Kehanet için Güller Savaşında yaşamış bir lordu örnek veriyor. Beyaz Kule’nin altında öleceğine dair bir kehanet duymuş ve ondan sonra o kuleye bir daha yaklaşmamış; savaşta öldürülüyor ve öldüğü yer de o kulenin resminin olduğu yerdir. “Kehanetler beklemediğin şekillerde gerçeğe dönüşürler.” diye bitiriyor. “Kehanetler beklenmedik şekillerde gerçekleşir. Onlardan ne kadar kaçınmaya çalışırsanız, onları o kadar çok gerçeğe dönüştürürsünüz ve ben bununla biraz eğlenirim.”
- Yani her zaman beklentilerimizi hayal kırıklığına uğratmak istiyorsun, değil mi?
Evet, her zaman niyetim buydu: okuyucunun beklentileri ile oynamak. Bir yazar olmadan önce çok iddialı bir okuyucuydum ve hala öyleyim ve çok öngörülebilir grafikleri olan çok sayıda kitap okudum. Bir okuyucu olarak aradığım şey beni memnun eden ve şaşırtan bir kitap. Ne olacağını bilmek istemiyorum. Benim için hikaye anlatımının özü bu ve bu nedenle okuyucularımın artan ateşle sayfaları çevirmelerini istiyorum: sonra ne olacağını bilmek. Çoğunlukla fantezi türünde, kahramana sahip olduğunuz ve o seçilmiş olan birçok beklentisi var ve her zaman onun kaderi tarafından korunuyor. Kitaplarım için istemedim.
- Serinin ismi neden Buz ve Ateşin Şarkısı? Sur ve ejderhalar ve ötesi için mi?
Bu bariz bir şey ama evet, bundan fazlası var. İnsanlar Robert F.’in şiirinden etkilendiğimi söylüyor, doğru. Ateş aşk, tutku, cinsel şevk ve diğer şeylerdir. Buz ihanet, intikam ve buz… biliyorsun, insaniyetsiz bir soğukluk ve kitaptaki diğer şeyler.
- Bana biraz kadın karakterleri hakkında konuş, çünkü onlar çok çeşitli ... Lady Catelyn, Kraliçe Cersei, Asha Greyjoy, Melisandre, Tarth Brienne ...
Şey ... Farklı olmalılar çünkü farklı yaşam deneyimleri olan farklı kadınlar. Tüm kadınların aynı olduğuna inanmıyorum, erkeklerin hepsi aynı değil. Bence “tüm kadınlar… boş olanı dolduruyor” gibi yaptığınız herhangi bir ifade yanlıştır. Bu tür genellemeler sizi her zaman sıkıntıya sokar, bu yüzden kadın karakterlerimi Westeros'un Yedi Krallığı gibi cinsiyetçi ve ataerkil bir toplumda bile büyük çeşitlilikte sunmak istedim. Kadınlar farklı roller ve farklı kişilikler bulabilirler, bu yüzden farklı yeteneklere sahip kadınlar bir toplumda kim olduklarına göre çalışmak için yollar bulabilirler.
- GRRM savaş karşıtı biri ama “mutlak pasifist” biri kesinlikle değil.
submitted by griljedi to asoiaf_tr [link] [comments]


2020.07.29 15:04 griljedi GRRM 2003 Söyleşileri

Buradaki sorulara verilen cevaplar, önceki yıllarda yapılanlarla çelişkili olabilir zira GRRM’in geçen zaman içerisinde fikir değiştirdiği düşünülmektedir.
  1. Neden karakterleri öldürüyorsunuz?
Çünkü savaş, insanı iyi ya da kötü diye ayırt etmez (aklıma Nazik Adamın sözleri geldi, o da benzer bir şey söylemişti ölümle ilgili).
  1. En sevdiğiniz karakter kim?
Tyrion.
  1. Stannis, Jon Arryn öldürüldükten sonra Robert'ın tehlikede olabileceğine inanmak için sebebi olmasına rağmen neden Dragonstone'da aylarca sessizce oturdu?
Stannis’in yeterince güçlü bir temeli yoktu ama daha da önemlisi Stannis ve Robert yeterince yakın değildi. Bu yüzden onunla yakın olması halinde düşüneceği kadar Robert’a olan tehdidi göz önünde bulundurmamış olabilir.
  1. Ötekiler saf kötü mü? Yoksa nedenleri hakkında daha fazlasını öğrenecek miyiz?
Okumaya devam edin.
  1. Sansa, sadece güzelliğinden dolayı mı Littlefinger’a cazibeli geliyor, yoksa Catelyn'in kızı diye mi? Ben şahsen ilkini tercih ederim.
İkisi de.
  1. Ulukurtlar ve sıradan kurtlar çifteşip, yavru sahibi olabilir mi?
Tahminen. Sonuçta kurtlar ve köpekler melezleşebilir. Chihuahua ve Büyük Danimarkalılar da öyle.
  1. Ned Stark’ın herhangi bir amcası/dayısı ya da teyze/halası var mı?
Hayır.
  1. Gri Solucan’ın ve ırkının önemli olup olmayacağı, görüntüsü ile ilgili bazı şeyler sorulmuş: GRRM, bunun (ırkının) ya da kişisel hikayesinin, seride bir önemi olmadığını söyleymiş ve görüntüsünü tasvir etmiş. Gri Solucan genç, 20'li yaşların sonlarında. Bir hadım olarak yüzü pürüzsüz; sakal, bıyık, kirli sakal vs. yok. Asker, bu yüzden formda ama vücut geliştiricilerinin fiziğinde değil. Onu katı, sağlam bir adam görüyorum, belki de biraz tıknaz; orta boyda, kısa kahverengi saçlı. Lekesizler çok temiz olmak için eğitildiler, bu yüzden üniforması ve teçhizatı sade ve süssüz olsa da tertemiz. Ciddi bir yüz ifadesi var; Lekesizler fazla duygu göstermezler. Onun miğferinde, rütbesini belirtmek için üç sivri uç, çividen bahsetmiştim, sıradan Lekesizlerde bu bir tane. Kapitone bir tuniği, kısa kılıcı ve üç mızrağı var.
  2. Birçok kişi Kingslayer'ın Riverrun'dayken rehin olarak çok az değeri olduğunu veya hiçbir değeri olmadığını düşünüyor. Katılmamaya eğilimliyim. Benim sorum, Cat, Kingslayer'ı serbest bırakmasaydı, Kızıl Düğün yine de devam eder miydi? Ve eğer öyleyse, Ser Brynden hala Kingslayer'ın bir pazarlık aracı olarak sahip olduğu iyi bir konumda mı olurdu?
“Ya eğer...” sorularına cevap vermek çok zor, kimse bilmiyor. Tywin Lannister, düşmanları tarafından “rehinelerle” gözü korkutulacak bir adam değildi ama Jaime özeldi.
  1. Kitabın nasıl biteceğini biliyor musunuz?
Evet.
  1. Ne olur ne olmaz diye bir yere not aldınız mı?
Hayır. Hepsi kafamda, eğer ölürsem şansınıza küsün (7 ceddine söver, mezarında rahat ettirmeyiz).
  1. GRRM, ilk başta AGoT kitabındaki POVlarla tüm seriyi yazmayı planlamış ama sonra Stannis’in neler yaptığını göstermek zorunda olduğunu düşündüğü için yeni pov karakteri yazmaya karar vermiş. Lakin Stannis için bir POV yazmak istemediği için Davos karakterini yazdı. Geri kalanı da buradan yola çıkarak geldi.
  2. GRRM, POV'larını yazarken, (karakterlerin) sebeplerini ve arzularını kullanır. Ne istiyorlar? Neye ulaşmak istiyorlar? Onları tahrik eden nedir? Ne yapmalılar? Etik, ahlak, hırslar, vs. ... karışımın bir parçası.
  3. Beş yıllık atlama... George, ADwD’un flashbackleri ni yazdığını söyledi - geri dönüşler olacağını doğruladı- ve sonra sadece Myrcella'nın taçlandırılması ve ortaya çıkan Dorne sorununun sonuçları gibi şeyleri atlanamayacağını fark etti. Başlangıçta çocukları büyütmek için 5 yılı atlamak istiyordu. Ancak sabırsız olduğunu ve bu 5 yılda gözden kaçırmak için çok önemli şeylerin olduğunu fark ettiğini söyledi... Ve Rickon AFoC'de olmayacak. George'un kesin sözleri: "hayır, henüz yeterince büyük değil." ( **Fark edeceğiniz üzere 5. kitapta flashbackler falan yok. Olay şu; bu sırada yazar hala 6 kitapta seriyi sonlandırmayı umut ediyordu ama sonra işler umduğu gibi gitmedi 7 cilde çıktı. Haliyle hikaye genişledi ve uzadı, bu da kitaplarda ciddi değişimlere sebep oldu. Eski plana göre Myrcella 5. kitapta taç giyecek gibi görünüyor ama aşikar ki bu 6. kitapta olacak.**)
  4. Panele katılan kişi ejderhalarla ilgili bir soruyu yazılı olarak iletmiş sanırım ve biraz olayı karışık anlatmışsa da genel olarak ifade ettiği önemli ayrıntı şu... “SANIRIM ejderhaların aynı cinsiyette olmadığını belirtti. Sorumu aldılar ama cevabın bu olduğuna inanıyorum.”
  5. Westeros, güney yarım kürede değil ve Tommen “ommen(alamet)” ile kafiyeli (önemliyse, Reek sahnelerinde nedense bu kafiye meselesine takmıştı. Acaba Tommen, neyin alameti? :D ). Blackwood ve Brackens haneleri kadim düşmanlardır.
  6. Ejderhaların Dansı’nın 2. kere tekrar edeceğini ve bir kitabın konusu olacağını söyledi.
  7. Serinin ismi iki zıt bileşeni barındırıyor. Bu şekilde Westeros halkı için barış ve uzlaşma umudu olmadığını mı söylemek istiyorsunuz?
Hayır, ille de değil. Bence buz ve ateş, sevgi ve nefretin zıtlıkları, simgeledikleri her şey serinin neyle ilgili olduğu ile ilgili temalarından biri. Bunu kısaca özetleyemezsiniz ama bu kesinlikle bir parçası. İsmin açık bir anlamı olduğu gibi birkaç farklı seviyede anlam içeren isimleri seviyorum, ancak düşünürseniz ikincil bir anlam hatta bir üçüncül bile çıkarabilirsiniz. Burada uğraştığım şey bu.
  1. Jon’u dışlanmış bir piç olarak çizdin. Yine de en çekici karakterden biri. Jon’u “masa altındaki köpek” olarak tasarlama sebebiniz ilgi çekici olması için miydi yoksa piçliği onun karakterinin şekillenmesinde merkezi bir şey mi?
Neredeyse tüm karakterlerin bir şekilde kendi problemleri var. Ana POV karakterlerimin çok azı tüm cevaplara sahip ya da yaşamı boyunca kolay bir yola sahip. Hepsinin taşıyacağı yükleri var. Bazıları bir toplumda kadınlara mutlaka değer vermeyen ya da onlara çok fazla güç ya da bağımsızlık veren kadınlardır. Tyrion elbette kendi zorlukları olan bir cüce. Dany diğer insanların merhametine kalmış sürgün, güçsüz, parasız ve Jon bir piçtir. Bunlar karakterlerini şekillendiriyor. Hayattaki deneyimleriniz, yaşamdaki yeriniz kaçınılmaz olarak kim olduğunuzu değiştirecektir.
  1. Lord Stark, Jon'u gerçek bir oğulmuş gibi kabul ederken, Leydi Stark onu reddediyor ama ikisi de onun için gerçek anne-baba figürleri değil. Bu karmaşık ilişkiler sadece romandaki tüm kilit aileleri karakterize eden tipik aile yaşamının bir yansıması mıdır yoksa bu ilişkiler Jon'un karakterini şekillendirmede de merkezi mi?
Jon'un karakterini şekillendirmede kesinlikle önemlidirler. Lord Stark'ın Jon'a gerçek bir ebeveyn figürü olup olmadığına itiraz edebilirim. Jon ve Catelyn’den olan tüm çocuklarına karşı oldukça iyi bir ebeveyn figürüdür. Elbette, iyi bir baba veya ebeveyn figürü olarak nitelendirilenlerin standartlar, ortaçağ ortamında bugünkünden çok farklıdır, bu nedenle bu şeylere bakarken akılda bunun tutulması gerekir. Bugün biri sekiz yaşındaki oğlunu alıp başka bir ülkedeki aileye hizmetçi olarak gönderirse dehşete düşeriz, ancak orta çağda her zaman bu tür şeyler teşvik edilirdi.
  1. Ulu kurtlar, Stark çocuklarının ve Jon’un kimliğini tanımlıyor ve onların varlıkları her şeyi bir devinime sokuyor. Üçüncü kitapta Jon’un kurdunu kaybetmesi onun açısından ileride bir felakete neden olur mu?
Elbette üçüncü romanda da kurdunu geri alır. Üçüncü romanda Jon ve Ghost ile ilgili önemli bir nokta var. Romanda onu hissedemediği bir dönem var, onu daha önce olduğu gibi hissedemiyor, sonra tekrar hissedebiliyor. Bu küçük ama yine de önemli bir konu.
  1. Romanlar ortaya çıktıkça, Jon da tıpkı Dany'nin güney sıcaklığına ve ateşine yakından bağlı olduğu gibi, kuzey soğuk ve buzuyla giderek daha fazla özdeşleşiyor. Bu ikisi sonuçta Buz ve Ateş serisinin merkezi imajını somutlaştıracak mı?
Bu kesinlikle yorumlamanın bir yoludur. Bu okurlarımın tartışması için. Bu olası bir anlam olabilir. İkincil bir anlam veya üçüncül bir anlam da olabilir.
  1. Jon Snow'un karakterini şekillendirmek için gerçek dünya ilişkilerinden ve kişisel deneyimlerden yararlandınız mı yoksa tamamen hayal gücünüzün çocuğu mu?
Sanırım ikisinden de biraz... Bence nihai en önemli kaynak kendinizsiniz çünkü kendiniz dışında hiç kimseyi gerçekten tanımıyorsunuz. Sanırım tüm karakterde kendimdem büyük bir parça var ama farklı şekillerde kullanıyorum. Kafanın içine girip “Bu durumda olsaydım, ne yapardım? Ne hissederdim?” diye sormalısın. Nasıl olurdu? O karakter hakkında yazarken o karakter olmalısın.
  1. Kendinizi yakın hissettiğiniz bir karakter var mı?
Muhtemelen Tyrion. Tyrion hakkında yazmak çok eğlenceli. Keskin bir dili ve olaylara bu tür karanlık alaycı bakış açısı var. Bu bölümleri yazmak çok eğlenceli be o da bir yetişkin, bu da onu biraz daha kolay hale getiriyor. Çocuklar, özellikle küçük çocuklar yazmak zor. Sanırım Bran yazması en zor karakter çünkü büyük pov karakterlerinden en küçüğü.
  1. Jon'la bu kadar yakından ilişkili olan hayvan dönüşümlerini ne yapacağız?
Tüm Stark çocuklarının kurtlarla belirli bağlantıları vardı. Westeros'ta tüm bu büyük ailelerin armaları, taşıdıkları hayvan iddialarında belirli bir miktarda kimlik gerçekliği olduğunu düşünüyorum. Örneğin Lannisterlar kendilerini hep aslanlara benzetiyorlar ve "Beni kükrerken duy!" sloganı, hayata bakış açılarıyla ilgili belirli bir şekilde konuşuyor ama sanırım Starklar için, özellikle bu nesilde, bu ulukurtlar ile bunun biraz ötesine geçiyor. Onlar için kullanışlı bir mecazdan daha fazlası. (Winter is coming, bebeğim. )
  1. Stark çocuklarının direwolves ile ne kadar yakından bağlı olduklarından bahsettin ama şimdi Leydi öldüğüne göre Sansa ne durumda?
Kendi kurdunu kaybetti, bu yüzden bir bakıma bu, onu biraz başıboşluğa terk ediyor. Elbette Arya da kendinkini kaybetti, Nymeria’dan ayrıldı.
  1. Yine de dönüşümlerini yapmaya başladı? (karakter dönüşümü vs. demek istiyor sanırım)
Elbette.
  1. Leydi’nin Tazı ile yer değiştireceğinle ilgili bazı görüşler söz konusu, mümkün mü?
Ne? Ne kadar ilginç bir tahmin. Buna yorum yapmayacağım (güler).
  1. Bu sadece merak uyandıran noktalardan biri.
Okuyucuların kendilerinin çözmesi ve tartışmaları gereken şey. Bazen biraz eliptik olun.
  1. Bir noktada Bozrüzgar, Hayalet’i “onlardan biri ama onlardan biri olmayan” sessiz olarak simgeler. Ulu kurtlar çocukları yansıtıyor gibi görünse de Hayalet’in bu simgeselliği Jon'un bir şekilde onun çevresindeki insanların bir parçası olduğu, ancak yine de ayrı olduğu anlamına mı geliyor?
Oh evet, bence bu her zaman doğru. Winterfell'de bile kurtlardan önce bir çocukken Jon bir piçti. O garip biriydi. Geri kalanların hepsi çz kardeşler. O sadece bir üvey kardeş, bu yüzden onlara çok bağlı değil. Bazı durumlarda her şeyi kardeşleriyle paylaşabiliyordu, Robb ve hepsiyle beraber eğitim alabiliyordu ama sonra başka bir durum ortaya çıkar - kral kaleye gelir ve yüksek masada kimin oturabileceğini seçtiklerinde - orada hoş karşılanmadı. Yani o onlardan, ailenin bir parçası, kardeşlerin bir parças ama o ayrıca biraz ayrı da. Hayalet buna çok benzer. O albino, gürültü yapmayan biri, bu yüzden diğer ulurkurlarla bağlantılı ama ayrıca birbirinden ayrı.
  1. Obsidiyen’i “ejderhacamı” olarak nitelendirmenizde belirli bir sebep var mı?
Evet, var.
  1. Ejderhalar bir şekilde Ötekilerin ölümlü düşmanları mı?
Pek çok efsane var ve gelecek kitaplarda onlar hakkında daha fazla şey duyacaksınız, ancak Ötekiler ve ejderhalar hakkında birçok şey belki de şimdiki insanlar tarafından tam olarak anlaşılamıyor. Obsidiyen elbette volkanik camdır; dünyadaki muazzam ısı ve baskıdan oluşur. Ejderhaların kendisi yoğun sıcak yaratıklarıdır.
  1. Fantezi için obsidyene bir şey ekleyip eklemediğinizden emin değildim.
Tabii ki gerçek obsidyenin sahip olmadığı büyülü özellikler verdim. Sonuçta, sihri olmayan bir dünyada yaşıyoruz. Dünyamda sihir var, bu yüzden biraz farklı.
  1. Kral Muhafızlarının kalan kraliyet ailesi üyelerini korumak yerine neden Neşe Kulesi'nde Ned'e karşı durup savaşmayı seçtiğini açıklayabilir misiniz?
Kral Muhafızları kendilerine emirler veremezler. Krala hizmet ediyorlar, kralı ve kraliyet ailesini koruyorlar ama aynı zamanda emirlerine uymak zorundalar ve Prens Rhaegar onlara belirli bir emir verdiyse, bunu yapacaklardı. "Hayır, bu emri sevmiyoruz, başka bir şey yapacağız" diyemezler.
  1. Valyria’nın düşüşüne neden olan şey neydi?
Kitaplarda daha fazlasını öğreneceksiniz.
  1. Sur’un kuzeyindeki ulukurtları hiç duymamanın bir nedeni var mı?
Onlar soyu tükenmiş bir hayvandır. Çok büyük ve tehlikeli bir avcıdırlar ve insanlar muhtemelen onları avlamışlardır.
  1. Kara yemininin, Stannis'in Jon'a teklif ettiği şeyden başka şekilde iptal olmasının bir yolu var mı?
Tarihsel olarak değil ama elbette krallar her daim kuralları değiştirebilirler. Kral Muhafızları, Fatih döneminde, önceki tarihsel geleneklere yanarak, kurdu ve zaman içinde birkaç kural değişikliği oldu. Joffrey de kural değiştirdi ve yaşından dolayı Selmy’yi emekli etti, olağan şartlarda ölene kadar hizmet etmesi gerekirdi. Yani bunlar değiştirilebilir.
  1. Ötekilerin kılıcının hangi maddeden yapıldığını biliyor musunuz?
Buz. Lakin öyle sıradan bir buz değil. Ötekiler buzdan, hayal dahi edemeyeceğimiz şeyler ve nesneler yapabilir.
- Arya ve Sansa isimleri, karakterlerinin kutupsal karşıtlarını temsil eder; Arya sert bir isim iken Sansa daha yumuşak ve hoş bir isimdir.
- Parris, Arya’nın ölemeyeceğini ilan etmiş. GRRM bunu bir hayranın “Dany’yi öldürme iznin yok!” çıkışı üstüne söylemiştir.
- Gökkuşağı Muhafızları, Renly’nin cinsel tercihini temsil etmiyor. Bu daha çok KM için “beyaz” ve NW için “siyah” kullanılması gibi alakasız birkaç şeyin dorun noktası. Bir gökkuşağı, bir nesnede bir araya getirilen yedi renktir; onu kutsal üçlemenin İrlanda Katolik simgesi “yonca” ile karşılaştırdı; Renly de Yedi inancına mensup biri olarak bunu kullanmış yani; ayrıca yedinin takipçilerin tapınaklarda gökkuşağı prizmaları kullanıyor, bazı rahip-rahibelerde kolye olarak görmüştük (Yani tamamen “inanç simgesi” gibi bir şey o pelerinler. Belki Stannis’in yeni dinine karşılık olsun diyedir).
- Harrenhall’da bir çok şey oldu, bazılarını biliyoruz ama bazılarını bilmiyoruz.
- Mevsimler "tamamen fantezi temelli" dir. Bilim-kurgu tipi bir öğe yok.
( \*2003 yılına ait, bağlantı adresi olarak verilmiş, 2 tane söyleşi daha vardı ama siteler sanırım kapanmış, bu yüzden çeviri mümkün olmadı.** )*
submitted by griljedi to asoiaf_tr [link] [comments]


2020.07.03 02:00 Cratix16 Annem Babama Nasıl Verdi Acaba Neler Hissetti! Part 3

akşam incide takılıyordum ki babam bini çıktı yanıma kapıyı tıklattı.. okan mı beyaz mı? diye sordum. ikisinin de amk aç kapıyı dedi. doğru cevabı verdiğinden açtım kapıyı. lan bu ne hal? diye bağırdı. ne var halimde? dedim. oğlum delirtme çıkar şunları diyor. taktığım sütyeni kastediyormuş amk.. bu herifin dar kafalılığı öldürecek beni. baba merve'ye aldım takmadı, o kadar para verdim. boşa mı gitsin? tasarruf yapıyorum dedim. tasarrufunu giberim diye bağırınca çıkarmak zorunda kaldım. tek tek tuvaletleri gezip boşa su akıyor mu? diye kontrol etmeyi biliyor oç. biz tasarruf yapınca suçlu oluyoruz. takacak ya bana, bahane arıyor. konuyu değiştirmek için zaman lerzan mutlu'yu ne kadar değiştirmiş, farkında mısın? diye sordum, giblemedi. böyle zekiliklerim vardır. aşırı bir tepki aldığımda olayı yumuşatmak için parlak zekamı devreye sokarım. ters ters bakıyor amk.. sen ne demeye geldin baba? dedim. demiyorum lan sana bir şey baba da deme bana amk dedi ve çıktı. oha amk itirafı kest. delirmek üzereydim.. babam kimdi benim amk? bu konuyu hemen açıklığa kavuşturmalı, incide arkamdan konuşulanları haklı çıkarmamalıydım.
not: lerzan mutlu annem olabilir.
hemen indim aşağıya sordum anneme. benim babam kim? dedim. mal mal konuşma git başımdan diyor. babam babam olmadığını iddia ediyor, kim benim babam cevapla çabuk, yoksa bida odama almam seni dedim. öyle deyince tırsmış olacak gitti babama sen ne dedin bu çocuğa? diye çıkıştı. ben biraz uzaklaştım, dayaktan korktuğum için. zaten duydum sonra babam yakışıksız ifadeler dillendiriyordu hakkımda. bunlardan bir gib çıkmayacaktı, kendi yöntemlerimle öğrenmeliydim. merve'nin yanına gittim. kapıyla küs olduğumuzdan ona bir şey söylemedim ve tıklattım. zaten onla harcayacak zamanım da yoktu. merve açtı kapıyı, ne var? dedi. önce benimle insan gibi konuşmasını, daha sonra göğüslerinin bir ara fotoğrafını çekmemiz gerektiğini, bir iş için lazım olduğunu tembihledim. git abi pff xs gibilerinden bir şey söyleyecek oldu, tuttum saçından. söyle, geçen saklayıp da söyleyemediğin şey neydi? benim gerçek babam kim? annem başka kimlere veriyor? dedim. sesi çıkmadı.. söyle çabuk yoksa nermin'in face profiline yine mesut yar'ın kilo vermeden önceki hallerinin fotoğraflarını atarım diye tehdit ettim, defol diye karşılık verdi. bu kız tam bir kevaşe.. artık anlaşılmıştı, aile içinden doğru cevap gelmeyecekti. bir an önce farklı yollara yönelmeliydim.
not: aradığım sorunun cevabı nermin'de olabilir.
sabaha kadar gözüme uyku girmedi. face'den, twitter'dan ve inci'den çeşitli duyurular yaptım. babamın kim olduğunu bilenlerin acil bana ulaşması gerektiğini yazdım. küfürle cevap verenlere gerekli tepkileri verip evden fırladım. 1. kata indim, yine o kadın çıktı. eşiniz evde mi? dedim. hayır dedi. oha bu saatte gelmedi mi hala? diye bağırdım. herif ağır tokmakçı amk evine bile uğramıyor. saçmalama işe gitti dedi. yemedim tabiki ama onla uğraşamazdım. sizin kocanız benim annemi gibmiş doğru mu? dedim. ne diyorsun sen defol git falan dedi küfür müfür bir şeyler saydırdı. dur kapatma kapıyı cevap ver dedim, kapattı huur kapıyı. annemin tadına varmış biri bu karıya katlanıyor olamaz deyip babamın bu adam olmadığına karar verdim. karşı komşu firuze teyzenin kapısını çaldım. eşiniz evde mi? diye sordum.. yok dedi. kocanızı kastediyorum, evde mi? dedim. yok evladım diye karşılık verdi. firuze teyze belanızı gibtirmeyin hepinizin eşi mi memur amk saat 8 buçuk deyince, bir şeylerden korkuyor olmalı ki kapıyı hakaret ederek kapattı. firuze teyzenin kocası ihtimalini aklımda tutmalıydım. firuze teyze bir şeyler saklıyor gibiydi. sıra 2. kattaki dairelere gelmişti.
not: 1. kattaki kadının adını hala bilmiyorum.
  1. kattakilerden birini tanıyorum da 4 numaraya hiç gitmemiştim. o yüzden önce tanıdığımdan başlayıp aradaki samimiyeti kullanmaya karar verdim. kapıyı çaldım, aramızdaki samimiyete olan inancından dolayı açtı kapıyı. aramızdaki samimiyete güvenerek nassın mehtap teyze görünmüyon? dedim. beni görmekten şaşırmış olacak ki ters ters baktı. kocanız annemi gibmiş doğru mu? diye sordum. sorgu tekniğidir bu, annem itiraf etmiş gibi yapıp lafı alacaktım ağzından. böyle zekiliklerim vardır. insanlara aklımla küçük oyunlar oynar, keskin zekam karşısında çırpınışlarını izlerim. lafı değiştirmek için terbiyesizlik yapma oğlum git işine hadi deyip kapıyı kapattı. bunların hepsi niye böyle davranıyor amk? 1 insan gibi sohbet edebilen olmaz mı koca apartmanda.. kocasından şüpheleniyor belli ki. bu ihtimali de cebe koyup 4 numaraya gittim. çaldım kapıyı benim yaşlarımda bir kız açtı. eşiniz evde mi? dedim. eşim yok benim, neden sordunuz? dedi. kocanızı kastediyorum hanımefendi, evde mi çabuk diye ısrar ettim. öğrenciyiz biz söyle ne söyleyeceksen diyor. bir an öğrenci ve kız olduğunu aklıma getirince çok heyecanlandım ve birkaç saniye aralıksız bakıştık. fakat benden hoşlanıyor olması, sorgu tekniğimden kaçabileceği anlsevgi gelmiyordu. babanız annemi bafilemiş doğru mu? dedim, gülüyor amk. oha bulmuştum galiba.. bu diğerleri gibi kapıyı kapatmamıştı. tabi bu benden hoşlanıyor olmasından da kaynaklanabilirdi ama gözlerinden babasını saklamak istediği gerçeğini okudum. bak dedim ayağını denk al, şahsi meselemizi sonra halledelim dedim ve babasının msn adresini istedim. uğraşamam senle deyip kapıyı kapattı. nihayet elime gerçekçi deliller geçmişti. ayrıca behzat ç'deki şule'den sonra ilk kez bir kızın benden hoşlandığını hissetmiştim. bu da olumlu bir gelişmeydi. neyse edindiğim bilgileri aklımda tutup 3. kattakileri sorguya çekmek vardı sırada.
    not: mehtap teyze ve erdal beşikçioğlu liseden sınıf arkadaşı olabilir.
  2. kattaki sinirli teyze biraz beni korkutsa da kapıyı çalmak zorundaydım. açtı ne var? dedi. olaya yumuşak girmek için natalie portman'ın léon'daki halini hatırlıyor musunuz? dedim. anlamadım? evladım işim var noldu? dedi. acelesi kendini ele veriyordu açıkçası. bu tavrı şüphelerimi artırmıştı. hanımefendi dalga geçmeyin benle, kocanız nerde? dedim. napacan kocamı? diyor. aklı sıra lafı değiştirecek oç. kadın biraz yaşlı olduğundan sorumu dikkatli sordum. muhterem beyefendinin validem ile vakt-i zamanında izdivaç ettiğini teferrüc ediyorum dedim. söylediğime cevap vermeyip lafı değiştirmeye çalıştı. annenin haberi var mı geldiğinden? dedi. sanane annemden oç deyip ondan önce kapıyı ben kapattım. sonra da açmadı oç. şüpheliler listeme eklenmekten kurtaramamıştı kocasını... karşı daireye geçtim. kapıyı tıklattım. kapıyı açan kadına ''oha siz burada mı oturuyordunuz? kapıcı sanıyordum sizi.'' dedim. ne diyorsun sen? falan bir şeyler geveledi. eşiniz evde mi dedim. yok bana söyle ne söyleyeceksen bebek içeride yalnız dedi. bebek kimden? diye sorunca biraz sinirlenip kapıyı kapattı. bu millet mal amk. babam tembihlemiş herhalde hepsine, konuşmayın demiş. bu adam tam bir oç, böyle bir şeyi benden saklayabileceğini nasıl düşünür? neyse şimdi gitmem gereken tek bir adres kalmıştı. firuze teyze.. fazla beklemeden bizim kata çıktım.
not: bebek önder açıkbaş'tan galiba.
bizim kata çıkıp firuze teyzelerin kapısını çaldım. firuze teyze kapıyı açınca bir şey söylemesine izin vermeden ''haykırmaaaak istiyoruoooğğmmmm konuşamıyorum'' eserini ilhan irem'in tarzıyla seslendirmeye başladım. bu daha samimi bir sohbet gerçekleştirmemizi sağlayabilirdi. noldu evladım yine? dedi. bakın firuze teyze sevişmek doğal bir şey ve insanın bir ihtiyacı. günümüzde yıldız tilbe bile sevişiyor dedim. oğlum git hiç sırası değil dedi. ne sırası değil? bu saatte görmeyin siz de şu işi kardeşim dedim. kapıyı kapatıyordu ki koydum ayağımı araya korkmasını sağladım. bildiğiniz gibi böyle çevikliklerim ve böyle zekiliklerim vardır. bu hareketimde iki yeteneğimi bir potada erittim. napıyorsun oğlum sen? git evine yürü dedi. eşiniz annemi emmiş doğru mu? dedim. anlamadığım birkaç arapça cümle söyleyerek kapıyı kapattı ve kafamı karıştırdığını sandı. fakat bu hareketleriyle kendini ele vermiş oldu. çünkü firuze teyzenin arapça bilme ihtimali çok düşüktü. böyle basit hamlelerle aklımı karıştırmayacağından şüpheliler listeme kocasını ekletmekten kaçamadı. yeterli bilgiyi toplamıştım. şimdi eve gidip taylor swift'in love story şarkısı eşliğinde bir durum değerlendirmesi yapacaktım. kapıyı çaldım, annem açtı. nereden geliyorsun? diye sordu. konuyu değiştirmek için defne joy foster öldü 3 gün yas tuttunuz, 30 şehit öldü şimdi neredesiniz? dedim. mal mal baktı, fırsattan istifade odamın yolunu tuttum.
not: ilhan irem, taylor swift'e kanye west'in yaptığı ayıbı yapmazdı.
harun kolçak posterimi ters çevirip duvara astım. şüphelilerin isimlerini, yaşlarını, duyabildiğim kadarıyla haftalık sevişme sayılarını yazdım. o sırada babam geldi, kapıyı tıklattı. gel lan kahvaltı yap dedi. yeterli eti cinim olduğunu, kapımın önünü derhal terk etmesse merdivenlerle konuşacağımı, bir daha onu üst kata çıkarmayacağımı söyledim. öyle deyince korkmuş olacak ki hiçbir şey demeden aşağı indi. elimdeki delilleri ve düşündüklerimi facebook, twitter, inci'de paylaştım. msn iletimi ''alem arka olmuş.'' yaptım. insanlardan yardım istedim. fakat herkes oçlik peşinde olduğu için gerekli küfürleri gerekli yerlere iletip sosyal ortamdan da umudumu kestim. neden herkes bana karşı amk bir anlasam... daha sonra kapım çalındı, gelen merveydi. şaşırdım amk hangi dağda kurt öldü? diye sorup biraz gülümsedim. abi açar mısın kapıyı? dedi. önce soruma cevap ver dedim. abi aç şu kapıyı diye bağırınca daha fazla sinirlendirmemek için kapıyı açtım ve hangi dağda kurt öldü? derken gerçek bir soru sormadığımı, kendisine bir espri yaptığımı belirttim. yoksa 12 yaşında kız nerden bilsin amk nerde kim öldü * böyle esprili anlarım vardır. sivri zekamla beklenmedik espriler yapar, insanları aralıksız güldürürüm. neyse derdin ne merve? sütyensiz birini odama almadığımı biliyorsun, acele et dedim. bir fotoğraf çıkarıp, abi bu iğrenç şeyi niye yatağımın altına koydun? dedi. o iğrenç dediği şeyin david fincher'ın 25 kare tekniği olduğunu ve fight club'ın final sahnesinde bulunduğunu belirttim. merve iyi kız, hoş kız da cahil biraz galiba.. bir daha yapma böyle şeyler yeter artık dedi. konuyu değiştirmek için bu yaşar nuri öztürk saba tümer'e neden bu kadar sinirli? diye sordum. aklı karışmış olacak ki cevap vermeden çıktı odadan. ben de işime bakmaya devam ettim.
not: helena bonham carter yaşar nuri öztürk'ten hoşlanıyor. ikisinin de 3 ismi var.
duvardaki yazdıklarıma bakarak bir süre düşündüm. daha sonra benden hoşlanan öğrenci kızla şükran teyzenin akraba olduklarını farkettim. bu da firuze teyzenin kocasının benim babam olma ihtimalini kuvvetlendiriyordu. indim aşağıya annem mutfakta bir şeylerle uğraşıyordu. anne firuze teyzenin kocasıyla nereden tanışıyorsunuz? dedim daha mevzuya girmeden. böyle zekiliklerim vardır. konuya farklı bir yerden girer, karşımdaki insanın aklımın oltasına düşmesini beklerim. fakat annem git başımdan, uğraşamam gibi basit kelimelerle beni başından atmaya çalıştı. yemedim tabiki, ama yine de çok üstüne gitmeden lafı ağzından alıyım diye kim kardashian'ın en küçük kız kardeşinin model olmak istediğinden bahsettim. yine aynı basitlikte cümlelerle lafı geçiştirmeye çalışınca kafasını karıştırmak için requim for a dream'in ne kadar overrated bir film olduğundan bahsettim ona. fakat kadına işlemiyordu. anlaşılmıştı, çözülmesi için biraz daha zaman vardı. ben de yukarı çıkıp biraz kafamı dağıtmalı, başka şeylere yoğunlaşmalıydım. bu kadar düşünmek bana bile fazla gelmişti. inci'ye girip semiha berksoy ferresi yolla diyene yolluyorum başlığı açtım. pek ilgi görmeyince twitter'a girip birkaç güldüren şaka yaptım. kimse rtlemeyince face'e girip liseden arkadaşım pelin'in duvarına halil sezai paracıklıoğlu senden hoşlanıyor yazdım. 2 dakika sonra kaldırdı gönderimi oç. herkes bana karşı amk böyle dünyanın necati ateş'ini gibiyim deyip uykuya dalmaya karar verdim ve yatağa yattım. bir an önce sabah olmasını ve planlarımı hayata geçirmeyi istiyordum.
not: pelin kim kardashian'ın erkek kardeşine veriyor. eminim...
sabah kalktım erkenden reserved ne demek ola ki amk? diye düşündüm biraz. daha sonra quentin tarantino'nun adını hatırlayamadığım bir filmine gönderme olduğuna karar verip işe koyulmayı tercih ettim. merve'nin odasına inip biraz kapıyla dertleşmek istedim, fakat cevap vermedi oç. tüm dünya bana karşı birleşmiş amk deyip eticin+cappy i mideye indirdikten sonra firuze teyzelerin daireye indim. kapıyı tıkladım, açan olmadı. fakat içerde ayak sesleri vardı amk uyuyor olamazlardı. böyle zekiliklerim vardır, şeytanı ayrıntıda arar, aklımı kullanarak yerinde gözlemler yaparım. açmaları için kapıyı daha sert vurmaya başladıktan sonra firuze teyze açtı kapıyı. bir şey dememe izin vermeden bak çıkacam söyleyecem artık sizinkilere yeter böyle oğlum, acıyorum ses çıkarmıyorum dedim. sen kimsin bana acıyorsun firuzan teyze? kocanı çağır dedim. adını firuzan olarak telaffuz ettim ki onu önemsemiyor gibi bir görüntü verip, karşımda ezilmesini sağlayım. böyle hınzırlıklarım vardır. kocamı çağırırsam dayak yersin, git bak dedi. babam değil mi? döver de, sever de.. karışmayın çağırın dedim. ne diyorsun oğlum sen, çık elimi belada koyma diyor oç. eğer kocasını çağırmassa zabıta ya da pakize suda'yı çağıracağımı belirttim. fakat kadın oralı olmadı.. yetmezmiş gibi kapıyı yüzüme kapattı. oğlunuz büyüyünce önder açıkbaş gibi olacak hepiniz oç siniz deyip bizim daireye çıktım. konuyu manevi babama açma vakti gelmişti.
not: reservedla ilgili filmde pakize suda oynuyordu galiba.
kahvaltı masasına oturup bir süre herkesin uyanmasını bekledim. o sırada abraham lincoln'ün annemle ne ilgisi olabilir? diye düşündüm. neyse ki ilk uyanan babam oldu. napıyon lan burda? uyumadın mı? dedi. uyuduğumu, çünkü beynimin en fazla uyurken geliştiğini belirttim. beynini gibiyim gibilerinden ucuz bir laf etti. bu adamın aklı sıra benle taşak geçmesi çok sinirlerimi bozuyor. manevi babam olduğunu öğrendikten sonra bıçaklamayı düşünmüyor değilim. neyse buna daha fazla takılmayıp onu popülasyon genetiğinin kurucuları ingiliz biyologlar ronald fisher ve j.b.s. haldane için 1 dakikalık saygı duruşuna davet ettim. giblemedi oç.. tabi ben hiç bozmadan duygulu bir 1 dakika yaşadıktan sonra konuya girmeye çalıştım. fakat bu oç döver diye yavaş yavaş bahsetmeliydim içimdekilerden. ilk insan ademse ya bu kızını gibti, ya da oğulları kız kardeşlerini? diyerek bir sohbet konusu açmaya çalıştım. sabah sabah sürünme yine.. diyince olayı mantık boyutundan şiddet boyutuna taşımamak için lafı uzatmadım. önce sevecen olmalıydım. bak dedim sen de bu yaşıma kadar büyüttün ettin, aç susuz koymadın eti cinim ekgib olmadı sağol dedim. ne diyon sen amk? diyor oç hala işin gırgırında. baba, bak hala baba diyorum sana. sen kim olduğunu söylemedin ama ben gerçek babamı buldum dedim. ilk başta şaşırdı, sonra zekama şaşırmış olacak ki hafif gülümsedi. kimmiş? dedi joe biden dedim. oç kahkaha atıyor karşımda. ne gülüyorsun amk baktım netten ben joe biden türkiye'yi başkan yardımcısı olmadan önce defalarca ziyaret etmiş dedim. oğlum bak sinirleniyorum, gibtir git diyor bana muallaknin evladı. hayır dedemi tanımasam manevi babama böyle söylememem gerektiğini düşünücem. ama biliyorum dedemi, kesin muallaknin evladı bu. az önce buraya gelip düşünmeye başlayana kadar firuze teyzenin kocası sanıyordum. o da bafiliyor annemi ama benim babam o değil, az önce düşününce farkettim dedim. ayağa kalktı bu hiçbir şey demeden üzerime yürüdü. şiddet çözüm değil, mantıklı ol. joe biden olmayacak da kim olacak? bunu daha önce düşünmemiş olmam saçma değil mi? diyecektim saç.. diyebildim. ağzıma burnuma daldı amk. bu kez farklı oldu biraz. 1 dişim kırıldı, gözüm 10 dakika içinde hafif morlaştı. elmacık kemiklerim çok acıyordu. vurdukça da kesmedi öncekiler gibi oç. neyse bıraktı gidiyordu sen benim maddi babam değilsin dövemezsin beni diye bağırdım. maddi o anlamda kullanılmaz gerizekalı diye yanıt verip odasına gitti. hmmmm bunu biraz düşünmeliydim.
not: ronald fisher, joe biden'ı duşta seyretmiş.
bir süre burnumdan yere damlayan kanları izleyip kafamda robert downey jr.'ın sherlock holmes performansını değerlendirdim. annem uyanmış amk o geldi ne oldu yine? ne bu halin? salim allah belanı versin deyip ağlamaya başladı. haltları sen yiyorsun, dayağını ben yiyorum anne dedim. ne yaptın yine gerizekalı? sorusuyla karşılık verdi. joe biden'ın babam olduğunu manevi babama söylediğimi belirttim. gözlerinden okudum bir yıllar öncesine gitti.. hiçbir şey demedi, ilk yardım gereçlerini getirdi. bunların yararı olmayacağını, acil bana merve'nin ojelerinin lazım olduğunu söyledim, takmadı. benim de kalkıp onları getirecek halim yoktu açıkçası. her tarafım acıyordu. daha sonra babam oç geldi annemle sırtladılar beni odama taşıdılar. güya şefkatli görünüp joe biden'ı aramama, onları terk etmeme engel olacak oç. ama yağma yok.. iyileştikten sonra ona gününü göstermeye karar verdim. gözlerim dolacak gibi oldu, kendimi tutmak için youtube'a girip harun kolçak'ın ''gir kanıma'' klibini izledim. biraz daha iyiydim.. biraz kafamı farklı şeylere odaklamam gerekiyordu yine. zeki insanların da dinlenmeye ihtiyacı vardır. o yüzden kafamdaki bir diğer önemli soru önder açıkbaş nasıl ünlü oldu? ya yeniden cevap aramaya çalıştım. kendisinin okan bayülgen ile eşit iq'da olduğunda bir kez daha karar kıldım ama dediğim gibi bunu zaten biliyordum. bana daha farklı argümanlar lazımdı.
not: babam oç önder açıkbaş'a kızıyor, sinirini bizden çıkarıyor.
neyse google görsellerden ibrahim erkal fotoğraflarına bakıp sakinleştikten sonra youtube'a girip mustafa karadeniz kamera şakaları izledim. artık iyiydim... şimdi joe biden'a ulaşmak lazımdı. twitter'da kendisini followlayıp birkaç mention attım. facebook duvarıma joe biden beni bul, konuşmamız gerek yazarak telefon numaramı paylaştım. son olarak serkan inci'ye pm atıp beni joe biden ile tanıştırmasını rica ettim. bu ikilinin liseden arkadaş olduğunu düşünürken keşfetmiştim. her tarafım ağrıdığından aşağı inemezdim. anneme seslenip gelmesini söyledim. gelince robert plant'in vokalistliğini yaptığı efsane ingiliz rock grubunun ismini sordum. bilemedi cahil oç... yine de içeri aldım çünkü durum ciddiydi. annem içeri girince manidar olsun diye youtube'dan metin ışık'ın lay lay lom eserini açtım. böyle zekiliklerim vardır. yaptığım eylemlerle insanlara mesajlar verir, onları beynimin labirentlerine davet ederim. ne diyorsun söyle çabuk? bir ihtiyacın mı var? dedi. anne joe biden'a acil ulaşmam lazım. telefon numarası vardır sende, versene.. dedim. hiçbir şey demeden çıktı odadan oç. beni peydahlamayı biliyorsun. o zaman bazı sorulara da cevap vereceksin amk. neyse ben yeteri kadar zekiydim, kimseye ihtiyacım yoktu. açtım yeniden twitter'ı baktım beni ne followlamış, ne sorduğuma cevap vermiş. bu beni biraz üzdü. herkesten sonra onun da bana sırtını dönmesi fazla ağır olmuştu. tavrımı anlasın, kendine çeki düzen versin diye son kez ''followa follow aqar agaaaaaaa'' yazıp kendisini unfollowladım. baktım facebook'taki çağrıma da cevap verdiği yok, dikkat çekmek için gönderimin altına ''a tempest of siblings, business and fame engulf olympic decathlete bruce jenner and paparazzi fave kim kardashian as their huge hollywood families collide.'' yazdım. hani adam ingilizce biliyor ya.. o açıdan. böyle zekiliklerim vardır. her bireyi kendi başına, kendi şartlarıyla değerlendirip onları aklımın kapanına sokarım. inci'deki inboxım da hala boş olduğuna göre biraz daha beklemem gerektiğine, bu sırada hegel şükran teyze akrabalığının ne anlama geldiğini düşünebileceğime karar verdim.
not: mustafa karadeniz hegel'i çok komik şakalardı.
sağ dizimdeki, dirseklerimdeki ve elmacık kemiğimin üst kısımlarındaki morluklara merve'nin daha önce kaçırdığım ojesini sürüp biraz dinlenmeye çekildim. 2-3 saatlik bir uyku çektikten sonra inci'ye girdim. inboxım hala boştu. serkan inci'ye sen git hala fakir gibi dilen, bir işimize yardımcı olma oç yazdıktan sonra balkona çıkıp ela'nın gelmesini bekledim. bir kere de sözünde dur amk kızı yaralıyız bir de. tam 45 dakika bekletti. ben de daha fazla beklemedim ki tavrımı anlasın. böyle zekiliklerim vardır. gerekli durumlarda sinirimi beynimin kıvrımlarıyla harmanlayıp ortaya akıl ürünü, zekice tepkiler çıkartırım. kapım tıklandı, gelen manevi babammış. steven spielberg mü? david lynch mi? diye sordum. gibtirme onları bana aç şu kapıyı dedi. bu adamda gelişme var amk. bu ara hiçbir soruyu kaçırmıyor. doğru yanıtı duyar duymaz açtım kapıyı. buyur ne vardı? dedim. oğlum bir an aşırı sinirlendim, böyle olsun istemezdim, kusura bakma dedi. joe biden'a ulaşacağımı anlayınca arkaü tutuştu oç nin. yine de asıl niyetini anlamamazlıktan gelerek olur böyle şeyler baba dedim. aferin bak, yarak yarak konuşma adam ol şöyle diyor. güzel ortamı bozmamak, lafı değiştirmek için dostoyevski'deki st. petersburg tasvirleri başka kimde var allasen? diye sordum. aval aval baktı. bak baba dedim, madem yapıcı konuşuyoruz. ben önemli değilim, artık düşünme beni.. ben bakarım başımın çaresine dedim. aferin oğlum dedi. ama merve adına endişeleniyorum baba, face'den sınıfındaki erkek arkadaşlarıyla konuştum kimseyle sevişmemiş dedim. daha lafa devam edecektim kalktı gidiyor saygısız oç.. dur dedim nereye gidiyorsun amk? almayım ayağımın altına bak zor tutuyorum kendimi diyor. bu adamın pgibolojik desteğe ihtiyacı var amk. olur olmaz yerde dayak atmaya çalışıyor. merdivenlerden inerken annen yemek hazırladı getirsin odana söyleyim de dedi. annemden sanane oç deyip kapıyı kapattım, üzerine kitledim.
not: ela'yı david lynch'e yar etmem. niyetlerinin farkındayım ama bu asla olmayacak.
baktım face'e, twitter'a joe biden'dan hala ses yok. bu annem de 1 kere olsun adam gibi adama vermiyor amk. babam olma ihtimali olan herkes oç. neyse çıktı annem yemek getirdim aç kapıyı diyor. önder açıkbaş nasıl ünlü oldu? dedim. oğlum aç kapıyı uğraşamam senle diye karşlık verdi. fakat yağma yoktu. şu sorularıma bu evde artık cevap verilecek amk. ciddi bir şey soruyorum, önder açıkbaş nasıl ünlü oldu? diyerek sorumu tekrarladım. buraya bırakıyorum yemeği alırsın dedi. açtım kapıyı pilav nohut var.. üzerine vişneli cappy döküp afiyetle yedim. tam hatırlayamadığım bir şeye sinirlenip boşların olduğu tepsiyi yatağın altına sakladım. harun kolçak'ın gir kanıma klibini izleyip sakinleştikten sonra yeniden joe biden'ı bulmanın yollarını aradım. birden joe biden'ın bizim apartmandaki öğrenci kızın akrabası olduğu aklıma geldi. o kızla hemen konuşmalıydım. evden çıkmama izin vermeyeceklerinden üst kattan sıvışmaya karar verdim. böyle zekiliklerim vardır. insanların benim üzerimde kurmaya çalıştıkları baskıya, onlara akıl oyunları yapıp, beklenmedik anda beklenmedik eylemlerde bulunarak cevap veririm. yürümekte zorlandığım için kızın katına inmem 15 dakikamı aldı. ama sonunda varmıştım. tıkladım kapıyı, açtı. konuya alakalı bir yerden girmek için bu model grubunun solisti neden spastik kız çocuğu taklidi yapıyor? diye sordum, gülümsedi. bu olumlu bir gelişmeydi, balık oltaya geliyordu. ne vardı? dedi. joe biden'ın telefon numarası lazım dedim. o kim? diyor amk. yeni nesil ecdadını akrabasını tanımıyor ayıp oç dedim. şaşırmış görünüyordu.. daha sonra anlamlı bir sosyal mesaj vermek için ''ecdad tarih yazmış, torun okumaktan aciz.'' diye bağırdım. ehehe ne kullanıyorsan aynısından istiyorum deyip kapıyı kapattı. oha! oha oha oha oha wowwww... ekşici lan bu dedim. espriyi kest dedim. telefon numarasını alamasam da kızın ekşici olduğu bilgisine ulaştım. bu da joe biden ile ekşiyi direk ilişkili kılıyordu. zaten daha önce şüphelendiğim bir durum olduğundan bir an önce odama çıkıp bunun üzerine düşünmeye karar verdim. yaklaşık yarım saat sonra kimseye farkettirmeden odamdaydım.
not: öğrenci kız geceleri evinde harun kolçak'ı misafir ediyor.
daha sonra odamda enrique iglesias'ın hero klibini izlerken joe biden-ekşi ilişkisini düşündüm bir süre. tüm bu karışıklığın arkasından roberto baggio'nun çıkabileceğini tahmin ediyordum. twitter'da ve facebook'ta durumumumu edit:imla diye güncellendim. birkaç film izledim beğenmedim, birkaç şarkı dinledim ağır eleştirdim. aralarına sızarsam belki daha kolay çözülürler diye düşündüm. böyle zekiliklerim vardır. insanlara yakın davranıp bana güvenmelerini sağladıktan sonra onları beynimin duvarlarına hapsederek istediklerimi vermelerini sağlarım. fakat 2 saat boyunca kimseden ses çıkmamıştı. merve'nin odasına inip konuyu kapıya açmaya karar verdim. indim aşağıya, bak dedim kapı; aramızda çeşitli gerginlikler, hoş olmayan olaylar yaşandı. gel geçmişe bir sünger çekelim. dedim. hiç cevap vermedi oç. yine de büyüklük bende kalmalıydı. eğer barışmak istersen ben odamdayım, harun kolçak dinleyip birbirimize el şakası yaparız dedim. tamam gibilerinden kolunu oynattı. merve açtı kapıyı.. napıyorsun abi burda? diyor. hiç dedim bir meseleyi hallettik. bak merve dedim kaç gündür babamı arıyorum ve kendisine ulaşmama ramak kaldı. ona ulaştıktan sonra sizi terk edecem. aklım sende kalarak gitmeyim, şu aldığım sütyenleri kullan artık dedim. bak çağırırım babamı? diye tehdit ediyor oç. hemen konuyu değiştirdim. bu egemen bağış ne komik adam değil mi? seviyorum vallahi dedim. o kim abi diyor cahil oç. hem sütyensizsin, hem cahil daha fazla muhattap olamam deyip odayı terk ettim. giderken kapıya selamımı çaktım. daha sonra apartmandaki daireleri gezip behzat ç. izleyip izlemediklerini sordum. verilen cevaplara göre apartmandaki oçlik oranını hesapladım. sonuçlar beni üzmüştü.
not: roberto baggio ve akbaba aynı kızdan hoşlanıyorlar.
ertesi gün akşsevgi kadar incide takıldım, eti cin yedim, ela'yı bekledim vs.. akşam olduğunda aşağı indim. herkes salondayken mandalina aşıracaktım. sesimi duymuş olacaklar ki manevi babam salona çağırdı, gittim. ne vardı? dedim. gel yanımızda otur, dizi izleyelim dedi. arkaü tutuştu oç nun.. yine de annemin hatırına oturdum. hiç ağzımı açmadan 20 dakika bekledim. daha sonra fatmagül'ün teyzesine sinirlenip masanın üstündeki bardağı televizyona fırlatınca babam elinin tersiyle suratıma bir tane yapıştırıp odadan kovdu. üvey baban mı var derdin var amk.. neyse odama çıkıp bir süre astrofizik üzerine düşündüm, hubble ultra derin alanını seyrettim. bundan da sıkılınca şükran teyzelerin kapısını çalmak için üst kattan sıvıştım. kapıyı tıkladım, şükran teyze açtı. oo nasılsın şükran teyze, mehmet amca yok mu? dedim. var içeride demeye kalmadı o oç da geldi. kapat kapıyı şükran diyor oç.. mehmet amca babam karınızı tokmaklıyorsa sorunu onla çözün, zaten kendisi öz babam bile değil dedim. git elimden kaza çıkacak diyor amk oğlu. neyse alt kata benden hoşlanan öğrenci kızın dairesine indim, kapıyı tıklatınca hemen açıyor. bu çok iyi bir özellik. insan ilişkilerinin etik kuralları gereği naber? dedim. iyi canım sen diyor. bu da hemen atacak kapağı oç.. ağırdan al kızım. evlenecez demedik. canım manım ne ayaksın? neyse kardeşimin pedi bitmiş de sizden alabilir miyiz? dedim. tabi dedi. ama mümkünse kullanılmış olsun diye rica ettim. öyle deyince bir döndü kaç yaşında senin kardeşin? diyor. ne alakaysa amk bu kızın kafada bir kırıklık var. 12 ne oldu da? dedim. kapıyı yüzüme kapattı. amk sen bana naz yapacan diye kardeşim zor durumda kalacak bencil oç. ilişkimizle ilgili meseleleri bire bir halledelim kızı niye mağdur ediyorsun? bunları söylemek için kapıyı bir kez daha tıkladım, yine açtı sağ olsun. konuya farklı yerden girip tepkisini azaltmak için plüton'a da çok ayıp ettiler ha.. dedim. ya arkadaşım ne istiyorsun benden? dedi. 1 ped rica ettik küfretmediğin kaldı. aramızdaki sorunları baş başa halledelim, şimdi pedi ver dedim. annenle tanışıyoruz, ona bir bir söyleyecem bunları deyip kapıyı kapattı. sanana annemden oç deyip kapıya bir tekme attım ve ben de yukarı çıktım. manevi babam çağırdı yanına, gittim. he dedim, noldu? haftaya azize halanlar geliyormuş, 1 hafta kalacaklar dedi. burcu bakireyse almam eve deyip odama çıktım. azize halam ilginç bir kadındır.. daha önce mehmet amca ve 1. kattaki kadının kocasıyla kısa süreli ilişkiler yaşadı, yürütemedi. gençliğinde mehmet demirkol ile 2 yıllık bir beraberlik yaşamış. şimdi bizim süleyman enişteyle evli görünüyor.
not: benim manitanın babasıyla süleyman eniştenin sık sık öpüştüğünü duydum.
halamların geleceği gün erkenden kalktım. vücudumun kıldan muzdarip yerlerini tıraş ettim. duşumu alıp, kolonyamı sürdükten sonra artık hazırdım. annemler aşağıda hazırlıkları tamamlamıştı. annem geleceklerinden dolayı baya sevinçli görünüyor ama eniştemin gelmediğinden haberi yok herhalde. 2 yıl önce yazlıklarına gittiğimizde eniştemle mutfakta buluşuyorlardı. gözlerimle gördüm.. neyse kapı çaldı indim hemen aşağı. halamlar geldiler falan, burcu ve ekrem de gelmişti. ekrem oç benim hasmım.. benden nefret ediyor biliyorum. yine de burcu'nun hatrına ona katlanmak zorundayım. neyse halamın elini öptüm burcu'yu öptüm falan. tokalaşma merasimi vs.. merve malıyla burcu bir garip hareketler yapıyorlar, ilginç sesler çıkarıyorlar falan. ne yapmak istediklerini tam anlamadım ama sonunda sarıldılar da olay tatlıya bağlandı allahtan. neyse salona geçtik biraz sohbet etmek için. annem açlığınız var mı? diye sordu. ne biçim soru soruyorsun anne, yıllardır giriş katında kirada oturuyorlar? dedim. sen sus diye yanıt verdi. bu kadın tam mal ya.. neyse sen nasılsın oğlum? diye sordu halam. iyiyim hala kız arkadaşım ve yeterli eti cinim var. sen nasılsın? dedim. biz de iyiyiz çok şükür dedi. nasıl iyisin hala? burcu'nun hala göğüsleri büyümemiş. ne rahat insanlarsınız? dedim. babam gibtir ol git gelme buraya diye kolumdan sürükleyerek odadan kovdu. oç 2 dakika hasret gidermemizi de kıskandı. gerçek babam olmadığını sanırım halam da bilmiyor. telaşı ondan... neyse merve'lerin odasına gidip burcu ile merve'yi beklemeye karar verdim. beraber yatacaklardı çünkü.. onlarla etraflıca bu göğüs meselesini konuşmalıydım. gittiğimde kapı kilitli değildi, girdim içeri. kapıyla 5 dakika kadar sohbet ettikten sonra merve ile burcu geldi. kevaşe merve abi ne işin var burda? çık diyor oç. bekle dedim burcu'ya bir şey sormam lazım. sor abi dedi burcu. ekrem hala kızgın mı bana? dedim. niye ki? dedi. ben ten kol saatini cinsel uzvuma taktığımdan beri bana hep ters davranıyordu dedim. yok abi seviyor seni dedi.. oç ekrem o imajı yaratmış ailesinde bilerek.. böyle şeytanlıkları vardır. asıl düşündüğünü son ana kadar söylemeyip, olayların istediği gibi şekillenmesini ister. açıkçası ekrem'den korkuyordum ve bu konuyu annem benim için çözmeliydi. gittim mutfağa annemi yanıma çağırdım. korkumu belli etmemek için konuya farklı yerden girerek okul filmi vardı taylan biraderlerin, sinem kobal oynuyordu. ne korkmuştuk değil mi? dedim. cevap vermiyor oç.. bak anne dedim bu ekrem beni üzüyor. garip hareketleri var deli gibi bir çocuk bu. ayrıca biliyorum ki benden kurtulmanın planlarını yapıyor, benden nefret ediyor dedim. saçmalama oğlum 8 yaşında çocuğun senle ne derdi olsun? diyor oç. ölsem gitsem umurlarında değilim.
not: ekrem okul filminden daha korkunç.
submitted by Cratix16 to kopyamakarna [link] [comments]


2020.06.27 23:13 StannisinNokeri İyi ve Kötü Haber

FS 181 yılının dördüncü ayının 26. Günü Kışyarı.
Sabahın erken saatleriydi,hava henüz aydınlanmamıştı. Rickon,Lysa ona güzel bir şarkı bırakıp gittiğinden beri masasında oturuyor,sönmek üzere olan mumu inceliyordu. Kapı iki kez tıklatıldı ve Üstad yavaşca içeriye girdi. Lordu masanın başında gören Üstad şaşırmıştı. Üstad Martin,Rickon'u çok acil bir şey olmadığı sürece bu saatlerde asla rahatsız etmez,odasına asla izinsiz girmezdi. Bir haber gelmişti,Rickon merak etti,iyi bir haber miydi ? Yoksa kötü bir haber miydi ?
''Lord Stark,uyumamışsınız.''
Rickon düşündü ve aklına gelen şeye bir anlığına tebessüm etti. Ah,tebessüm etmeyeli uzun zaman olmuştu.
''Uyumadım Üstad Martin,Westeros'un Soylu Lordları'na sorsan hepsi şafak sökmeden önce yataklarından kalktıklarını ve güne başladıklarını iddia edecekler.Daha sonrasında sana, bölgelerinin en iyi şövalyeleriyle erken saatlerde talim yapıp,tüm şövalyeleri bir bir devirdiklerini anlatacaklar.'' Rickon alaycı bir ifadeyle konuşmaya devam etti ''Sanırım ben diğer lordlar kadar başarılı bir Lord değilim.'' konuşması bittiğinde tekrar tebessüm etmişti.
Üstad Martin kısa bir anlığına tebessüm etmişti,fakat daha sonrasında yüzüne tekrar ciddi bir ifade takındı ve elinde bulunan iki adet mühürlü mektubu gösterdi.
''Hangisi iyi haber'' diye sordu Rickon.
''Güneyden gelen iyi haber Lordum.'' diye cevap verdi Üstad.
Üstad mektupların ikisinide getirdi ve Rickon'un masasının üzerine bıraktı. İlk mektup Taç Topraklarından gelmişti. Rickon mektubu eline aldı ve okumaya başladı:
"Vaerys Targaryen ile Margaery Tyrell'in düğünü ve taç giyme töreni Ejderha Kayası'nda yapılacak ardından turnuva düzenlenecektir. Bütün Lordlar davetlidir. Ayrıca Lord Lyonell Tyrell Kral Eli ilan edilmiştir." Sonda Kralın mührü vardı.
Rickon mektubu okudu ve bir tepki vermeden masasının üzerine bıraktı. Daha sonrasında ikinci mektubu eline aldı. İkinci mektup Sur'dan gelmişti,üzerinde Gece Nöbetçileri'nin Lord Kumandan'ı Theo Umber'in mührü vardı.
Rickon mektubu okumaya başladı:
''Lord Stark, ■■■■■■■■■■■■■■■■■■■■■■■■ ■■■■■■■■■■■■■■■■■■■■■■■■ ■■■■■■■■■■■■■■■■■■■■■■■■ ■■■■■■■■■■■■■■■■■■■■■■■■ ■■■■■■■■■■■■■■■■■■■■■■■■ ■■■■■■■■■■■■■■■■■■■■■■■■ ■■■■■■■■■■■■■■■■■■■■■■■■ ■■■■■■■■■■■■■■■■■■■■■■■■ en kısa zamanda dönüş yapmanıza acil ihtiyacımız var. -Lord Kumandan Theo Umber.''
Rickon mektupları okuduktan sonra ayağa kalktı ve penceresinin camını açtı. Dışarıda kar yoktu,ama kar kokusu havadaydı.Aldığı her nefeste ağzından beyaz buğulu halkalar havaya yayılıyor,soğuk parmaklarının ucunu ısırıyordu. Derin bir nefes aldı,aldığı nefes o kadar derindi ki sanki tüm kuzeyin havasını içine çekiyordu. Penceresini kapattı ve masasında bulunan mektuplardan birini eline aldı.Ağır adımlarla sobaya doğru ilerledi ve mektubu kavrulan ateşe doğru fırlattı. Kağıt parçasının,alevler içerisindeki dağılışını izlerken Üstad'a :
''Kafilemi hazırlasınlar,yola çıkıyoruz.'' dedi.
''Güneye mi Lordum ?'' diye sordu Üstad.
''Hayır'' dedi Rickon ''Kuzeye.''
''L-lordum Kral bunu saygısızlık olarak görecektir.''
''Bırak istediği gibi görsün'' dedi Rickon,sert bir ses tonuyla. ''Çiçek kokan şövalyelerin birbiriyle amatörce dövüşmelerini,çıkar peşinde koşan Lord'ların onursuz entrikalarını görmek için o kadar yol gitmeyeceğim. Yeni Kral'ın gül kokan tahtında rahat oturması için,Ben Kuzey'i muhafaza edeceğim. Eminim Güllü Kral bunu anlayışla karşılayacaktır... veya nasıl isterse öyle karşılayabilir.''
Birkaç saniyelik sessizlikten sonra Rickon konuşmaya devam etti:
''Endişelenme Üstad,Kral'ı görmeye gideceğiz ama vakti geldiğinde.''
''En azından katılmayacağınızı bildiren bir kuzgun gönderelim Lordum.'' dedi üstad.
''Gerek yok'' diye cevap verdi Rickon. ''Düğün vakti geldiğinde eminim orada olmadığımı fark edecektir.''
''Beni temsilen kardeşim Rickard ve bazı kuzeyli lordlar gidecekler.Ayrıca Kral'a bir hediye göndereceğiz.''
''Ne göndermemizi emredersiniz Lordum ?'' dedi Üstad.
'' ■■■■■■■■■■■■■■■■■■■■■■■■'' diye cevap verdi Rickon.
Ve duvarda asılı duran ''BUZ'' u alıp beline taktı.
submitted by StannisinNokeri to buz_ve_atesin_dunyasi [link] [comments]


2020.06.25 17:28 griljedi (Tespit) Buz ve Ateşin Savaşı


"Dans et benimle…"
Hiç şüphe yok ki geleneksel anlatımlarda “hikaye” genelde iyi taraf ve kötü taraf şeklinde ikiye ayrılır ve bu ikisi arasındaki savaşın sonunda iyi olan taraf kazanır.
Epik Fantastiğin babası sayabileceğimiz Tolkien’in eseri tam da bunu yansıtır. Ondan sonrakiler de genelde bu tarz bir anlatımı tercih eder. Halk efsanelerinde anlatılan destanlar da temelde iyi-kötü savaşı üzerinden ilerler ki edebiyat da zaten bu efsanelerden etkilenerek böyle bir iskelet çizip, devamını getirmiştir.
Aslında bu iyi-kötü arasındaki savaş (bilhassa halk efsanelerindeki) insanın içindeki iyi-kötü tarafı temsil eder. İnsanlar güzel şeyler yapabilir ama aynı zamanda kötü şeyler de yapabilir. Eski insanların -günümüzde de yaygın- algısına göre insanlar ya beyaz ya siyahtır. Ya tamamen iyidir ya da tamamen kötüdür. (Bu görüş tam olarak yanlış sayılmaz ama tam olarak doğru da sayılmaz ama bu kısma ASOIAF’ta geleceğiz inşallah.)
Bu yüzden hikayelerde de iyi ve kötü insan savaşını görürüz yahut “kötü” tarafı oluşturan şey insanların tüm kötü özelliklerini üstlenmiş “yaratıklar” olabilir. Tolkien’de bu “ork” ve “goblin” türü canlılardı.

ASOIAF’ta İyi ve Kötü Kavramı

GRRM’in eseri Buz ve Ateşin Şarkısı “iyi-kötü” savaşından çok farklı değildir ama burada işler biraz farklılık gösteriyor.
Diğer hikayelerin yazarları temelde insanı “iyi ya da kötü” olarak görüyordu ama GRRM’in algısına göre insanlar ne tamamen iyidir ne de tamamen kötüdür; biz her ikisini içimizde taşıyan canlılarız.
Men are still capable of great heroism. But I don’t necessarily think there are heroes. That’s something that’s very much in my books: I believe in great characters. We’re all capable of doing great things, and of doing bad things. We have the angels and the demons inside of us, and our lives are a succession of choices…[Woodrow Wilson] was a racist who tried to end war. Now, does one cancel out the other? Well, they don’t cancel out the other. You can’t make him a hero or a villain. He was both. And we’re all both.
İnsanlar büyük kahramanlıklar yapmaya muktedir ama kahramanların illa ki var olması gerektiğini düşünmüyorum. Bu kitaplarında da olan bir şey; Ben harika - büyük karakterlere inanıyorum. Hepimiz harika şeyler yapmaya muktediriz ve aynı şekilde kötü şeyler yapmaya da. İçimizde şeytanlar ve melekler var… hayat seçimlerimizden ibaret. Woodrow Wilson, savaşı sonlandırmaya çalışan bir ırkçıydı. Şimdi biri diğerini silip atıyor mu? Hayır. Onu bir kahraman ya da kötü yapamazsınız. O ikisiydi. Ve biz de hem kötü hem iyiyiz.
“Stannis’ten daha iyi adamlar, daha kötü şeyler yaptılar.” Üstat Aemon Targaryen
ASOIAF tarihini ve bugünün okurken erkek-kadın demeden insanların yer yer iyi yer yer de kötü şeyler yaptığına tanık oluyoruz. Ebette ki bazı karakterler daha karanlık ve çok daha kötü şeyler yapabilirken bazı karakterler de çok daha aydınlık ve çoğu zaman iyi şeyler yapabiliyor. Yani “gri” karakterlerin en uç noktaları da seride mevcut ama bu, GRRM’in genel bakış açısını yansıtmasına asla engel olmuyor.
İlk kitaptan itibaren Jaime Lannister’a karşı genel bir nefret vardı, onun bakış açısından değil de Starkların bakış açısından kendisini okuduk ama ne zaman ki GRRM, Jaime POV’larına geçti, o zaman karakterin derinliklerine inip, özünde sandığımız kadar şeytani olmadığını; pişmanlıkları olduğunu, iyi şeyler yaptığını ama kötü şeyler yaptığını da gördük. Tabii olarak sempati geliştirdik hatta bazı okuyucular hayranı oldu.
Cersei Lannister temelde Starkların canına okuyan başat karakterlerden biri olarak “kötü” insan görünümünde olsa da onun POV’larına geçtiğimiz zaman da (Jaime kadar olmasa da) yaptıkları şeyi neden yaptığını, eğer onun yerinde olsaydık bazı şeyleri -muhtemelen- bizim de yapabileceğimiz gerçeği ile yüzleşiyoruz.
Dany Targaryen ilk POV’dan itbaren sempatik, şirin bir kız çocuğu olarak önümüze serildi. Çoğu okuyucu tarafından sevildi ama Essos’ta yaptığı yıkım ve katliam gerçeği bize bir karakterin iyi de olsa kötü şeyler yapmaya gayet muktedir olduğunu gösterdi.
Stark-Lannister Savaşı’na iki taraftan ve halkın gözüyle baktığımızda kahramanlar-katiller-tecavüzcülerin var olduğunu ve iki tarafın da halka zarar verdiğini gördük. Lakin kim diyebilir ki Starklar ve Lannisterlar tamamen kötü yahut iyi? Onlar hem iyi hem kötü. Her iki tarafın da savaşmak için kendi haklı sebepleri var.

Buz ve Ateşin Şarkısı Nedir?

GRRM’in ABD’li şair Robert Frost’un Buz ve Ateş şiirinden etkilendiğini biliyoruz. Nedir o şiir?
Kimi ateştir diyor dünyanın sonu,Kimi buz.Tattığım kadarıyla tutkuyuAteşi tutanlardan yanayım ben.Ama iki kez yok olacaksa dünya,Bilirim nefretin ne olduğunBuzla da yok olur bu dünya,Hem de nasıl yok olur,Diyecek kadar.
(Şiirin çözümlemesinde booksofthelord gündeliğinden yardım aldım. Zira şiir pek alanım değil.)
Ateş tutku iken buz nefret olarak ifade ediliyor ve dünyanın bu iki yoğun duygu ile yok olabileceğini/olacağını anlatmaya çalışmış.
Nitekim çok da yanlış değil; insanların hükmetme tutkusu yahut bir şeylere/kişilere olan nefreti sürekli olarak savaşlara ve açgözlülüğe neden olduğu için dünyanın gidişatı da pek iyi durumda değil. Sadece insanlığı değil doğayı da yok etme yolunda ilerliyoruz ve bunun altında yatan temel duygu olarak; nefret ve tutku/şehvet/arzuyu (desire) koyabiliriz. Diğer her şey de bu iki duygudan doğmakta.
Bunu asoiaf’a uyarlayacak olur isek ateşi temsil eden bir hane var; Targaryen. Hatta Valyria dönemi ejderha lordlarını da dahil edersek olaya; tarihten beri ateş temsilcileri bir şeylere hükmetme arzusu yüzünden yeryüzü/toplumları ateşe veriyor.
Misal Ghiscar İmparatorluğunu “kölelik düzenine” iten şeyin, Valyria’nın ejderha lordları olduğunu biliyoruz. Onun torunları ve kültürlerin temsilcisi olan Meeren gibi şehirlerde kölelik bu sebeple başladı ama aynı kişi/ler yüzünden bu sefer de yıkımla karşı karşıyalar. Daenerys Targaryen'ın Hikaye Gelişimi
Meeren’in temel ticareti “kölelik”; bu olmadan şehirde ticaret malı çok az ve bu da yoksulluğa sebep oluyor, açlığa sebep oluyor. Ghiscar’ı köle taciri yapan şeyler; Valyria ile olan savaşta yaşadıkları felaketlerdi.Galazza Galare, Merhamet Tapınağı’nda, “İnsanlarımı köle tacirlerine dönüştüren şey felaketlerdi,” demişti Dany’ye. Ve ben de, o köle tacirlerini tekrar insana dönüştürecek olan felaketim, diye yemin etmişti Dany kendi kendine.
Diğer yandan buz tarafını temsil eden kişi/ler de Ötekiler görünüyor(fazlası muhakkak var ama biz bariz görünenlere bakalım.). Onların tarafı hakkında neredeyse hiçbir şey bilmediğimiz için kesin hüküm vermek güç olsa da şiire bakarak buz tarafının “nefret” duygusu ile hareket ettiğini düşünmek çok yanlış olmayacaktır. Bunun sebebini bilemiyoruz elbette ama bunun için bir çok kuram üretilebilir. Ötekilerin, Sur ötesinde önüne geleni acımadan öldürüp, ordusuna katarak ilerlediğini biliyoruz. Bu sıcak kanlı canlı türüne karşı bir sevgi beslemediği aşikar.
Özetle buz ve ateş, yakıp yıkarak ilerliyor ve ikisinin de amacı birbirini yok etmek gibi görünüyor.
Serinin ismi olan “şarkı” ve seri içinde sık sık tekrar eden “dans” mecazı da zaten savaşı ve ölümü ifade eden tabirler.(Su Dansı vb. gibi şeyler.)
Buz ve Ateşin aynı zamanda seride mecaz olarak ölüm ve yaşamın savaşı olduğuna dair de bir yazım var. Okumamış olanlar için; Buz ve Ateşin Şarkısı: "Mitler,Efsaneler ve Demonik Varlıklar" - 1 3 (Uzun Gece maddesini bakabilirsiniz. )

Tarafını Seç?

Kim iyi kim kötü? Kimin tarafında yer almak gerekir?Haneler ve kişiler arası olan savaşı geçtik, tamam. Hepimizin bir tarafı var. Peki, R’hllor ve Büyük Öteki Savaşına gelelim, yani buz ve ateşin savaşına. İyi kim, kötü kim?
Aslında buna cevap olarak bir üstteki yazılar yeterli diye düşünsem de GRRM’in hikayelere bakışını gözler önüne sermek daha somut bilgi olacak.
Much as I admire Tolkien, and I do admire Tolkien — he’s been a huge influence on me, and his Lord of the Rings is the mountain that leans over every other fantasy written since and shaped all of modern fantasy — there are things about it, the whole concept of the Dark Lord, and good guys battling bad guys, Good versus Evil, while brilliantly handled in Tolkien, in the hands of many Tolkien successors, it has become kind of a cartoon. We don’t need any more Dark Lords, we don’t need any more, “Here are the good guys, they’re in white, there are the bad guys, they’re in black. And also, they’re really ugly, the bad guys.”
"Tolkien’i takdir ediyorum ve hayranım… Onun üstümde büyük bir etkisi var ve onun Yüzüklerin Efendisi, o zamandan beri yazılan tüm fantezilerin üzerine eğilen ve tüm modern fantazileri şekillendiren bir dağdır. Onun hakkında şöyle bir şey var; tüm o Karanlık Lord fikri ve iyi adamlar kötü adamlarla savaşıyor; iyi ve kötünün savaşı… Tolkien bunu harika bir şekilde halletti ama bir çok Tolkien halefinin elinde de (bu iyi-kötü savaşı meselesi) çizgi film haline geldi. Artık Karanlık Lord’lara ihtiyacımız yok, artık ‘işte iyi adamlar, onlar beyaz ve kötü adamlar var, onlar da siyah. Ve ayrıca onlar gerçekten çirkin kötü adamlar.’ şeyine de ihtiyacımız kalmadı."
Bu ifadeleri biraz daha açmak gerekirse GRRM artık iyi-kötü adam savaşının anlatıldığı hikayelerden bunalmış ve değişikliğe gidilmesi gerektiğine inanıyor. Artık iyi adamların karşısına çıkartılacak kötü siyah çirkin adamlara ihtiyacımız yok. Bizim harika ve kötü işler yapabilecek insanların, birbiriyle olan hikayesine ihtiyacımız var. Çirkin ve uğursuz görülen bir cüceden geleneksel bir hikayede de kötülük bekleriz ama asoiaf’ta Tyrion gibi şekilsiz bir karakter hem iyi hem kötü şeyler yapabilen; okuyucunun sevgisini ve hayranlığını kazanmış bir karaktere dönüşür. Yahut Joffrey gibi çok güzel görünen bir karakterin de iğrenç işler yapan, kötülük beklediğimiz bir karaktere dönüşmesi… Hiç şüphe yok ki çok daha gerçekçi karakterlerle karşı karşıyayız. Zira kendi yaşantımızda tüm bunlarla karşılaşıyoruz.
Ruling is hard. This was maybe my answer to Tolkien, whom, as much as I admire him, I do quibble with. Lord of the Rings had a very medieval philosophy: that if the king was a good man, the land would prosper. We look at real history and it’s not that simple. Tolkien can say that Aragorn became king and reigned for a hundred years, and he was wise and good. But Tolkien doesn’t ask the question: What was Aragorn’s tax policy? Did he maintain a standing army? What did he do in times of flood and famine? And what about all these orcs? By the end of the war, Sauron is gone but all of the orcs aren’t gone – they’re in the mountains. Did Aragorn pursue a policy of systematic genocide and kill them? Even the little baby orcs, in their little orc cradles? The war that Tolkien wrote about was a war for the fate of civilization and the future of humanity, and that’s become the template. I’m not sure that it’s a good template, though. The Tolkien model led generations of fantasy writers to produce these endless series of dark lords and their evil minions who are all very ugly and wear black clothes. But the vast majority of wars throughout history are not like that.
" Karar vermek zor. Bu belki de ona hayran olduğum kadar kendimle başa çıkabildiğim şekilde Tolkien’e cevabımdı. Yüzüklerin Efendisi oldukça orta çağ tarzında bir felsefeye sahipti: Kral iyi bir insan ise, topraklar gelişirdi. Gerçek tarihe bakıyoruz ve o kadar basit olmadığını görüyoruz. Tolkien, Aragorn’in kral olduğunu ve yüz yıl boyunca hüküm sürdüğünü ve bilge ve iyiydi biri olduğunu söyleyebilir. Ancak Tolkien şu soruyu sormuyor: Aragorn’in vergi politikası neydi? Orduyu muhafaza edebildi mi? Sel ve kıtlık zamanlarında ne yaptı? Peki ya tüm bu orklar? Savaşın sonunda, Sauron gitti, ama tüm orklar gitmedi - dağlardalar. Aragorn sistematik soykırım politikası izleyip onları öldürdü mü? Küçük bebek orkları, küçük ork beşiklerinde bile? Tolkien’in yazdığı savaş, medeniyetin kaderi ve insanlığın geleceği için bir savaştı ve bu da şablon haline geldi. Yine de iyi bir şablon olduğundan emin değilim. Tolkien modeli, nesiller boyunca bitmek bilmeyen karanlık efendiler ve onların kötülüklerini yapan ve siyah kıyafetler giyen şeytan köleleri üreten fantezi yazarlarının üretilmesine öncülük etti. Ancak tarih boyunca savaşların büyük çoğunluğu böyle değildir."
Yine burada bir “karanlık lord” ve “kötü adam/taraf” konusunda bir eleştiri söz konusu var. Orklar kötü siyah adamlar ama bebekleri de öyle mi? Onları da öldürür müydünüz? Gerçek hayatta böyle mi yoksa savaşın iki tarafında da iyi kötü insanlar var mı? Yani ne olursa olsun savaşın iki yanı da tamamen iyi ve tamamen kötü değildir; şeytan hiç değildir.
Bu görüşten yola çıkarak ortada saf kötü ve saf iyi beklemek manasız oluyor. Bu yüzden ne R’hllor ne de Büyük Öteki tarafı için tamamen iyi veya tamamen kötü diyemeyiz. Haliyle “taraf” seçmek isteyenler de bu kararı kendi değer, beklenti ve arzularına göre yapmak zorunda kalacak. Ateşi tarafında olan insanlar gibi buzun tarafında olan insanlar ve haneler de olacak.
Buz ya da ateşin liderleri/şampiyonları sıradan halklatarafsızlar için bir kurtarıcı/kahraman olmayacak. Bir AA çıkıp, kötülükler efendisini yenip yeryüzüne aydınlık saçmayacak, iyilik saçmayacak. Aslında mantık kurarsak iki savaştan hangisi kazanırsa kazansın durum pek iç açıcı olamaz; bitmeyen yaz ve bitmeyen kış güzel kavramlar değil. Buz ve Ateşin Şarkısı "Şampiyonlar"
Bizim denge unsuruna ihtiyacımız var; iki tarafın savaşına son verip, barış yapacak birine. Tutku ve nefret ile hareket etmeyen, bu iki kötü duyguyu sonsuza kadar(en azından uzunca yıllar) bastırabilecek birine ihtiyacımız var. Asoiaf’ta barış ve sükunet ancak o zaman mümkün olabilir.
Ya siz ne düşünüyorsunuz?
Aslen burada yayımlandı.
submitted by griljedi to asoiaf_tr [link] [comments]


2020.06.25 17:25 griljedi (Tespit) Euron Greyjoy “Ateş mi Buz mu?”

Dikkat, 6. kitaptan SPOILER içerir.

Burada Euron’un tarafını tartışmak istiyorum. Aslında temel düşüncem Euron’un kendi tarafında olduğu, yani kişisel hırs ve çıkarları için güçlü olduğunu düşündüğü tarafla ittifak içine girdiği yönünde. Peki, bu hangi taraf? %100 şudur diye bir iddiam var diyemem ama benim görüşlerimde bir ağırlık değişimi oldu.
Şimdi bizim sosyopat karakterimiz Euron hakkında ciddi beklentilere sahibiz. Adamın çılgınlığı, gizemli oluşu ve nihai hedefini biliyor gibi görünsek de o hedefe ulaşmasını sağlayacak tertip ve niyetlerini bilmemek ister istemez bizde böyle etki yarattı.
Euron, kişiliğine baktığımızda kötü bir karakter olarak kabul ediliyor. Eh, acımasızlığı ve kardeş katili olması gibi şeylere bakınca hakkında iyi şeyler söyleyecek bir şeyler bulmak zor olduğu gerçek.
Kendisini bir çeşit ilah gibi görüp (veya dönüştürüp) Demir Taht’a oturarak hükmetmek istediğini söylediğini, biliyoruz. Muhtemelen de bu konuda gerçeği söyledi, zaten serinin ana teması “güç” ve “gücün yozlaştırıcı etkisi” idi, GRRM’in ifadesine göre.
Haliyle Euron’u iki taraf arasında doğruca “buz” tarafına gönderip, “Ötekiler” ile bir bağlantısı olduğuna inandık. Peki niye böyle yaptık? Cevabı çok basit; bunun temel sebebi hem bizim “algımız” hem de Melisandre karakterinin bu geleneksel algımızı kullanarak yaptığı “maniple” sonucu…
Geleneksel algımız nedir? Her hikayede bir iyi-kötü taraf vardır; karanlık lordlar ve ona karşı savaşan aydınlık lordlar var. Melisandre de sürekli olarak “ateş” tarafını ölüm ile savaşan, yaşamı temsil eden taraf olarak; “buz” tarafını da her şeyi öldürmeye niyetli olan, kötü-ölüm tarafı olarak lanse etti. Benerro ve Moqorro da az destek çıkmadı, denebilir. Sonuçta insanlar “ölümden” nefret eder ve ölüm de korkulacak bir şey olarak bizim için kötü bir şeydir.
Bu yüzden Euron’u ölüm saçan, kötü adamların yani “buz”’un tarafına salladık. Aksi de olamaz, diye düşünüp alternatif hiçbir düşünceyi aklımıza getirmedik. Ben dahil… Kaldı ki sizden daha farklı düşünüyor olmama rağmen bu, buz ve ateş meselesinde. Buz ve Ateşin Savaşı 1 2 bu başlığı hatırlar iseniz ASOIAF evreninde var olan bu buz-ateş savaşını iyi ve kötünün savaşı olarak görmek hata idi. Zira GRRM’in mantığına göre artık “karanlık lordlara” ihtiyaç yoktu; kötüler siyah ile iyiler beyaz ile temsil edilmesine gerek yoktu… Her karakter iyi-kötü şeyler yapabilir. Nasıl ki Stark-Lannister savaşında -okuyucu olarak- iki tarafın da yanında olanlar var ve kimse karşı tarafa gerçek anlamda kötü taraf diyemiyor ama günahsız da diyemiyor, aynı şey bunun için de geçerli.
Haliyle geçenlerde niye böyle yaptığımı sorguladım.
Şimdi Euron’un şurada söylediği sözlerin bazısına bakalım.
“…Yalnızca bir deniz canavarı Gölge’nin yanındaki Asshai’ye yelken açtı ve tasavvur bile edilemeyecek harikalar ile dehşetler gördüHepsini alalım derim! Batıdiyar’ ı alalım derim.”
Elbette bunu sorguluyorlar, nasıl olabilir ki bu? Daha Kuzey’i bile ellerinde tutamıyorlar iken.
“Aegon?” Victarion, kollarını zırhlı göğsünde birleştirdi. “Fatih’in bizimle ne ilgisi var?” “Savaşlar hakkında senin bildiğin kadar şey biliyorum Kargagöz,” dedi Asha. “Aegon Targaryen, Batıdiyar’ı ejderhalarla kazandı.” “Biz de öyle yapacağız,” diye söz verdi Euron Greyjoy. “Sesini duyduğunuz şu boruyu, bir zamanlar Valyria olan dumanlı yıkıntıların arasında buldum, benden başka hiçbir adam orada yürümeye cesaret edemedi. Borunun çağrısını duydunuz ve gücünü hissettiniz. Bu bir ejderha borusu, kasnakları kırmızı altından ve üstüne tılsımlar kazınmış Valyria çeliğinden yapıldı. Ejderha lordları, Kıyamet tarafından yok edilmeden önce bu çeşit borular üflerdi. Bu boruyla ejderhaları kendi irademe bağlayabilirim.” Asha yüksek sesle güldü. “Keçileri senin iradene bağlayacak bir boru daha faydalı olur Kargagöz. Artık ejderhalar yok.” “Yine yanılıyorsun kızım. Uç ejderha var ve ben onları nerede bulacağımı biliyorum. Bu malumatın değeri ahşap bir taçtır şüphesiz.”
Euron’un sözlerini doğru kabul eder isek Asshai’ye ve Valyria’ya gitmiş. Valyria kısmı bizi şüpheye düşürse de Asshai’ye gittiğine şüphe etmem zira ipini koparan gidebiliyor zaten. Ejderha Borusunu ve Valyria çeliği zırhı olduğunu biliyoruz.
Asshai ve Valyria’yı “ateş” tarafının şehirleri olarak görmek yanlış bir çıkarım değil hatta Asshai, R’hllor inancının ana merkezi olarak görüyorum, dinin çıktığı yer burası olsa gerek ki AA efsanesi de ilk buradan çıkıp Batı’ya doğru yayılmış. İlk ejderhaların Gölge Topraklardan ve Yeşim Denizin’den çıktığı efsanelerini de unutmaz ise bu bölgeler ateş, ejderha, aa, ejderha çeliği, ateş ve kan büyüsü gibi şeylerin ana merkezi olarak kabul edilebilir. Özetle Euron, ateş taraflarında geziniyor sürekli…
Euron, ateş gücünü elinde bulunduran Dany’nin ve onun ejderhalarının peşinde. O gücü ondan çalma niyeti olduğu aşikar. Asshai’ye gidip, Gölge Toprakları gezmiş ve burada AA meselesini, Ötekiler ve gelen savaş meselesini görüp, öğrendiğine şüphe yok gibi.
Sonra Dany ile olan evlenme isteği ve sebebine değiniyor.
“…Demir Taht şöyle dursun, o oğulların hiçbiri Deniztaşı Tahtı’nda oturmaya uygun değil. Hayır, tahta uygun bir vârisimin olması için başka bir kadına ihtiyacım var. Deniz canavarı, ejderhayla evlendiğinde bütün dünya korksun kardeşim.”
Burada taht olarak çevrilen şey ingilizce’de him olarak belirtilmiş. Muhtemelen öncesinde tahttan bahsettiği için doğrudan onu kast ettiği düşünüldü çeviri yapılırken ama it demesi gerekirdi him değil, yani bir şahsın kendinden bahsediyor. “Ona layık bir varis” Gerçi narsist olduğu için kendisini de kast ediyor, olabilir. Sonuçta kendinden başka şahıs gibi konuşan tipler de görmedik değil. (Bknz: Jaqen)
“So are the contents of my chamber pot. None is fit to sit the Seastone Chair, much less the Iron Throne. No, to make an heir that’s worthy of him , I need a different woman. When the kraken weds the dragon, brother, let all the world beware.”
Bu “him” konusunda bir hata yok ise ve doğruysa Euron’un kast ettiği, kendisinden büyük gördüğü bir şahıstan bahsediyor. Bu da akla kafadan R’hllor ve Kebir Öteki’yi getiriyor, değil mi?
Pekala, Kebir Öteki ise neden Dany? Dany ve ejderhaları ateş ve ateş, KÖ’nin düşmanıdır. Yani ona uygun bir varis için Dany yerine “buz” tarafından birini bulması icap eder. Lakin R’hllor’ın takipçisi ise bu durumda Dany uygun bir seçim olacaktır.
Elbette biz Euron’un Dany’yi istemesi konusunda doğru söylediğini farz ederek bu yorumu yapıyoruz. Ejderhasına talip ise Dany’ye sahip olmayı arzulaması olağan. Euron’un ayrıca Daario olduğu ile ilgili bir kuram da vardı, doğru ise olay biraz daha ilginçleşiyor.
Bana göre Euron’un oynaştığı tarafın ateş olmasındaki en önemli işaret 6. kitaptaki Aeron POV’u. Ünlü rüyadan alıntılara bakacağız.
Euron’un gülümseyen, saklı gözleriydi. Dünyaya şimdi kanlı gözünü gösteriyordu. Karanlık ve korkutucu. Baştan topuğa örtülüydü ve karanlık bir onikse benziyordu. Kararmış kafataslarından oluşan tepenin üstünde oturuyordu ve cüceler ayaklarının etrafında hoplayıp zıplarken arkasında bir orman yanıyordu. “Kanayan yıldız kıyamete delalet idi.” dedi Aeron’a. “Bunlar son günler, dünya parçalanıp yeniden yapıldığında, yeni bir tanrı mezarlar ve ceset çukurlarından doğacak.” Euron dudaklarına büyük bir boru yaklaştırıp üfledi ve ejderhalar, krakenler, sfenksler emrine girip önüne eğildi. “Diz çök kardeşim.” diye emretti Kargagöz. “Kralın benim. Tanrın benim. Bana tap ve seni rahibim olarak ayağa kaldırayım.” “Asla. Tanrısız bir adam Deniztaşı Tahtı’nda oturamaz.” “Neden o sert, kara kayayı isteyeyim ki? Kardeşim, tekrar bak ve nereye oturduğumu gör.” Buharsaçlı Aeron baktı. Kafatası tepesi gitmişti. Kargagöz’ün altındaki artık metaldi. Büyük, uzun bir tahttı. Kırılmış kılıçlar, ucu keskin demirler vardı ve hepsinin ucundan kan damlıyordu. Uzun mızrakların üstünde tanrıların cesetleri duruyordu. Bakire oradaydı ve Baba, Anne, Savaşçı, Yaşlı Bilge, Demirci, hatta Yabancı bile oradaydı. Pek çok tuhaf ve yabancı tanrıyla yan yana asılmışlardı, Büyük Çoban, Kara Keçi, Üç Başlı Trios ve Bakkalon’un Soluk Çocuğu, Işık Tanrısı, Naath’ın Kelebek Tanrısı ve daha niceleri. Ve ileride şişmiş ve yeşil yengeçler tarafından yiyip bitirilmiş Boğulmuş Tanrı, Kızıl Deniz Atı’yla beraber çürüyordu, hala saçlarından su damlıyordu. Sonra Kargagöz tekrar güldü ve Rahip Sükunet’in içinde çığlık atarak uyandı. … Rüyalar bu kez daha kötüydü. Dargemileri kaynayan, kan kırmızısı bir denizde başıboş ve yanarken gördü. Kardeşini yine Demir Taht’ta görüyordu, ama Euron artık insan değildi. Daha çok bir kalamara benziyordu, babası derinlerdeki kraken olan bir canavar gibiydi. Yüzünde burulmuş dokunaçlar vardı. Arkasında bir kadın silüeti görünüyordu, uzun ve korkutucuydu, elleri soluk alevle yanıyordu. Cüceler eğlenceleri için hoplayıp zıplıyorlardı, dişi ve erkek, cinsel bir şölene hapsedilmiş, birbirlerini ısırıp parçalaıyorlardı ve Euron’la eşi gülüyor, gülüyor ve gülüyorlardı.
Karanlık bir oniks bana siyah taşları anımsattı. Zamanında kendi kardeşini öldürüp, hakkını gasp eden Kan Taşı İmparatoru’nun taptığı… Euron da Balon’u öldürüp, yerine geçmişti. Deniztaşı Tahtı, yağlı siyah taştan yapılma ve özünde Euron, kendine tapan bir narsist. Diğer bir olay da POV sonunda Aeron’un gördüğü duman kadar siyah dediği Valyria zırhı olabilir.
“Kanayan yıldız kıyamete işaretti…” sözü manidar sözlerden biri çünkü bu, ejderhayı temsil eden bir alamet. Dany ve ejderhaları büyüyor, güçleniyor ve R’hllor tarafı da aynı şekilde. Savaş geliyor, dünyanın sonu geliyor, her şeyin sonu geliyor; bunlar son günler… Euron’un baskın gelecek gücün “ateş” yanı olacağına inanıyormuş gibi bir hali yok mu?
Yeni bir tanrının ceset vb. çukurdan çıkması, yükselmesi meselesi… Aslında mezar ve ceset elbette ki bir ölüm durumunu ifade ediyor. Savaş geliyor ve savaş sonunda dünya yeniden yapılanacak Euron’un ifadesiyle… Benerro’ya göre AA’nın yanında savaşan ve ölenler, yeniden dirilecekler ve yaşayacaklar. Mel’e göre buz tarafı her şeyi öldürmeye, yok etmeye geliyor. Euron, ölüp gitmeye razı olur mu? Yok olmuş, ölmüş bir dünyada kime nasıl hükmedeceksin? Bu kısımlar ateş tarafının iddiası üzerine yorumlanmıştır. Ateş tarafı ise “ölümsüzlük” vaat ediyor. Ölmeyen biri bir çeşit ilah olmaz mı? En azından kendini öyle görmez mi? Bilhassa Euron gibi bir sosyopat narsist? Bence görür. Ölüm, bu tipin işine gelmez. Yaşamak gelir, sonsuza kadar yaşamak…
Kraken ve Ejderhalar hatta Sfenksler geliyor ve diz çöküyor; önünde eğiliyor boru ile çağırıyor bunları. Kraken, Euron’un olduğu şey iken ejderha “ateş” tarafına ait… Onun derdi kraken-ejderha evliliği ve bundan doğacak bir varis ile hükmetmek… sfenks bana Aemon’un sözünü anımsattı… Hala gizemini koruyor, nedir bu sfenks? Sfenksler Valyria sfenks’i olarak seride öne çıkmıştır aslında. Yarı insan yarı başka bir şeydir…
Cüceler deyince hemen akla Çocuklar geliyor ve arkadaki yanan orman(ilahları sanki) bunu destekler gibi hava yaratıyor ve arkasından bütün ilahların yere çalındığını gösteren bir sahne geliyor. Yani yine ilk uzun gece’ye sebep veren tipin yaptığı gibi tüm ilahları alaşağı ediyor ve kendi seçtiği yeni bir ilaha (bu durumda bu kişi Euron’un kendisi) tapıyor. Yalnız cüce kısmını Ölümsüzler evinde gördüğümüz şeklinde yorumlamak daha sağlıklı olabilir. Orada 4 cüce vardı ve bir kadına tecavüz edip, orasını burasını çiğneyip yiyorlardı. Buradaki cüceler de hoplayıp zıplıyor Euron’un karşısında ve birbirlerini yiyor. Muhtemelen Westeros lordları, insanları olabilir. Birbirlerini yemek, cinsel şölen birbirleri ile olan savaşı simgelese gerek. Bu şu an olan bir şey aslında ve devam edecek olan bir şey.
Gemilerin yanıyor olması ve denizin kana bulanmış olması kan-ateş sözlerini anımsatıyor. Muhtemelen Euron’un sonraki hamlesini gösteren bir FS ama kan-ateş birleşimi ilgimi çekti. Euron’un yanındaki kadının soluk da olsa alevli ellere sahip olması dikkate değer.
Aslında İngilizcesinde geçen ifade tam olarak şu; Beside him stood a shadow in woman’s form, long and tall and terrible, her hands alive with pale white fire.
Bir kadın gölge görüntüsü ve ellerinde canlı (gölge olduğu için herhalde) soluk soluk- beyaz alev var.
Alev yerine soğuk buz, kar vb. bir şey olsa kadının uzun olmasından dolayı Ötekiler vs. aklıma gelirdi ki ilk okuduğumda “alevi” sorgulamadan aklıma Gece’nin Kraliçesi türü bir şey gelmişti, dedim ya en başta ben de onu Ötekilerle işbirliği içinde sanıyordum. Fakat ortada “alev” var, buz ve kuzey güçleri ateşten nefret eder. Ateş de yanlış anlamadıysam eğer “canlı”… Nasıl ki Ötekiler, buzun yaşayan hali ise sanki bu kadın da ateşin canlı hali gibi… Yahut işte bu sadece simge olduğu için görülen şeyleri doğrudan bu şekilde algılamak da yanlış, sonuçta Euron da kalamar yüzlü olacak değil. Bu yüzden ateş tarafından bir kadın, Euron’u destekleyecek yahut halihazırda destekliyor, denebilir. Kantaşı’nın da bir karısı vardı, onu destekleyen, kaplan kadın; pek bilgi sahibi değiliz kendisi hakkında o yüzden bir yorumda bulunmak zor… Euron’un ensest, eşcinsellik, yamyamlık ve elbette ki büyülere ilgi duyması da bana yine aynı adamı hatırlatıyor, onda da vardı bunlar. Bu yüzden Euron’un Kantaşı İmp. gibi bir şey olduğunu düşünmek garip kaçmaz herhalde, özellikler vs. benziyor.
Aslında tam da kuram oldu bu ya, hem Euron’un ittifak ettiği taraf hem de Kantaşı İmp. bağlantısı… Neyse bunlar birer fikir, yorum… Siz de fikir ve yorumlarınızı ihmal etmeyin efem. Aslen burada yayımlandı.
submitted by griljedi to asoiaf_tr [link] [comments]


2020.06.25 17:21 griljedi (Kuram) Daario Naharis ve Euron Greyjoy

Daario Naharis karakterleri 3. kitapta Dany’nin Yunkai saldırısı öncesi ortaya çıkıyor. Dany ile görüştükten sonra yanındaki diğer iki kaptanı öldürüyor ve Fırtına Kargalarının yegane kaptanı olarak taraf değiştirip, Dany’nin safında yer alıyor.
Dany, ilk gördüğü andan itibaren bu paralı askeri çekici buluyor hatta aşık oluyor ve Meereen’i ele geçirdikten sonra birlikte olmaya başlıyor. İlişki başlamadan önce Dany, onu aylar süren bazı vazifelere gönderiyor. En son evlendiği zaman efendilere rehin veriliyor ve onu bir daha ne görüyoruz ne de haber alıyoruz.
Yıllar evvel Daario’nun Euron olduğuna dair bir kuram ortaya çıktı. Bunun temel sebeplerinden biri de GRRM’in şu açıklaması.

GRRM, Ejderhaların Dansı’nın yayımlanmasından önceki röportajlarında “Daario, görebildiğinizden daha fazla görüldü,” demiştir.

Sizi bilmem ama bu kuramı gerçekten çok severim, üyelerimizden biri konuyu yeniden ele almamı rica edince forumda daha önce tartışılmışsa da daha derli toplu ve güncel bir başlığa ihtiyacı olduğunu düşündüm. Reddit 1 ve asoiaf 1 ‘den faydalandım.
Başlayalım.

Görünüş ve Kişilik

Aslında Euron ve Daario’nun görünüşleri birbirine hiç benzemiyor; birinin saçları siyah iken diğerinin kıvırcık ve maviye boyuyor. Bunun dışında fiziksel yapıları hakkında bilgi pek verilmediği için fikir yürütmek güç. Buna rağmen ikisinin de gözlerinin mavi olduğu bilinmekte. Euron ayrıca bir gözüne bant takmaktadır ve o gözün “siyah” olduğu söylenir. Bu da ona “Karga Göz” lakabını vermiştir.
Elbette eğer iki karakter de aynı kişi ise onu tanıyan birileri tarafından tanınmamak adına görünüşünü değiştirmesi beklenir. Euron’un çevresinde büyücülerden bol bir şey yok ve büyücülerin, yanılsamalar yaratarak kişilerin görünüşlerini değiştirme yetenekleri olduğunu görüyoruz (Bknz: Melisandre ve Mance/Çıngıraklı).
Diğer yandan kendisini boyaması yüzünden Tyroshi olduğu düşünülse de ortak dile çok hakim olması dikkat çekici bir ayrıntı. Dahası kendisinin daha Valyria dili konuştuğunu da duymadık Tyrosh halkı Valyria’nın bir versiyonunu konuşur.
Dany’nin POVlarında şu ana kadar adamın dikkat çekici bir aksanı olduğunu okumadık ama Dany’nin Tyroshi aksanı olduğunu biliyoruz, okuduk. Yani Dany bile tamamen Westeros aksanıyla konuşmuyor. Bilmiyorum ama (GRRM bu ayrıntıyı unutmadıysa) Dany’nin Tyroshili Daario’nun aksanına dikkat etmesi beklenirdi, diye düşünüyorum.
Euron, Demirdoğumlu adamlarını Eski Şehir’e Tyroshlu olarak sokmaya çalışmıştı. Daario da Tyroshlu.
İki karakterin de tehlikeli, inançız ve acımasız olması dikkate değer noktalardan biridir ve elbette ki hilekar, güvenilmez.

Kargalar

Yukarıda da bahsettiğim gibi Euron’un lakabı “Karga Göz” çünkü Theon’un söylediğine göre gözleri bir karganın gibi siyah ve kötülükle parlıyormuş.
Başlığın hemen altında bir gözüne bağlı lekeli,beyaz deriden bir sargı Theon’a amcası Euron’u hatırlatmıştı. Sargıyı Umber’in gözünden söküp çıkarmak ve sargının altında sadece boş bir göz çukuru olduğunu görmek istemişti, kötülükle parıldıyan siyah bir göz yerine. Kış Rüzgarları – Theon
Ayrıca Euron’un 4. kitapta ortaya çıkan kişisel bir arması da mevcut; siyah taçlı kırmızı tek bir gözün iki yanında kargalar. (Aslında Targaryen renkleri olması ilginç.)
Armanın ilk defa görünmesi ve kimse tarafından tanınmaması, Euron’un bu armayı nispeten yeni seçtiğini gösteriyor. Bu da bizi başka bir şeye götürüyor; Daario’ya.
Daario Naharis, Fırtına Kargaları isminde 500 kişilik bir paralı asker birliğinin üç komutanından biriydi, ta ki diğer ikisini öldürene kadar.
Fırtına Kargaları’nın kumandanları aynı anda ayağa kalktı. “Cevabımız hayır,” dedi Prendahl na Ghezn. Diğer iki adam Prendahl’ı takip ederek çadırdan çıktı ama Daario Naharis dışarı çıkarken arkasına baktı ve kafasını öne eğerek nazikçe selam verdi.
Fırtına Kargalarının arması da yıldırım ve dört karga barındırır. (Bununla beraber son kitabın Selmy POV’unda daha farklı bir şekilde tasvir edilmiştir; bir düzine siyah flamanın olduğu, tepesine tahtadan oyulmuş bir karganın olduğu uzun bir direk.)
Fırtına Kargaları geldiği zaman hepsi adına konuşan Prendahl idi; her ne kadar üç kumandan olsa da bu kişinin daha kıdemli olmasından dolayı daha baskın bir hakimiyeti olduğu düşünülebilir. Bu da Daario’nun nispeten daha kıdemsiz, daha yeni biri olduğu havasını veriyor ki görüşme boyunca hiç konuşmadı.
“Ben fırtınayım, lordlarım. İlk ve son fırtınayım,”
Bu, Euron’un adamlarına kendisini tanıtma şekli. Karga Göz ve Fırtına olarak kendini ifade etmesi okuyucuların Fırtına Kargalarına gönderme olduğunu düşünmesine neden olmuştur.

Diğer İşaretler

…üç at sürmelisin… biri yatağa, biri dehşete, biri aşka.
Ölümsüzler Sarayındaki uyarılardan biri de Dany’nin yatağa, aşka ve dehşete at süreceği idi. Kehanetlerin yorumu asla %100 şu denemez ama tahminlere göre ilerlersek Dany’nin “at sürmesi” muhtemelen birlikte olduğu, olacağı erkeklerle ilgili…
Biri yatağa idi; kocası Hizadar. Diğer ikisi de aşka ve dehşete… Daario’ya aşık olduğu ve birlikte olduğu bilinmekte, bu yüzden bunu “aşka at sürmek” olarak yorumlayabiliriz ama iki karakter bir karakterse bile Dany, Daario olduğunu bildiği adam ile beraber oldu. Euron olarak da Dany’nin aklını çalma şansı var. O zaman dehşete at sürmüş olacak.
Aslında Selmy, Dany’nin Daario’ya duyduğu aşkı ölümcül bir zehir olarak tanımlamıştı bile.
Daario’ya olan aşkı bir zehir. Çekirgelerden daha yavaş bir zehir ama sonuçta ölümcül.
Tyrion POV’da son kitapta Moqorro’nun uyarısına göre Euron, Dany’nin peşinde. Kral şurasında gördük ki onunla evlenmeye niyetli ve dahası bundan çok emin ama kendi yerine kardeşi Vic’i gönderiyor.
“Kaptanımız denizin elli mil açığında, o lanetli kıyının iyice uzağında olmayı tercih eder ama ona en kısa yoldan gitmesini emrettim. Başkaları da Daenerys’i arıyor.” … “Alevlerinde, başkaları dediğin insanları da gördün mü?” diye sordu ihtiyatlı bir şekilde. “Sadece gölgelerini,” dedi Moqorro. “En çok da birini. Kan denizinde yol alan, bir tek siyah gözü ve on uzun kolu olan uzun boylu ve çarpık bir yaratık.”
Daario’nun motivasyonları çok net değil, aslında amaçsız görünen bir karakter. En başta Dany’nin yanına “kaybeden tarafta” olduğunu düşünerek geçmiş olsa bile sonrasında İkinci Oğullar bile Dany’yi kaybeden taraf olarak görüp, taraf değiştirmişti. Daario ise evlenmesine rağmen Dany’nin yanında olması hatta “rehine” olmayı kabul etmesi düşündürücü.
Euron Greyjoy “Ateş mi Buz mu?” 1 başlığımı hatırlar iseniz Euron’un ateş tarafında Dany’nin yanında olmaya çalıştığını anlatmıştım. Zaten (Targ renkleri) kan ve ateş; kırmızı ve siyah renkler (Dans 2’nin siyahlar tarafı da akla gelsin) ile referansı olan bir adamdan bahsediyoruz. Yani Euron gerek arması gerekse giydiği kıyafetlerle (hatta saç rengine ve bantlı göz rengine kadar) Dans 2’de siyahların tarafında Dany’nin yanında yer alacak kişi olduğunu ilan etmiş.
Euron, Dany’nin kendisi ile evleneceğinden çok emin konuşuyor ve onu, emelleri için kendisine istiyor. Vic’e güvendiğini sanmıyorum ama öyle yahut böyle Dany’nin yanına gideceğinden ve teklifi ileteceğinden şüphesi yok. Menzil saldırılarının Diyar’ı parçalayıp, Dany’nin işgaline hazırlamak için olduğu fikrindeyim ki Sam de bunu ifade ediyor.
eğer Kral Toprakları, Eski Şehir’i ve Arbor’ı kaybederse bütün diyar parçalara ayrılır, diye düşündü.
Dany ise Daario ile son günlerini yaşarken paralı asker, Dany’yi kendisiyle evlenmesi için ikna etmeye çalışmıştı.
“Bu gecenin bitmesini istemiyorum.” “Neden kraliçem?” “Biliyorsun.” “Düğün mü?” Daario güldü. “Onun yerine benimle evlen.” “Bunu yapamayacağımı biliyorsun.” “Sen kraliçesin. İstediğin her şeyi yapabilirsin.” Daario, Dany’nin bacağını okşadı. “Bize kaç gece kaldı?” İki. Sadece iki. “Sen de benim kadar iyi biliyorsun. Bu ve sonraki gece. Sonra bu işi bitirmeliyiz.” “Benimle evlen ve sonsuza kadar bütün geceler bizim olsun.”Yapabilseydim, evlenirdim. … “Evlenemeyiz aşkım. Sebebini biliyorsun.” … “Evlenilecek kadar güzel değilim.” Daario, kılıç kemerini, asılı olduğu kancadan aldı.
Aslında en çok kafa karıştıran kısım burası. Euron ortada görünür iken Daario, Meereen’de değildi ya da rehine verilmişti; Dany’nin fetihleri devam ederken de kimse Euron’un nerede olduğunu bilmiyordu. Dany, Lekesizleri satın almak istediğinde efendiler onları isteyen başka bir alıcıdan bahsediyordu; bir korsan kral. Bu kişinin Euron olabileceği söyleniyor. Euron’un Qarth’dan beri Dany’yi, öldürmek için, takip eden büyücülerin gemisini yakalayıp, yağmaladığı ve esir ettiği düşünülür ise bu gayet mümkün. Ayrıca Euron’un gemisi Ibben’den Asshai’ye kadar ünlüdür.
Balon suikastı ve kral şurası sırasında Daario, Meereen’de değildi. Daario, Yunkai saldırısında büyük ganimetler elde etti ve Euron da kral şurasında yanında büyük ganimetler getirip, dağıtmıştır. Bu iki karakterlerin eylemleri arasında her zaman aylarla ifade edilecek boşluklar, atlamalar mevcut.
Illyrio ve Varys, Dany’nin Meereen’de olduğunu biliyordu ama güncel bilgilere sahip değildi; Batı’ya doğru yola çıktığını farz ederek Jon Conn. ve tayfası ile Volantis’te bekleme planları yapıyordu. Buna rağmen Euron, Dany’nin nerede olduğunu gayet iyi bildiği gibi olduğu yerde kaldığından çok emin olmalı ki Vic’i gönderiyor.
“Yine yanılıyorsun kızım. Üç ejderha var ve ben onları nerede bulacağımı biliyorum. Bu malumatın değeri ahşap bir taçtır şüphesiz.”
“Sana ihtiyacım var. Köle Körfezi’ne gidip bana aşkımı getirebilir misin?”
Bu mekan atlamalarında sorun şu ki bu zaman aralığında Euron’un bir oraya bir buraya gitmesi güç görünüyor, haliyle kuramın en zayıf noktası burası gibi görünmekte. Eğer hayranların yayımladıkları zaman çizelgesi doğru ise Vic’in Meereen’e varması (yakalandıkları fırtınalar vb. şeyleri katarak) ortalama 3 ay sürüyor. Sorunsuz gittiğini farz etsek ortalama 2 ay falan vakit alabilir (en iyi tahminle). Olaylar arasındaki zaman kronolojisi de biraz muamma olduğu için biraz esnek tutmakta sorun olmaz.
Yine de bu konuda da değişik “olası” açıklamalar söz konusu.
1- Ateş ve Kan kitabında yazdığına göre, kuzey denizlerinde “kestirme yol” olarak tarif edilen bir geçidin olduğuna inanılmakta. Bazı denizciler bu geçidi bulmayı denemişler ama buz dağlarından başka bir şey bulamamışlardır. Bu efsane gerçek ise Euron’un burayı bulmuş olması mümkün.
2- Ateş ve Kan Büyüleri
Büyü ile çok güçlü ve sert rüzgarlar oluşturarak Euron’ın normalden çok daha hızlı bir şekilde Meereen’e ve Demir Adalar arasında birkaç gel git yapmış olabileceği iddia ediliyor.
Sukunet’in kan kurbanları yüzünden kırmızıya boyanmış olabileceği zaten konuşulan bir şey ki Euron’un gemisinde büyücüler var.
Büyü ile rüzgarları kontrol edilebildiğine dair birkaç sahnemiz var.
Benden önceki El. Melisandre, Alester Florent’i Ejderha Kayası’nda ateşe vermişti. Bunu, onları kuzeye götüren rüzgârı uyandırmak için yapmıştı. Lord Florent, kraliçenin adamları tarafından direğe bağlanırken güçlü ve sessiz durmuştu, yarı çıplak bir adamın olmayı umabileceği kadar vakurdu, fakat alevler bacaklarım yaladığında bağırmaya başlamıştı ve kırmızı kadına inanılacak olursa lordun çığlıkları o gün orada olanları Kıyıdaki Doğugözcüsü’ne kadar uçurmuştu.
Üstadı işaret eden parmaklarından duman yükseliyordu. “Şu adam. Boğazını kesin ve onu denize atın. Rüzgârlar Meereen’e kadar bizim yanımızda olacak.” Moqorro bunu ateşlerin içinde görmüştü.
Dumanlar çıkaran tekne deniz tarafından yutulurken, Victarion, yedi güzel kızın çığlığının neşeli bir şarkıya dönüştüğünü duydu. Sonra sert bir rüzgâr geldi, yelkenleri doldurdu, gemileri önce kuzey doğuya, sonra yine kuzeye sürdü. Onları Meereen’e ve çok renkli kiremitlerden inşa edilmiş piramitlere doğru götürdü. Bir şarkının kanatlarında sana uçuyorum Daenerys, diye düşündü demir kaptan.
Yazımız şimdilik burada sonlanıyor. Belki daha sonra eklemeler yapabilirim. Yazının aslı buradan yayımlandı.
submitted by griljedi to asoiaf_tr [link] [comments]


2020.06.20 15:08 VirreyDeColombia Çirmen muharebesi

Bu savaş gece olmuştu. Türkler Zenci olduğu için onları gece görmek imkansızdı. Dolayısıyla Türkler güneş ve Tanrı tarafından üretilmiş , üstün ve melanin zengini ırklarından faydalandılar. Fırsatın gelmesini beklediler ve zaman geldiğinde sırpların üzerine erkeksi yiğitlikleriyle atıldılar. Sırplar saldırıya uğradıklarında sadece savrulan palalar gördüler. Savuranları göremediler , sadece havada uçan palalar gördüler. Sırplar paniğe kapıldı , görünmez cinler tarafından saldırıya uğradıklarını düşündüler ve beyaz topraklarına doğru kaçmaya başladılar ama nehir etraflarını sarmıştı ,yüzme bilmedikleri için boğuldular ve Tanrı tarafından sonsuza kadar bir ateş gölüne atıldılar
Kaynak: Harvard Üniversitesi
submitted by VirreyDeColombia to kopyamakarna2 [link] [comments]


2020.05.21 18:52 ferreisawesome Çocuğu olmayan kısır kocam beni ev sahibine siktirdi

Adım Ayten, 32 yaşında, sarışın, mavi gözlü, 52 kiloda evli bir bayanım. Çekici bir kadın sayılırım, her dışarı çıkmamda kesinlikle erkekler tarafından iltifatlar alırım. Kocam bir kamu çalışanı ve benim ilk erkeğim. Bu zamana kadar kocam dışında ne biriyle çıkmışlığım nede cinsel ilişkim olmuştur. Sex konusunda bildiğim herşeyi kocamdan öğrendim. Halende fazla bir şey biliyorum diyemem. Kocam sexten çok fazla hoşlanan biri değil. Sexe başlar başlamaz hemen içime girer, en fazla 2 dakika sonra içime boşalır ve yan dönüp yatar. Sexte bu hareketten başka hiç bir hareketini görmedim şu ana kadar. Her defasında böyle oluyor. Böyle olunca da hiç zevk alamam. Evleneli 7 yıl olmasına rağmen çocuğumuz olmadı. Çocuk yapmayı sürekli deniyoruz ama birtürlü olmuyor. Doktora gittik, kocamdan kaynaklanıyormuş. Sebebi Sperm azlığı imiş ve aslında tedavi ile giderilebilirmiş. Ben bunu hiç sorun etmedim. Kocamı gerçekten çok severim. Bilmiyorum belki ilk ve tek erkeğim olmasından kaynaklanıyordur. Çünkü dediğim gibi ondan başka bir erkekle hiç ortamım olmadı. Ama kocam sürekli çocuk çocuk diye tutturuyordu. Bunun gerçekleşmesi için tedaviye gitmemiz gerektiğini konuşurduk sürekli. Ama bu tedaviye başlamak için kocamın ne fırsatı vardı ne de parası yetiyordu. Amım mahvolmuştu, yanıyordu, parçalanmıştı sankiDoktordan sonra bu konuşmalar günlerce sürdü. Böyle bayağı bir zaman geçti ve kocamın sex yapma isteği gittikçe azaldı. Daha sonraları ise, yatakta kocam sürekli başka erkeklerden, benim başka bir erkek ile sex yaparak hamile kalmam alternatifinden söz etmeye başladı. Neden bilmiyorum ama kocamla her sex yapışımızda ısrarla bunları konuşarak beni ikna etmeye çalışıyordu. Ama benim bunu nasıl yapacağımı düşünmüyordu. Zamanla başka bir erkekle sex yapmam konusunda baskıları iyiden iyiye arttı. Tamam sonuçta çocuk sahibi olacaktık, ama benim bir başkası ile sex yapmam düşüncesi kocamın daha çok hoşuna gidiyordu ve onu azdırıyordu. Kocam resmen beni bir başkasına siktirmek istiyordu ve bundan müthiş zevk alacaktı. Bunları ne zaman anlatsa hep konuyu kapatıyordum. Çünkü bunları dinlemesi bile beni ürpertiyordu. Neyse bu konu aylarca hep dolaşıp durdu yeniden açıldı. Artık bende sabır kalmamıştı. İstemiyordum. Gerçekten bu istediği şeyi yapmak istemiyordum. Ve kocamın bu konuda sorularına da cevap vermiyordum artık. Kocamla bir gece yatakta sex yaparken yine aynı konuyu açtı. Beni sırtüstü yatırmış hem amıma gidip geliyor hemde bizim ev sahibimiz Cemal beyi anlatıyordu. Ogün saunada onun yarağını görmüş ve şok olmuş. Bana, Cemal beyin kapkara, kalın ve uzun bir yarağı olduğunu, onu içime alamayacağımı, amımı yırtacağını söylüyordu. O anda kocamın bana gaz veriyor gibi hali vardı. Cemal beyle benim hakkımda konuştuklarını, çocuğumuzun olmayış sebebini falan anlatmış. Cemal beyin de liseye giden iki tane çocuğu var. Kocam bir akşam Cemal beyi eve getireceğini ve beni ona sunacağını falan anlatıyordu. Bende kesinlikle cevap vermiyordum, ne evet ne de hayır diyordum. Bir an önce sikmesini bitirip amımdan çıkmasını bekliyordum. 4 gün sonra kocam eve geldiğinde elinde bir şişe Rakı ve meze niyetine yanında bişeyler vardı. “Hayrola?” dediğimde “Bu akşam kafam esti gel beraber içelim.” dedi. Bense hayatta ağzıma içki sürmedim o güne kadar. Gecenin bayağı bir ilerleyen saatinde şişeyi birlikte yarılamıştk ve kafam iyice dönmeye başlamıştı. Kocamda öyle idi sanki. Bir ara benden kahve yapmamı istedi, kalkıp kahve yapmaya mutfağa gittim. Ben kahvelerimizi hazırlarken kapının zilini duydum. Kocam kapıyı açtı, gelen Cemal beydi. Ama aklımdan kocamın o akşamki anlattığı şeyler ile ilgili hiçbirşey geçmiyordu. Cemal bey ve kocam muhabbet etmeye başladılar. Bir şişe Rakı da Cemal bey getirmişti yanında. İkisi birlikte içmeye devam ettiler. İçki beni mahfetmişti.Ben kahveleri onlara bırakıp banyoya gittim. Sarhoş olmuştum, başım dönüyordu ve kusmak üzereydim. Vücudum ateş atıyordu. Elimi yüzümü yıkarken kocamın seslendiğini duydum, “Aytenciğim bakarmısın, mezemiz bitti.” dedi. Salona gittim, masada boşalanları alıp mutfağa götürdüm. Arkamdan kocam geldi belime sarılarak yanağımdan öptü. “Hazırmısın hayatım?” dedi. Bende “Neye hazırmıyım?” dedim. “Bu akşam Cemal bey boşuna gelmedi buraya.” dedi. Şok olmuştum. Kocamın suratına bir tokat atıp “Hayır istemiyorum!” deyip doğruca yatak odasına gittim. Üzerime geceliğimi giyip lambayı söndürdüm ve yatağa girdim. Yüzümü yastığa gömüp ağlamaya başladım. Bir müddet sonra kocam yatağa geldi ve beni okşamaya başladı. Daha doğrusu ben gelenin kocam olduğunu sanıyordum, kafamı biran için çevirdiğimde beni okşayanın Cemal bey olduğunu anladım. O an beni görmeliydiniz az kalsın bayılacaktım. Her yanım titriyordu. Yüzümü yeniden yastığa gömdüm. Cemal bey rahat olmamı söylüyor, sırtımı, omuzumu ve bacaklarımı okşuyordu. Kendime o an şaşırdım kaldım, elin adamına hiç birşey diyemedim. Elim ayağım birbirine dolaştı sanki, çenem tutuldu bir anda. Ama heryanım titriyordu. Altımdaki külodu çıkarmaya çalıştığında direndim ama adam külodumu yırtarak çıkardı. Eli popomda geziyordu. Boynumu öpüyor, kulaklarımı yalıyor, yataktan kalkıp kaçmamam için de bir eliyle sırtıma basıyordu. Beni yalaya yalaya popoma kadar geldi. Bacaklarımı açmamı istiyordu ama ben müsaade etmiyordum. Bayağı bir direndim ama en sonunda amıma dil atmaya başlayınca ani bir reflexle bacaklarımı biraz da olsa araladım. Aslında itiraf edeyim (kocam dahil) ilk defa bir erkek amımı yalıyordu ve dahası hoşuma gitmişti ve amımın yalanmasından büyük bir zevk alıyordum. Adam iştahla dilini sulanan amımın içinde gezdirirken, ben zevk alma ve utanç duyma çelişkisiyle yüzümü yastığa gömmüş, olacakları bekler gibiydim. Bütün bu olanlara nasıl izin verdim halen anlamış değilim. Cemal bey ne zaman soyundu onuda bilmiyorum, yüzükoyun yatıyordum. Fazla sürmedi Cemal bey üstüme uzanarak yarağıyla amıma baskı yapmaya başladı. O ana kadar yarağının boyutları hakkında bir fikrim yoktu. Ama beni domaltıp amıma sokmaya başladığında yarağının ne kadar kalın olduğunu hissettim. Sürekli iteklemesine rağmen kolay girmiyordu. Sadece yarağının kafası zar zor girebilmişti. Bacaklarımı ayırmıştım ama hala kendimi kastığımdan ve direndiğimden birtürlü tam olarak sokamıyordu. Bir ara durakladığında sokmaktan vazgeçtiğini düşündüm ve kendimi serbest bıraktım. O bunu bekliyormuş, aniden amıma yüklendiğinde içimin yırtıldığını sandım. Yarağının yarısından fazlası içime girmiş ve Cemal bey halen dışarıda kalan kısmını da amıma sokmaya çalışıyordu. Acıdan avazım çıktığı kadar bağırıyordum ki Cemal bey eliyle ağzımı kapattı. Hayatımda böyle bir acıyı daha önce hiç yaşamamıştım. O kocaman yarak amımın derinliklerine kadar girip, orada biryerlere çarptığında acıdan ölüyorum sanıyordum. Cemal bey yarağını amımdan çıkarmadan beni sırtüstü çevirdi. O şekilde amıma sokup çıkarmaya devam etti. Çok sert ve hızlı sikmesine rağmen adam boşalmak bilmiyordu. Oysa kocam olsaydı şimdiye çoktan boşalırdı. Ben canımın acısıyla bunları düşünürken yatakodası birden aydınlandı. Kocam gelmiş ve ışıkları açmıştı. O anda kendimden utandım. Cemal bey hala bağırmayayım diye eliyle ağzımı kapatıyordu. Kocam Cemal beyin elini ağzımdan çekti ve dudaklarımdan öpmeye başladı. O an kendimi tutamadım ve ağlamaya başladım. Cemal beyin amıma her kökleyişinde çığlık atıyordum. Amım müthiş ağrımaya başlamıştı ve sanki iyice genişlemişti. Kocama “Ne olursun yeter artık, çok acıyor.” dememe rağmen, kocam “Az kaldı dayan, sıkma kendini, bitiyor…” diyordu. Bu esnada Cemal bey sürekli pompalıyordu. Bir ara yorulduğundan olsa gerek yarağını amımdan çıkarak sol bacağımı omuzuna alıp tekrar amıma sokmaya başladı. Sağ bacağımın üstüne oturmuş sol bacağımı omuzuna almıştı. O anda yarağını ilk defa doğru dürüst gördüm. Yarağı kapkaraydı gerçekten. Çok vahşi görünüyordu. Kocamınki yanında kürdan kalırdı. Neden bilmiyorum yarağının her yanı beyaz bir sıvıyla kaplanmıştı ve ışıkta parlıyordu. Yarağının damarları çıkmış patlayacak gibiydi. Cemal bey o pozisyonda içime girdiğinde hepten mahfoldum. Köküne kadar amıma sokuyordu. Taşaklarının bile amıma çarptığını hissediyordum artık. O halde hem sikiyor hemde göğüslerimi okşuyordu. Kocam da dudaklarımı ve yanaklarımı öpüyor “Az kaldı, bitiyor bitiyor…” deyip duruyordu. Valla ne yalan söylim, yarım saatten fazla sikti Cemal bey beni o pozisyonda. Sonunda Cemal bey gelmek üzere olduğunu söylediğinde kocam omuzumdan aşağı bastıryordu. Çünkü iyice hızlanmıştı ve çok daha sert sikiyordu ve ben adamın altından kaçmak için çabalıyordum resmen. Amım mahvolmuştu, yanıyordu, parçalanmıştı sanki. Hem ağlıyor hem de bağırmaya çalışıyordum. Ama bu kez kocam ağzımı sıkıca kapatmıştı. Burun deliklerim kocaman olmuştu resmen zor nefes alıyordum. Fazla sürmedi Cemal bey içime patladı, ama ne patlama bitmek bilmiyordu. O an öyle bir oldumki anlatamam. İçimde tuhaf birşeylerin gezindiğini hissedebiliyordum. Amımın içinde öylesine bir yanma başladı ki anlatamam. Kocam içime boşaldığında hiç böyle olmazdı. Cemal bey az sonra amımdan yarağını çıkarttığında resmen bir boşluk hissettim içimde. Rahatlamıştım. Ama içim hem yanıyor hemde amım müthiş ağrıyordu. Elim ister istemez amıma gitti. Vıcık vıcık olmuştum. Sanki amım ateş atıyordu. Ve kocaman olduğunu hissediyordum. Bir süre ağrının dinmesi için amımı ovdum durdum. Elimi amımdan çektiğimde şok oldum. Avucum kan ve spermle doluydu. Kocam da korktu o an. Cemal bey ise çok rahat bir şekilde “Birşey yok. Sadece amı çok dardı, zorlayınca yırtıldı, bir süre sonra birşey kalmaz geçer.” dedi. Ben ağlamayı sürdürüyordum ve kocam beni dindirmeye çalışıyordu. Cemal bey kalkıp duş almaya banyoya gidince kocamla yalnız kalmıştık. Ben yan yatmış dizlerimi kendime çekmiş bir halde yatıyordum. Kocamsa sürekli beni öpüp okşuyordu. Bu arada “Oldu bak, geçti bitti.” gibi laflar ediyor, beni çok sevdiğini falan söylüyordu. Bense acıdan onun söylediklerini yarım yamalak duyuyordum. Dakikalarca içimden birşeylerin aktığını hissettim. O şekilde uykuya dalmışım. Uyandığımda yatakta kocamla birlikte yatıyorduk. Cemal bey yoktu. Kalkmak istedim ama zorla kalkabildim. Kaltığımda ise yatağın aşırı bir derecede kanla ve spermle batmış olduğunu gördüm. O an kendimi direkt banyoya attım. Uzunca bir duş aldım. Amımı temizledim. İster inanın ister inanmayın dün gecenin kalıntılarını duş yaparken akıttım. İçimde halen Cemal beyin spermleri vardı. Duş alıp kahvaltı hazırlamaya başladım, etrafı ve akşamdan kalan masayı toparladım. Bu arada kocam da kalkmıştı ve direkt yanıma geldi bana sarıldı ve öpmeye başladı. Çok sulu gözlüyümdür. Ben yine ağlamaya başladım. Her zamanki gibi, beni çok sevdiğini, asla pişman olmamam gerektiğini falan sayıklamaya başladı. Hiç bir şey diyemedim ona. Bende ona sarıldım. Kahvaltıdan sonra beni alıp yatak odamıza götürdü. Birlikte kanlı ve spermli çarşafı değiştirdikten sonra yatağa uzandık ve sevişmeye başladık. Amım dün gece Cemal beyin o iri yarağından dolayı iyice açılmış ve bollaşmış olmasına rağmen kocamın siki girdiğinde bile içim acıyordu. Neyse ki kocamın sikmesi herzamanki gibi çabuk bitti ve hemen boşaldı içime. Ama anlayamadığım şey, dün gece Cemal beyin spermleri içimi neden yakmıştı. Yatakta bir süre bu konuyu konuştuk kocamla. Gerçi hep o konuştu, ben sadece kafamı sallayarak onay verdim, evet ya da hayır anlamında. Aradan bir kaç gün geçmesine rağmen hep gözümün önünde kaldı bu olay. Babam yaşında bir adamla nasıl sikiştiğimi halen anlamış değilim. Yaklaşık bir hafta sonra eşim eve geldiğinde bana “Cemal bey bu akşam yine gelecek.” dedi. “Bu akşam neden geliyor?” dediğimde, “Hem seni özlemiş hemde seni hamile bırakma işini sağlama almak istiyormuş.” dedi. O akşam Cemal bey belki iki saat boyunca sikti beni. 3 defa boşaldı içime. İlk boşaldığında sanki spermler içime yapışıp kaldı. Bu sefer banyoya gidip amımı temizlediğimde hiç birşey akmadı içimden. Kısacası Cemal bey beni sikmek için her hafta gelmeye başladı artık. Cemal beyle karı koca gibi olmuştuk nerdeyse. Yaklaşık 2 ay sonra Hamile olduğumu öğrendim. Kocam ve ben buna çok sevindik. İçimde buruk bir sevinç vardı. Doğacak çocuk belki kocamdan değildi ama benim bir parçam olduğu kesindi. Onun için ben çok rahattım. Kocam da bunu kabullenmişti zaten. Cemal bey hamileliğimin 5. ayına kadar beni sürekli sikti. Bazen kocam varken, bazen de evde ben tekken. Ama bir defa olsun onu ne öptüm, ne de güzel bir söz söyledim. Ne de beni rahatça sikmesi için ona yardımcı oldum. Kesinlikle ondan iğreniyordum. Bu gerçekten böyle idi benim için. Ama doğacak çocuğum için sevinçliydim. Doğum zamanı yaklaştığında hastaneye yattım. Sezeryanla çocuğumu dünyaya getirdim. 3 gün hastanede kaldım, oradan doğru eve. Bir haftada kendimi zor toparladım. Cemal bey bize sürekli gelip gidiyordu artık. Yeni doğum yaptığım için bir isteğim, bir ihtiyacım olup olmadığını sorup giderdi. Aradan 3 ay kadar geçmişti, evde yalnızdım ve çocukla ilgileniyordum. Yine Cemal bey gelmişti. Çocuk için oyuncaklar, yiyecek ve giyecek birşeyler almış. Çocukla oynuyordu. Ona bir kahve ikram ettim. Sonra bana birşey söylemek için yanına çağırdı. Bende gittim. Beni çok özlediğini söyleyerek öpmeye başladı. Tekrar eskiye döndüğümüzü hissediyordum. Her nekadar karşı koysamda beni tutup yatakodasına götürdü ve sikmeye başladı. Yine birkaç kez boşaldı içime. Hayatımda ilk defa ağzıma boşalan erkek de Cemal bey oldu. Yarağını zorla ağzıma verip yalamamı söyledi. Bir anda ne olduğunu anlamama bile fırsat vermeden ağzımın içine boşalmaya başladı. Arkadan kafama bastırdığından böğüre böğüre yuttum bayağı bir kısmını. Boşalması bitince kendimi banyoya zor attım. Ben banyodayken o giyinip “Hoşçakal.” dedi ve gitti. Bunu kocama söylemedim. Haftalar sonra 2. çocuğa hamile olduğumu öğrendim. Ve şuanda bunları yazarken karnımdaki ile birlikte yazıyorum. Kocam biliyor tabi bu 2. çocuğun da Cemal beyden olduğunu. Resmen 2 kocam vardı artık. Kurtuluşum yoktu hiç. Haftada bir kocamın, haftada bir de Cemal beyin karısı oluyordum. Şu anda Hamile olduğum için fazla birşey yapamıyorlar ama doğurduktan sonrasını düşünmek bile istemiyorum. İşte arkadaşlar, benim başımdan geçenler bunlar. Hakkımda ne düşünürsünüz bilemem. Ama ben kendimden iğrenmiyorum. Kocam ve çocuk için herşeyi yaparım. Dünyaya getirdiğim o canlıyı görünce herşeyi unutuyorum…
submitted by ferreisawesome to u/ferreisawesome [link] [comments]


2020.03.11 00:50 karanotlar Bir Türlü İnsanlaşamayan İnsanlık Dünyası

Rıza Çolpan

Sevgili okuyucu kardeşler, ben zaman zaman bir siyaset yorumcusu olmadığımı, bu işi yüzlerce ve binlerce siyaset bilimcisinin, gazetelerde namlı köşe yazarların yaptığını söylüyorum, ki benim bu konudaki bir gerçeğim. Yani ben dünyada ve ülkem Kürdistan’ın dört parçasında gelişen, gerek siyasi ve gerekse diğer konuları yakından takip eden kişi değilim. Ayrıca hem ülkemden on sekiz bin kilometre uzaktayım ve hem de olayları bilimsel açıdan yorumlama düzeyinde biri değilim. Ben genellikle gördüğüm, duyduğum ve kitaplarda okuduğum bazı konuların doğru ve yanlışlarının üzerinde duruyor, onlardan bahsediyor, sonra da görüş ve kanaatımı beyaz kâğıt üzerine dökerek karalıyorum. Bu yazımda ise, başlıktaki “Bir Türlü İnsanlaşamayan İnsanlık Dünyası” ile ilgili hem görüşümü ve hem de üzerinde yaşadığımız, Saat’te 108 bin kilometre hızla dönen dünyamızın üzerinde yaşayan bütün canlı varlıklar içinde biz, düşünen, konuşan ve iki ayak üstünde gezen, kafatası içindeki beynimizin emirleriyle ellerimizle mevcut dünyamızdaki her türlü araç ve gereçleri yapmamıza rağmen, bir türlü gerçek birer insan olmadığımız, gerçek insani duyguya sahip olan her kişi bunu üzülerek görüyor ve biliyor.
Değerli dostlar, günümüzdeki bilim insanları, üstünde yaşadığımız bu dünyanın güneşten bir ateş parçası olarak kopup geldiğini, gelirken de önce hava boşluğunda sağa, sola yalpalandığını ve daha sonra yukarıda arz ettiğim gibi Saat’te 108 bin kilometre hızla dönmeye başladığını, sonra sönen ateş değişime uğrayarak toprak ve suya dönüştüğünü ve ilk önce sularda balık, ardından da kara toprak üstünde dört çeşit canlı, bitki türü türemeye başladığını söylüyorlar. Bu dört çeşit canlı varlık içinde insan, -ki Darvin’in teorisine göre bir çeşit maymundan evrimleşerek iki ayak üstünde duran bizler- dört ayaklı hayvanlar, kanatlı, iki ayaklı uçan kuşlar ve yine hayvanlar kategorisinde bulunan sürüngenler. Evet, işin ilginç tarafı, bu canlı varlıkların kimin tarafından yaratıldığı bilinmediği gibi, bu canlılar hep birbirlerini yiyerek yaşarlar. Hayvanların bir çeşidi ot ve çeşitli bitkileri yiyerek yaşar, diğer bir kısmı da birbirini yiyerek yaşarlar. Örneğin kurt, aslan, kaplan, ayı, tilki, çakal vs vs. Kuşlar ise, onların da bir kısmı kendi türü kategorisinde bulunan, örneğin kartalın tavuk, serçe, keklik ve benzerlerini yemeleri, kedilerin ise fare gibi benzeri küçük hayvancıkları yemeleri, yine vs. vs.
Peki biz insanlar, ilk dünya yüzüne ve iki ayak üstüne kalkıp yürümeye başladığımız zaman, acaba ne yedik ve nasıl bir yaşamı sürdürdük? İlk anamız, babamız nasıldı? Nasıl bebeklikten çıkıp koca adam olduk? Kanaatimce bunun doğru bir cevabı yok, söylenilen şeyler hep tahmin diye düşünüyorum. Çünkü milyarlarca yıl öncesi, bu günkü insan, bilim ve modern teknoloji, koca dünya herkesin cebine girmemiş ve yoktu. Bilim dünyası ilk insanların, kafatasları içindeki beynin, bugünkü insan beyni gibi olmasına rağmen, beynini çalıştırarak, konuşup sözcükler üretmedi diyorlar. Yani ilk insanlar başlangıçta çeşitli işaretlerle, homurdanarak birbirlerini anlamaya çalışmış ve yaşamlarını birlikte sürdürmek için de kendilerinden güçsüz hayvanları ve çeşitli otları yiyerek, guruplar halinde dağların mağaralarında, kalın ağaçların kovuklarında yaşamış, vurdukları hayvanların hem etlerini çiğ-çiğ yiyerek, derilerini de kendilerine elbise yaparak, sıcaktan ve soğuktan korunmaya çalışmışlar. Yani bu yaşam biçimini kimi bilim insanları bundan 500 bin yıl önce yaşamış olan ve Pekin adamı denen ilkel insan ateşi bilinçli olarak kullanan ilk kişi olarak söylemelerine karşın, ancak daha sonra, yani 1981 yılında Kenya’da ve 1988’de de Güney Afrika’da bulunan kanıtlar hominid denen ilkel insanların bundan 1,42 milyon yıl önce ateşi kontrollü olarak kullandıklarını söylüyorlar. Yani ateşin buluşundan çok önceki zaman dilimi içinde insan yaşamı böyle imiş deniliyor. Daha sonra insanoğlu evrimleşerek, sesiyle sözcükler üretmiş, belirli hayvanları evcilleştirmiş, yaşayıp yemesi için arpa, buğday, mercimek ve darı ekmiş, el ve su ile dönen değirmen taşlarını yaparak adı geçen tahılları öğüterek ekmek yapıp çeşitli meyve ve sebzeyi bulup yemiş ve gördüğü her canlı ve cansıza da bir isim vermiş. Tabii bu ilk sesiyle sözcükler üreten dört çeşit insan renginden hangisi olduğunu hiç kimse bilemez. Ama Türk’e sorarsanız, hiç şüphesiz size “İlk dili ve konuşmayı yaratan, arpa, buğday, mercimeği eken ve her türlü tahılı bulup öğüten, ekmek yapıp yiyen, Orta Asyalı Türk atalarımızdır” diyeceklerdir. Çünkü dünya güneşten koptuğuna göre, bunun açık ifadesi de “Güneş Dil Teorisindeki gerçektir” demeyi de unutmayacaklar.
Evet sevgili okuyucu kardeşler, insanoğlu kaç yüz bin ve kaç milyon, milyar yıl ilkel olarak yaşamış, ne zaman kendinden güçlü gördüğü her şeyi kendine Tanrı olarak saymış ve tarihin hangi döneminde ilk kendini güçlü ve yırtıcı vahşi hayvanlardan korumak için, Kürdçesi “Xırç” Türkçesi ise ağaçtan başı sivri “Şiş” î yapmış, bunu da bilmiyoruz. Yalnız bildiğimiz şey, dilin sözcükler üretmesinden sonra, olanlar ve olaylar nesilden nesile aktarılarak söylenmiş ve ezenle ezilenin tarihi başlamış. Önce fizikken güçlü, zekâca İblis olan kişiler, fizikken kendinden güçsüz ve zekâca dürüst, her şeyin paylaşımından yana olanların hem ürettiklerini ellerinden almış ve hem de kendine kul, köle yapmışlar. Yani istediği zaman ya bir hayvan gibi satar ya da kızdığı zaman onu öldürmeyi bir görev sayarmış. Tabii bu köleci toplum yapısı kaç yüz bin yıl sürmüş, onu da tam ve net olarak bilmiyoruz. Bildiğimiz şey, köleci toplumdan, feodal topluma, feodal toplumdan da bugünkü kapitalist topluma geçişimiz ve insanlık tarihinin yazılması da Yunanlı Herodot’tan başladığını biliyoruz. Tabii Herodot ezilen bir Yunanlı değildi. O’da ezen sınıfın bir okumuşu idi. Yani tarihi ne kadar doğru yazmış bu tartışmalıdır. Ya dinler ve dinler tarihini kim ve kimler yazmış? İnsanoğlu kendi insanlık tarihi içinde Tanrı’yı nasıl yarattı? Bu soruya idealist felsefe, bütün evreni, yeri, göğü, bütün canlı ve cansız varlıkları yaratanın “Tanrı” olduğunu söyler, fakat o Tanrı’nın nasıl bir varlık olduğunu bilmez ve onun varlık resmini kimseye gösterme lütfunda bulunamaz. Dini yaratanlar, Tanrı’nın insanoğlunun iki türünü, yani kadın ve erkeği çamurdan yaratmış, erkeğine “Adem” dişisine de “Havva” ismini vermiş ve bugünkü dünyamızda yaşayan dört ayrı renkten oluşan ve maddeleri bir olan, bütün insanların “İlk anne ve babaları olduğunu” söylerler, nedense Tanrı’nın çamurdan yaptığı bu iki insandan dört ayrı renkli insanın nasıl türediğini, konuşan, bilen, gözleriyle bu çamurdan yapılan Adem ve Havva’yı kim ve kimlerin gördüğünü de kesinlikle söylemezler. Ayrıca bu Adem ve Havva hikâyesinin bilim dünyasındaki tarihi altı bin yılı geçmez. Oysaki insanlık tarihinin rakamı, milyarları aşar.
Neyse bu konuyu daha fazla uzatmadan, başlıktaki “Bir Türlü İnsanlaşamayan İnsanlık Dünyası” meselesine geleyim. Yukarıda bilebildiğim kadarıyla insanlık tarihinin kısa bir hikâyesini anlattım. Yani ilkellikten çıkmış, gerçek insan olmaya doğru adım atmış atalarımız, ilk önce kendilerini vahşi hayvanlardan korumak için ağaçtan ucu sivri şiş yapmışlar, ne yazık ki bu şiş süreç içinde, bu kez insanı öldüren bir silah olmuş. Yani o eski atalarımız bu yeni silah ile birbirlerini öldürmeye başlamışlar. Daha sonra ok ile yayı icat etmişler. Yani karşılıklı dövüş değil, uzaktan birbirlerini sivri uçlu okla öldürmüş, mal ve mülklerini de talan etmiş, kalan genç sağları da kendilerine kul, köle yapmışlar. Bu da yetmemiş, gelişen beyin bu kez de demirden ucu sivri keskin hançer, kılıç ve kalkan yapmış, insanlar vahşicesine birbirlerini keskin hançer ve zırhlı kılıçlarla öldürmüş. Yine bu da yetmemiş insanoğlu barutlu –barutu bulan Çin- tüfeği icat etmiş, bu sefer bu lanetli silah ile birbirlerini öldürmüş. Daha sonra top, tank, ağır makinalı otomatik koca tüfek, havada savaş uçakları, denizlerde savaş gemileri, atom ve hidrojen. Atomu Hiroşima’da denedi Amerika’daki zalim egemen, İngilizler.
Evet bu akla sahip olan, dünyamızdaki bütün icatların mimari ve ustası olan insanoğlu ne yazık ki bir türlü gerçek insan olamamıştır. Hiçbir vahşi hayvanın yapmadığını, akıl ve zekâ sahibi olan insanoğlu kendi türüne yapmaktadır. Hiçbir hayvan türü, kendi türünü öldürmez ve etini yemez. Ama korkunç zekâ ve akla sahip olan insan, kendi türünü öldürmek, onun tüm varlığına sahip olmak ister. Sanki hiç ölmeyecekmiş gibi. Oysa her insanoğlu, günün birinde kendisinin de öleceğini bildiği halde “Belirli bir zaman dilimi içinde yaşamak varken, neden birbirimizi öldürelim” demiyorlar ve ne yazık ki bu vahşet ezenle ezilenin başlangıç gününden günümüze devam etmektedir. Akad denilen Sami ırkı Kuzey Afrika’dan Mezopotamya’ya gelişlerinde, onlardan önce o coğrafyada yaşamış insanları kılıçtan geçirip o kutsal toprakları kan gölü haline getirip, tarihin onlardan başladığını bildiğimiz Sümerleri tarihten sildiler. Mısır’da ise zalim Firavunlar Afrika kıtasındaki siyah zencilerin ve diğer mazlum halkların gücüyle piramitler inşa etti, insan kanı orada Nil olup aktı. Daha sonra Elamlar, Babil, Asur, Luvi, Mitanî, Hitit, Medya, Urarto, Pers, Sasani, Safevi, Doğu ve Batı Roma İmparatorluklar. İskender’in canavarcasına Batı’dan Doğu ve Afrika’ya Mısır seferleri, öldürülen yüzbinlerce kendi türünden insanlar. Ardından yine Avrupa’da zalim Roma İmparatorları, Doklar, Kontlar, Krallar, Deli Neronlar, Lovi ve Napolyonlar, Arap yarımadasında çıkan Semavi dinleri yaratan, insanlık dünyasının arasına nifak sokan sözümona Muhammed Peygamber ve Halifeleri -Zerdeşt ve İsa hariç- ve 36 zalim kardeş, bava katilleri ve milyonlarca masum insanların kanını akıtan Osmanlı Padişahları ve 214 devşirme, kan dökücü Sadrazamları. Ve 1923’te o zalim kurumun kalıntıları üzerine kurulan yeni zalim Türk’ün TC devleti ve kurucusu, cinsi, cibilliyeti beli olmayan bêbav Mustafa Kemal ve onun Avrupa’daki fikir arkadaşı, dostu Hitlerin zalimce vahşeti ve birbirlerini vahşicesine öldüren o kıtanın insan sıfatındaki insanlar. Ya uzun tarihi süreç içinde, Dünya’nın doğusunda gelişen zalimlikler?
Moğol Türk’ün ve Mançuraların Çin halkına yaptıkları vahşet ve bugün o vahşeti simgeleyen koca Çin Seddi. Yıllar önce doruk noktasına çıkarken durup ağladım ve insanlığımdan utandım. Ya 1071’de bu kez de ülkeme gelen yine o barbar zalim Moğol Türklerin Han ve Başbuğları?
Bin yıldır o koca coğrafyayı kan gölüne çevirdiler. Onlar, Sasani ve Safeviler, Rus Çarları, Amerika’ya giden İngiliz ve İspanyolların orada döktükleri insan kanı. Üstünde yaşadığım Avustralya kıtasına 1788 yılında gelen İngilizlerin buradaki yerli halk Aborıcilere yaptıkları vahşet ve zulüm. Yine cennet ülkemi işgal eden, yüzbinlerce Kürd, bacı ve kardeşlerimi vahşicesine öldüren, dünün bêbav Mustafa Kemal’ı, Şah Rıza Pehlevi ve Humeyni, Hafız Esad, Saddam Hüseyin, Kenan Evren ve bugün de Gürcü Recep Tayyip Erdoğan, kendi türünden yüzbinlerce insanı öldürmekten zevk duyan bir kan emicisi vampir. İşte ben, bu insanlaşamayan insanların sıfatını taşıdığımdan dolayı utanıyor ve insan olduğuma bin lanet okuyor, “Keşke insan olarak dünyaya gelmeseydim” diyorum. İnsanın, insanı öldürmediği, dünyamızdaki bütün yaşamsal ürünlerini kendi aralarında kardeşçe paylaşan, kavga ve savaşların bir insanlık ayıbı olduğu bilincinin egemen olduğu bir dünya dileğiyle, derken bir dörtlükle de yazıya son vermek istiyorum

İnsan bir türlü insan olmadı
Sıfatı insan, duygular barbar
İslâm dünyası, Türk, Arap, Fars’ı
Olmuşlar vampir, aç kurt, canavar.


Hoşça kalın.

http://navkurd.net/2020/02/12700/
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.01.06 15:45 biontabela Neon Tabela Hakkında

Neon tabelalar özel olarak üretilmiş ateşte, yüksek ölçülerle ısıtılma işleminden sonra şekil alabilen, küçük cam boruların kullanımı ile tasarlanmış bir reklam ürünü olarak nitelendirilir. Bu ürünler iddialı ve dikkat çeken bir estetik yapıya sahip olup, göz alıcı renklerde üretilen tasarımlardır. Genel olarak restoran, bar ve eğlence merkezleri gibi yerlerde sıkça tercih edilen neon tabelalar, yapımı oldukça ince işçilik isteyen ve bu alanda profesyonel olmuş kişilerin ilgilenmesi gereken tabelalardır. Şık ve hoş görüntüsü ile sadece dış mekanlarda değil, son zamanlarda evlerde de tercih edilen ürün, büyük beğeni toplayarak pazardaki yerini her geçen gün arttırmaya devam etmektedir.

NEON TABELA YAPIMI

Neon tabelalar, yüksek ateşe maruz kalan neon çubuklarının kıvrılması ile şekil verilerek oluşturulur. Bu çubuklar küçük floresan camlardan oluşturulur. Hangi tasarımın, harfin ya da modelin oluşturulmak istendiğine karar verildikten sonra ısıtılarak istenen şekil ortaya çıkar. Tasarlanan modelin içerisinde bulunan hava, vakumlu bir alet yardımı ile çekilerek modelinin içinin boşaltılması sağlanır. Havası boşaltılan çubukların içerisinde neon gazı yüklenir ve gaz kırmızı renktedir. Farklı renkler elde edilmek istendiğinde argon gazı kullanmak, bir diğer seçenektir. Bunun sebebi, argon gazının beyaz renge yakın olmasından kaynaklanır. Neon tabelalar isteğe uygun olarak hemen her renkte kolayca üretilebilir. Elektriği sağlıklı bir şekilde verebilmesi için, güçlü trafolara ihtiyaç duyar. Neon Tabela Kullanımında Nelere Dikkat Edilmesi Gerekir? Neon tabela kullanımı için dikkat edilmesi gereken bazı kurallar vardır. Bunlardan ilki, ihtiyaç duyulan her 10 metre çubuğa 1 adet trafo düşmektedir. Yeterli miktarda temin edilmeyen trafolar, tabelanın istenen verimde çalışmasını engeller ve yeterli miktarda ışık üretemediği için bir süre sonra kolayca arızalanmasına sebebiyet verebilir. Dış ortama monte edilen trafolar, olası durumlarda tehlikeye yol açabilmeleri sebebiyle izolasyonun doğru bir şekilde yapılması gerekir. Yeterli miktarda trafo temini ve doğru kullanım gibi kriterler yerine getirildiğinde neon tabelalar, kullanım ömrü uzun olan ürünlerden bir tanesidir. Montaj ve kuruluma dikkat ederek elektrik bağlantısını doğru bir şekilde tamamlamak, güvenlik açısından büyük bir avantaj sağlar. Kullanılacak yerler iyi analiz edilmeli, kullanımının uygun olmadığı yerler tercih edilememelidir.

https://www.biontabela.com/neon-tabela-hakkinda
submitted by biontabela to u/biontabela [link] [comments]


2019.12.12 13:19 SikiTuttunSaruman KGB REDDİTİN KURULUŞU 7.BÖLÜM

KGB REDDİTİN KURULUŞU 7.BÖLÜM

Kgb 1.Downvoter Savaşı
''''''''''''Bilgilendirme: Bu parttaki müzikler mobilde de arkada dinlenebilmesi için spotify eklentilidir'''''''''''''
**************************************************************************************************
~~ ~~ Kgb yelleri ~~ ~~
Her şey bittiğinde ve çöken şafak cennetin ışıkları altında bedenlerimizi yaktığında; geriye anlatılacak hikayeler ve hatıraların boğuk sisi kalacaktır.
Sarumanın günlükleri 9. Kayıp cilt, 28.ekleme, sayfa 1019
SAVAŞ ÇANLARI
Koşuşturan kgbliler ve kızgın alevde dağlanmış kılıçların çelik seslerne karışan, ince telleri elf kızlarının altın saçlarını andıran yayların hemen önünde: lirlerine uzanan ozanların resmedilemeyen görüntüsü. Hüznünü öfkeyle kusarcasına bağıran karanlık bulut kümelerine karşın, ertesi günün sabahında kgbde karşılaşacağınız koşuşturmacanın sadece yarısı bile çakan şimşeklerden daha endişe vericiydi. Tüm üyeler artık geri dönülemez bir yolda olduğumuzu biliyordu; bu yüzdendir ki insanlar kılıçlarını bilerken elfler sadaklarını dolduruyor, cüceler inşa ettikleri savaş makinelerini yağlarken hobbitler küçük hançerleriyle tarla fareleri gibi etrafta koşturuyordu. Tam son gelişmelerden haberdar olmak için günün ilk işi hot posts tavernasına girecek…
“Ondan sonra da annesini yatırıp bir güzel siktim!”
DUR!
Dememle çarpışmamız bir oldu hobbitle. Kim olduğunu tahmin etmek için çabaya gerek bile yoktu, keza sadece konuşmasından bile kendini belli ediyordu u/skyxco.
“Oo Saru naptın!” yere dökülen birasında kalmıştı gözü, “Bugünlerde de ağız tadıyla ana sikemez olduk”
O sırada konuştuğu hobbitler u/karmamarma1 ve u/AhmetOguzTr ise kahkahalara boğulmuş kahkahalar içinde bir oraya bir buraya savuruyordu biralarını. u/skyxco ise daha derin bir imayla söylemişti sözlerini.
“Hala downvote alıyor musun?” diye sordum ağır bir sesle.
“Evet…”
Gel, sana bir bira ısmarlayayım.”
Karma ve ahmetoguz ise “bize de yok mu orospu çocuğu” dercesine yüzüme bakıyordu, büyücü kredisinin daha yatmasına 10 gün vardı amk hobbitleri.
“Tamam orospu çocukları” dedim. “hepinize birer bira.”
****************************************************************************************************
İçeride ölüm sessizliği vardı. Kgbnin tüm ırkları soğuğunu hissetmiş savaşın, karanlığın fısıltılarını dinler olmuştu. İnsan kabasakal, cüce cornelius, elf berdog ve hobbit u/alperozkaya yı gördüm farklı köşelerinde bardaki chatroomun. Masaya oturduğumuzdan beri hareket eden tek şey, kahve deri ciltleri aşınmış bir tutacın arasındaki notlarına gömülmüş, birasından daha tek yudum almamış ahmetoguzun sayfaları arşınlayan parmaklarından ibaretti.
“Neye bakıyorsun?”
“Floodları düzenliyorum, geri dönemezsek birisine bunları bırakmam gerekiyor.”
Karma ise onun aksine dalgın bakışlarla duvarları izliyordu.
“Hot posts’a bir kere yolu düşmüş herkes bunu bilir. u/skyxco olarak annelere hükmetmek isterim kainatın yazılışından itibaren, hepsine; ismim anılır en karanlık köşelerinde kgbnin, fakat artık konuştuğuklarımız yitiyor Saruman. Tesadüf sanıyordum. Commentlerime mavi çalınırdı ara sıra, fakat artık ne zaman birisinin yegane annesini ağzıma ansam, dipsiz bir bataklığın içerisine çekiliyor sözlerim.”
Parlak kılıcını kınından çıkarıp yavaşça masaya koydu.
“Ne olacağı umrumda değil. Artık tek istediğim, daha fazla kan.”
****************************************************************************************************
Akşam geldiğinde tüm kgb geniş hot posts’ta yerini almıştı. Mod kadrosu kendilerine ayrılmış 7 meşin kütüğe, u/cathessis remmani taşlı kızıl asası ve u/ministerblackveil ile bir köşesinde tavernanın; u/s_v_m, u/corneliusvanbaerle ve u/25122203(Kabasakal) diğer köşesinde. Serviste üç mutfak robotu , u/ayseyz u/idillogia ve u/fikarme. Her ne kadar sonuncusu biraz erkeksi dursa da. Bar taburesinde pürdikkat bir elf u/berdog, ayaklarının dibindeki kediler ve yanındaki zıbzıb u/kralperxx ile. Bardaki eski ama kumaş kaplı sandalyesinde oturmakta olan beyefendi u/pervane_pascha (son anda hayata döndürmeyi başarmıştık, hala daha ekliyordu postlarına uzun yazılarını). Kapıdan iki insan, u/Canbeaxiel ve ejderha terbiyecisi u/KiracUzun da girdikten sonra kalan nickleri okumayı bıraktım, çünkü Kürşat’ın tavernanın üzerinde 8er metrelik dev kanatlarını çırparak inecek bir yer bulmaya çalışması tüm dikkatimi bir kaplumbağa pornosunda birbirine çarpan kabuklara çevirmişti. Aynı u/hamhumsaralop’un konuşması gibi:
“BU DOWNVOTERLAR KESİN KÖYLÜ AMK BUNLARIN KARISININ AMINA SUYLA ÇİMENTO DÖKÜP SİKE SİKE KARMAK LAZIM BETON SERTLEŞİNCE ÖLÜLERİNİN CESETLERİNİ SİKİMİZDEN KAZIYARAK ÇIKARTIRLAR!”
Hamhum tam ayaklarını çıktığı masanın üstüne vura vura konuşmaya devam ediyordu ki aniden taş kesildi. Zaman bir saniyeliğine durdu handa. Tüm sesler sustu, görülmez bir bıçak kesti kağıttan gürültüyü. Lord girdi kapıdan.
u/furkantopalın sakin bakışları süzüldü her birimizin üzerinde, botlarının tahta zeminde çıkardığı sesler kulakları döverken modların arasından geçip deri tahtına oturdu. Kabzasının içerisinde değildi bu sefer sağ elindeki kılıcı, sert bir şekilde yere saplarken tahta zeminin altındaki küçük maviliği gördü. Zehir hot posts'a kadar gelmişti, sakince anlatacağı savaş konusu; taşan bu son damlayla yeniden yazıldı. Sakin bakışları patlamaya hazır bir volkana dönmüştü artık, bağırmayı beklerken. Giderek buruşturdu yüzünü, sükunetle üzerimizde gezdirdiği gözleri artık sizi alevler içerisinde çiğneyecek karanlık bir iblisi andırıyordu. Dişlerindeki gıcırdamayı tüm salon hissediyorduk, daha bir dakika olmadan oturduğu yerden aniden kalktı kılıcını çıkartırken. Salonun en ucundaki u/wingedhussar ın bile duyabileceği kadar yüksek bir perdeden öfkeli bir sesle fermanını veriyordu:
"DOWNVOTELARLA İLGİLİ"
"Sosyal medyada boy gösterebilme şansım olsa, kadromuzdaki eksik old kgb tayfasını dolduracağım buraya amına koyayım, buraya gizli gizli geçtiğimiz için hala burda olduğumuzu bilmeyen çok insan var ama rahata kavuştuğum güne kadar kendi göbek bağımızı kendimiz kesicez. Ve beni tanımayan orospu çocukları, TANIYACAKLAR.
ŞİMDİ BU KURALLARA UYUYORSUNUZ VE KGB'Yİ YÜKSELTİYORSUNUZ. BAZI MEDENİYETSİZ SİKİKLER YUMUŞAK YÜZLÜLÜĞÜ ZAYIFLIKLA KARIŞTIRIYORLAR. ONLARIN ANASININ AMINA KARTAL GİBİ SÜZÜLMENİN VAKTİ GELDİ."
*********************************************************************************************
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ Bu şarkıya MUTLAKA geç ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
Karga sesleri duyuldu tavernanın dışında.
...
Geliyor...
Konuşmasını bitirdiğinde, asamı yere vurmaya başladım, hobbitler de ritme kapılmıştı; büyücüler yerleri dövüyor, şövalyeler çelik kılıçlarını tokuşturuyordu havada. Masaların üzerinde cüceler ayaklarıyla vuruyordu, cornelius içkisini bırakıp çift yarım baltalarının demir saplarını birbirine çarpmaya başladı!
GELİYOR!
TAK! TAK! TAK! TAK!..
TAK! TAK! TAK! TAK!
TAK! TAK! TAK! TAK!
BERDOG BAĞIRDI!
DÜNÜ UNUTMAYACAĞIZ.
KAYIPLARIMIZI GÖMECEĞİZ!
YARINI GÖRMEYECEĞİZ.
BUGÜN ÖLECEĞİZ!
SKYXCO SAVURDU KILICINI
SA-VA-ŞA!
SA-VA-ŞA!
SA-VA-ŞA!
KAN İÇİP!....
SA-VA-ŞA!
BUZ ÇİĞNEYİP! SA-VA-ŞA!
SA-VA-ŞA!....
ÖLÜM MELEĞİNİ KATLEDİP!
SA-VA-ŞA!
BÖĞÜRÜP GEBERTMEYE!
SA-VA-ŞA!....
ET DİŞLEYİP!
SA-VA-ŞA!
CESET EZMEYE!...
SA-VA-ŞA!
SVM BAĞIRDI!
GÜNEŞ GİBİ YÜKSELECEĞİZ!
ŞAFAK GİBİ ÇÖKECEĞİZ!
SA-VA-ŞA!
KGB DOĞACAK!. KGB ISIRACAK!. KGB SAVAŞACAK!
SA-VA-ŞA!
ASLANLARI PENÇELEYECEĞİZ!
SA-VA-ŞA!
TİMSAHLARI BOĞACAĞIZ!
SAVAŞA!
YARIN SAVAŞACAĞIZ.
SAVAŞA!
SAVAŞA!
SAVAŞA!..
KEMİKLERİMİZ PARÇALANANA KADAR!
CESETLERİMİZ ÇÜRÜYENE KADAR!
SA-VA-ŞA!
MEZARLARIMIZ TAŞANA KADAR!
SA-VA-ŞA!
SA-VA-ŞA!
SAVAŞACAĞIZ!...
KIZILA BOYAYANA KADAR GÖKYÜZÜNÜ!
SAVAŞACAĞIZ.
DİZ ÇÖKTÜRENE KADAR !
SAVAŞACAĞIZ.
BOĞAZLARINI DEŞENE KADAR!
SAVAŞACAĞIZ.
TEK TEK BOĞANA KADAR!
SAVAŞACAĞIZ! ...
******************************************************************************************************
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ KGB Savaş Müziği ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

Yarının sancağında kılıçlar yükseldi. Üzerlerimize gelen downvoterların ağızlarının suyu damlıyordu kızgın toprağa. Gözlerimiz faltaşı gibi açılmıştı kara metal mavisi zırhların fazlalığına, biz ise kırmızıya çalan kuşakları işlemiştik zırhlarımıza. Genç u/rientala19 ve u/BlueGrayOwl ise kılıçlarının kabzalarına koyu kırmızı rengi çalmıştı, u/berdog'da turuncu uçlu oklar, Süvari u/YanikTheGent'in atının yelesinde göz korkutucu bir kızıllık vardı. Bir de u/kralperxx ise, komple annesini kırmızıya boyamıştı gebzeli orospu çocuğu! Anneni ketçaplayıp ketçaplayıp sikeyim gebzeli !
Tüm bu hengamenin arasında, u/cemceylan, u/ministerblackveil ve u/berdog başta olmak üzere tüm elfler yaylarını çekiyor. sinirleri pamuktan bir ip gibi gerilmiş u/T4LK- ise şövalye birliğinin başında. Downvoterler atış mesafesinde değil, hobbitler hançerleri ve küçük kalkanları ile. Downvoter savaş borusu öterken mavi kurtların üstünde kgbye doğru koşmaya başlıyorlar. u/25122203 en önde bağırıyor, "GELİYORLAR!"
Lordun sesi patlıyor kulaklarda
"ATEŞ!"
Oklar yağmur gibi yağıyorken üsterine kızıllığın dansına bırakıyor ölüleri. 'Ağrr' sesleri ile ilerliyor dvoterlar. Süvari u/YanikTheGent önde, Babasını(u/terstensaplayan98) yeni kaybetmiş genç u/terstensaplayan123 arkasında yapışıyor boynuna atının.
"SNE NREZBUR KNESTAR! SNE NREZBUR KENDAR! KLEİRA VAN DUR!"
u/Cathessis ile bağırıyoruz gökyüzüne, kızıl yıldırımlar iniyor karanlık mavilere!
u/TigrisSs The Green mavilerin ayaklarına dolanacak sarmaşıklar çıkartırken kgb süvari birliği ortadan ikiye ayrılıyor, tek hedefleri olan mancınıklara ilerlemeye çalışırken arkalarından savaş arabasında u/corneliusvanbaerle'nin bağırışı kulaklarda:
"BİLİYOR MUSUN ZEYNEP!"
Asıl patırtı kurtlar ile yere çöküp falanks misali kalkanlarıyla duvar örmüş cücelerin buluşması oluyor. Arkalara atlarlarken u/lettersnumbers-'in omuzluğunun parçalayan pençesiyle kurdun biri onu yere yıkıyor. Suratında hissedilen sıcak buharlı nefes ve kurt salyası, boynunu parçalamak için dişleriyle ısıracakken... u/bedevizmc!
"Dur!" u/bedevizmcnin asası sanki kurdun dişlerine bağlanmışçasına tutuyor çenesini, ork atlıyor üzerine bu sefer u/lettersnumbers-'in. Paslı kılıcı gökyüzüne kalkıyor, fakat bir okla yere yığılıyor kılıcıyla birlikte.
"Rica ederim!" berdog gözünü kırpıyor, sıradaki downvotere okunu geçirmek üzere.
u/AhmetOguzTr'yi görüyorum sövalyelerin arasında hızla koştururken, downvoterların bir tanesinin sırtına atlayıp hızlı hızlı ensesine bıçağını batırdığını görüyorum:
"ananızı sikim sizin orospu çocukları atmayın işte şu downvoteleri ya atma abi işte düzgün post kalmadı ananızı sikim sizin kgblilik bu mu amınakoyım sikiş için sub arıyorsan başka suba git ya atma işte atma daha hot'a düşmeden postunuzu 7kişi downlamış olsa nasıl hissedersiniz orospucocukları git hayal edip..."
Dev trollerin üzerine binmiş olanlar yeri göğü sarsarak ilerlerken kılıçlarını çekmiş kgb şövalyeleri ayaklarına saldırmaya çalışıyor, gökyüzünde sesleri yankılanıyor devlerin, "kgb p*rno gurubuduğr, kgb reddite syürülmüş bir leğke!"
Üzerine gelen oklar vücuduna gömülmek yerine kalın derisi tarafından sekiyor ya da kırılıyordu. Etrafını saran kılıç kuşanmış kgblileri eliyle sağa sola savururken yavaşça sur kapılarına ilerlediğini gördük, oraya ulaşmayı başarırsa tek savunmamız düşecektir. Biz büyücüler ise patlama büyüleriyle meşgul olduğumuz sürece oraya bakamayız. u/ImmortalThoth'u eline alıyor, kafasını dişleriyle ezmek için ağzına götürmek üzere.
"Böyle öldürme şekli mi olur, sen nasıl devsin amk? Düzgün bir şeyler yap ne bileyim ayağınla ez ya da bir yerlere fırlat yemek nedir sen ne boş bir devsin böyle!"
Her şeye muhalefet orospu çocuğu kafasını karıştırmışken u/Melik0S devin ayak tırnağının arasına tüm gücüyle saplıyor kılıcını, tırnağının altından kanlar akıyor; diğer ayağıyla acı içinde tekmelerken Melikos'u metreler uzağa. Hassiktir.
Devamını izleyemeyecek durumdaydım, bulunduğum surun tam alt kısmına çarpan bir kaya ile yer parçalanmıştı sanki, deprem oluyordu. Asama yaslanamadan yerdeydim. Sura yaslanmış bir merdivenden üzerime bir ork atlarken hiç tanımadığım birisi tutuyor downvoterın kılıç tutan elini. Nickini okuyamıyorum pelerin taktığı için. Arkası dönükken turuncu kılıcını geçiriyor downvoterın karnına, apar topar yerden kalkarken yüzüne dönüp teşekküre fırsat ararken ettiği tek kelime ile pelerini çoktan gözden kayboluyor:
"Görükle..."
Vay orospu çocuğu. Demek sendin.
Savaş tüm kızgınlığıyla ilerlerken yerde yatan ImmortalThot, Melik0S'un yaptığı saldırıyla devin ellerinden kurtulmuş bile. Sur Kapısı devin çivili eldiveni ile dövülürken her darbede daha az sağlam duruyor, çöktü çökecek. Tek iyi haber, süvarilerin mancınıklara ulaşmış olması gibi görünse de, etrafa baktığımda etrafı sarılı corneliusun bağırarak baltasının birini maviyle boyalı bir komutana fırlatması ve yaralı u/pervane_pascha'nın tek eliyle tuttuğu kılıcıyla sırtını duvara yaslamak zorunda kalması iyi gözükmeyen manzaranın içerisinde küçük nüktelerdi sadece.
Kapı büyük bir zangırtıyla parçalanıp düştü.
İçeriye akın ediyordu downvoterlar, u/phalaknenin edit golemleri bile hepsine yetişemeyecek kadar yavaştı; kendisi de aralarına atlayıp ingiliz anahtarını bir onun bir diğerinin kafasına savurmaya başladı, fakat bu yegane bir çabaydı.
Kaybediyorduk.
******************************************************************************************************
"Lord Nerede!?"
Hustle'a bağırıyordum, savaşın başlama emrinden sonra gözden kaybolmuştu. Eğer Hot Posts da maviye bulanırsa kgbnin düştüğü anlamına gelirdi, en çok ihtiyaç olduğu zamanda neredeydi bu adam!
Derken kıyamet koptu.
"AÇILIN OROSPU ÇOCUKLARI!"
Lord daha önce hiç görmediğimiz bir yeşil savaş arabasının üzerinde kılıcını sallayarak bağırmaya başladı!
"KGB DEVAM EDECEK!"
Kalabalığın arasına düşmüş bir meteor gibi parçalıyordu downvoter birliklerini, kelleler kum torbaları gibi yere yığılıyordu kgbnin girişinde. Birliklerin etrafında daireler çiziyor, her dönüşünde çivili parlak savaş arabasını sürdüğü downvoterları buğday tanelerini öğüten buğday taneleri gibi üzerlerinden geçiyordu. BU ŞEY DE NEYİN NESİ!
Kıyamet makinesinin üzerinden atlayıp kılıcını sapladı göğsüne birinin, suratına yaklaşırken sözlerini fısıldıyordu:
"Reddite hoşgeldin, amk new'i!"
Koyu yeşil/siyah araba ise çıldırmışçasına dört dönüyor, biçiyor, üzerlerinden geçiyordu yoz downvoterların. Yükselen bir metal konserinin delirmiş ritmine kapılıyor savaş arabası. Beyaz asamı tuttum u/furkantopal'a, kan kokusunu andıran kara büyü ile kutsamamı okurken kana boyanmış yüzünü siliyor.
Çelik tutamaçlarındaki yazı parlıyordu arabanın savaşın ortasında: u/AutoModerator.
Maun tekerlekli kıyım makinesini arkasında bırakırken koşmaya başladı devin üzerine, sırtındaki kurt postu omuzuyla bütünleşmiş; koşarken ritmiyle kavruluyordu savaşın.
u/TigrisSs altındaki zemini bozdu devin, sarmaşıklar yetmiyordu ama bastığı yerin çamurdan bir bataklığa evrilmesiyle sarsıldı yerine sabitlenirken. u/Cathessisi gördüm lord yanından koşarak geçerken, planı o da anlamıştı. Devin üzerine koşarken rüzgar büyülerini lordu sarmak için kullandı, T4LK diz çöküp basamak oldu lord üzerine koşarken; dostunun sırtına sertçe basarak yükseldi güneşin önünü ay misali kapatan u/furkantopal! Devin omzuna sapladı kılıcını sabit durmaya çalışırken. Koşturmaya başladım ben de, tüm kalabalığın üzerine, u/YanikTheGent uzattığı eliyle atlamam bir oldu kara ata.
Yanımızdan u/csyeninden koşturuyordu boz süvari,
"Bir fikrim var!"
Göğüslüğünün arasına sıkıştırdığı bir urganın tek ucunu attı üzerimize, u/YanikTheGent bir eliyle sıkıca kavrıyordu dizginini atın, diğerinde ise ipin bir ucu vardı, iki yana ayrıldık ipi gererken.
Ayaklarının etrafında daireler çiziyordu iki at ipleri gererken, en son yere indik ve çekmeye başladık; u/KiracUzun ve u/csyeniden de çekiyordu. Üldürülen üniversite öğrencisi ise taştan zırhını yarıp deliyordu omzunu, sırtını fakat hala daha ayaktaydı. Dev bir beton heykeli iplerle devirmeye çalışan kişilerdik.
Ta ki bir alev sütunu bir mızrak gibi göğsüne çarpana kadar mark hizmetkarının. Bu Kürşat! Yüzünün kenarlarındaki kızıllıklar tüm vücudunu sarmış, sanki başka bir forma bürünmüştü savaş için. Geri adım atmaya çalışırken iplere takılan ayaklarını tüm gücümüzle asılıyorduk, belimdeki sorun bundan hiç memnun olmayacak!
Zangırtıyla düşerken u/furkantopal'ın atladığını gördüm kürşatın üzerine. Alevlere bürünmüş ileri gidiyorlar
u/corneliusvanbaerle yanındaki u/wingedhussar ile hala daha düşmemiş birer kale gibi, onları düşürebilecek tek şey sanırım u/wingedhussar'ın "Hiç ork siktin mi abi" tarzındaki soruları.
İlerlerken sayımızın azaldığını, fakat karşımızdakilerin hala daha taze kovandaki arılar kadar çok sayıda olduğu gerçeği yüzümüze çarparken duraksamadık bile. Epi topu 400 aktiftik o saatlerde. Kürşatın alevleri bir havai fişeğin yavaşça süzülen parçaları gibi ateşten bir iz bırakıyor, ölüme gidiyoruz.
Lord kılıcını havaya kaldırana kadar öyle sanıyorduk en azından.
"Bakıyorum da siz sadece sıradan postlarla gelmişsiniz, daha fazlasına ihtiyacımız var."
Textpost Çağrısı
Yerin altından çıkmaya başladı iskeletler, etraflarında kızıl savaş sisi; bunlar ghostlar!
DEMEK TÜM BUNLAR OLURKEN BURADAYDINIZ OROSPU ÇOCUKLARI!
"Biz porno izlemeye geldik knk nsfw yoksa geri dönücez furki"
Demek Lylo'nun ifşasından beri burada sessizce bekliyorlardı, inanılmaz.
Cesetlerin üzerinden zıplayan cüce cornelius u/phalakne'nin edit savaş arabalarından birine atlamış koşarken sırtında u/wingedhussar ile koşturan u/berdog'u gördüm, yanlarında u/s_v_m ise bir dver'ın gırtlağından çıkardığı kılıcı ile olayı kesiyordu; mezbahadan fırlamış gibiydi kanlara boyalı. u/s_v_m'nin çocuksu mutluluğu vardı bir yandan omuz omuza çarpışıyor oluşumuzun, yüzü gülüyordu.
"BANLATTIM OROSPU ÇOCUĞUNU! 22si düştü!" diye el sallıyordu bize,
Ve sırtına saplandı bir kör kılıç.
Sesi kesildi, gırtlağı kan doldu.
Nefesi yarım kaldı.
Gözleri kaburgalarını yırtan metalin acısıyla boyalı incileri andıran kızıl damarı kürelere dönüştü.
Arkasında duran orijinal içerik flairi koymuş bir reposter, başka gruplardan çaldığı post ile kgbnin etrafında dolanan bir celladın kılıcına sahipti. Kural 3 ile birlikte svmnin de zırhını parçalamıştı.
Gözleri kızıllıkta kayarken yere yığıldı erişkin hobbit.
Sol elindeki kılıcı yere düştü.
************************************************************************************************
Olduğum yerde kalakalmıştım u/s_v_m'nin düştüğünü görmemle, üzerine doğru koştururken bakışlarını üzerime dikmiş sahte orijinal içerik üreticisi, gözlerini bir an bile üzerimden ayırmadı. Sırtına u/hamhumsaralop atlayana kadar.
"Siz köylü orospu çocuklarını diri diri yakmak gerek" derken hançeriyle zıplayarak boğazını kesti düşmanın, fakat svmyi götürmemiz gerekiyordu.
u/karmamarma1'i gördüm sırtlanırken,
"onu u/idillogia'nın yanına götür!"
Işık mikroskobuyla günden güne yeni merhemlerin üzerinde çalışan mutfak robotu geldi aklıma sadece
Kürşat ile kalanları biçerken turuncuya boyadık kalan dvoter klanını, u/pervane_pascha'nın yanına ie u/ayseyz yetişmiş, küçük çaplı bir ok yağmuruyla kurtardığı ateş çemberinin ortasından omzuna girerek çıkartıyordu paşayı.
u/skyxco sırtındaki kgb bayrağı ile koşuyordu düşman birliklerinin üzerine, turuncu kılıcı ile bir an bile durmadı. Ayakta kalan son dvoterın ölümü de onun elinden oldu. John wick edasıyla yere tükürürken son gürültüyü kopardı:
"SAVAŞ BİZİMDİR!"
Sonrasında o da yorgunluktan yalpalayarak yere yığıldı. Haklıydı. Savaşı kazanmıştık. Artık bitmişti.
***********************************************************************************************
***********************************************************************************************
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~Yolculuk Şarkısı~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
O günün şafağında işine 4 koldan sarılanları görürdünüz. Tüm amk n*wi cuceler sabah u/terstensaplayan123 nin attığı 144p nsfwler ile uyanır ve yabancı subredditlerden kaynak ve bilgi toplarlardı. Old flairine sahip bilge ırklar ise eski KGB postlarını reddite uploadlayarak hepimize gereken ruhu aşılamaktan sorumluydu. Kimileri fazla comment atardı, kimileri az. Bir tanesiyle ara ara yollarımız kesiştiğinden, commentlerine reply atarken de ayrı bir mutlu olurdum, u/TigrissSs (ismini bir türlü yazamamışımdır.) Her flair sahibine tutulmuş bir ayna gibiydi ayrıca, en yaygın "Kalktı" flairli genç hobbitler gerçekten de sabah erkenden kalkip, nsfw postları arasında en iyisine upvote atabilmek için grubun derinliklerine inerek New Posts'ta dahi arama yaparlardı.
u/skyxco ise katrana bulayıp tüğ dökerek siktiği annelerden bahsederdi hala daha chatroomda. Aramızda yeni yeni görmeye alıştığımız u/atakankolali ise muhabbet kuşu gibi tekrar ederdi konuşulanları, bir şeyi kaçırırsanız ondan dinlemeniz mümkündü. u/wingedhussar sorular sorar, u/YanikTheGent ile u/skyxco debelenirdi tavernanın ortasında. u/kralperxx ise hala daha u/okuryusuf'un peşinden gidip gerçek bir orospu çocuğu olmak için çabalıyor.
u/s_v_m'yi ise savaştan sonra revirde yatarken gördüğümü hatırlıyorum, fakat eminim ki onu kurtaran şifalı merhemler ve büyüler değil, irades... Büyük ihtimalle gruptakı %0.001lik östrojen seviyesi.
Surları onarıyordu u/cemceylan ve u/25122203 her sabah, gedikleri kapatmasında yardım ediyorlardı tüm kgb halkına. u/sunqfu çiziyordu destansı resimlerini kgb'nin hala. u/ministerblackveil ise kgb'nin kiliselerinde oturmuş, yaralı ruhunu sarıyor; sükunetle dinleniyor kayıp rüzgarların altında. u/pervane_pascha deri sandalyesinde mecmualarını okuyor, u/BraveShadow ve nicelerimiz koşturuyor kgb sokaklarında.
Savaştan sonra göremediğim tek kişi u/Cathessis. Son bir konuşmamız oldu:
"Nereye gidiyorsun?"
"Bu evrendeki tek kgb biz olabiliriz, ama başka yerler de var. Hala daha bir yerlerde direniyor kgbliler. Yalnız değiliz."
"..."
"Başka evrenlerde, başka kgbler var."
"Anlıyorum." dedim genç görünümlü büyücüye, onun da zamanı gelmişti demek. Anlıyorum.
***************************************************************************************************
Peki ben Saruman ne yapıyordum?
ZABUMAFU tam anlamıyla uyanmıştı. Kadimlerden eski bir zaman geliyordu, ve biz bunu yapmak zorundaydık. Seçilmiş olanların belirleneceği yegane yolculuk. 1 ay elimizden düşmeyen vişneli çizkeklerimize hakim olmak zorundaydık, yoksa detroit kurbağaları gibi dilleyen bir kadın gelecek ve bizi ele geçirecti. Vakit çüklerimizi cebimize sokup ilerleme vaktidir.
Beklenmeyen yolculuk başlamıştı...
*********************************************************************************************************************************************************************************************************************************************************************************************************************
Part3'ün sonundaki bu şiir ile çoktan anlatmış olduğum downvoter savaşına tanıklık ettiniz, güzel vakit geçirmenizi sağladıysam ne mutlu bana

Gün doğumunda, yükselen ağaçlara bakın!
Kamp kuran hobbitlere ve zambaklıgöle.
Teknelerin yanaştığı Taşkın Deniz'e veyahut
Olgunluktan yere düşen Turunç meyvelerine!
Onlar ki, dünün başyapıtlarıdır.

Gün batımında, yükselen mızrakları seyredin!
Kılıç kuşanan cüceleri veya yaprakhançerlerlileri.
Çelik seslerinin yükseldiği Günlimanı'nı ya da
Kanca gagalı Leşyiyicilerı!
Onlar ki, bugünün eserleridir.
KULAK VERİN!
YENİ GÜNÜN ŞAFAĞINA.

Yeni gün doğumunda, parçalanmış ağaçlara bakın.
Sönmüş kamp alevine ve kırmızı dolmuş zambaklıgöle.
Dibinde batıklarla Taşkın Deniz'e veyahut
Yere yığılmış körpe elf cesetlerine.
Onlar ki, dünün izleridir.

Yeni gün batımında, tekneler yaptığımız ağaç parçalarına bakın!
Küllerden merhem yapan elf kızlarına.
Batıklarda altın bulmuş heyecanlı hobbitlere veya
Elf kanıyla yeşermiş parlayan Ixora çiçeklerine!
Onlar ki, yarının umutlarıdır!
Kazandık.
******************************************************************************************
Amını dengesini siktimin manyağı, ne uzun yazmış yine aq
submitted by SikiTuttunSaruman to KGBTR [link] [comments]


2019.11.30 19:41 Cathessis Kutlu Bir Yolculuk, Nu't Haccının Sonu ve Downvoterlara Ölüm!

Kutlu Bir Yolculuk, Nu't Haccının Sonu ve Downvoterlara Ölüm!
Bu yazıyı normalde günler önce yazmam gerekti ama son güne bıraktım üşengeçliğimden, bugün de üşütmüşüm biraz hem de gıda zehirlenmesine benzer durumlar yaşadığım için (bilmediğiniz yerden saçma sapan yemekler yemeyin) halsizdim, g*tümü doğrultamıyordum. Şimdi yataktan yeni kalktım anca yazıyorum. Bu yazı biraz farklı olacak, günlük gibi yazacağım. Şimdiden iyi okumalar!

~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ Ortama adapte olabilmek için gereken müzik ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~

No Nut’un nereden çıktığını, ortadünya ve KGB hulkı için olan önemini daha önce anlatmıştım.
“Uzun, zorlu bir yolculuğa çıktınız. Kimisi bu yoldayken kendini kaybetti kimisi de vazgeçip geri döndü. Ama benim için önemli olan tek şey, onlar vazgeçse de kendini kaybetse de birçoğunun cesaret göstermediği/gösteremediği bu yola baş koymalarıdır. Tüm hayatlarını geride bırakıp bilgelik yoluna baş koyan bu kişileri selamlıyorum. Anor sizi kutsasın!”
Misty Mountains’in zirvesindeki bir mağaradan gelişinizi bekliyordum. 3 senedir küllanmadığım malafatım geceye hazırdı. u/SikiTuttunSaruman’ın asasını görür gibiydim uzaklardan, ama saatlerdir yağan kara baktığımdan emin de olamıyordum. O yüzden telepatik güçlerim sayesinde Saruman’la konuşmaya başladım. Konuşuyorum demek doğru olmaz galiba, telepatik iletişim 6. Boyuttan bir güç olduğu için bunu sizlere tam olarak tarif etmem zor. Sadece beynimizdeki kimyasallar eşgüdümlü hareket ediyordu ve sizlerin “Işık hızı” dediğinizden bile daha hızlı haberleşebiliyorduk. Saruman bana yanındakilerin sayısının azlığından bahsetti. Ama bu yoğun fırtınada arkasından gelenlerin olduğunu -kim olduklarını bilmiyordu çünkü onlar KGB’nin Ghostlarıydılar- hissettiğini de aktardı. Ne kadar kaldı dedim ve Saruman birkaç saat kaldığından bahsetti. Mutfak robotlarından bazıları da N’ut haccına katılmışlardı ve kendileriyle oynaşmayı bırakmışlardı 1 ay sürecinde. Hepsiyle gurur duyuyordum. Geleneksel Nu’t haccı bu sene de sona erecekti hacca katılan katılmayan tüm KGB hulkı Rivendell’de bir tavernada sabaha kadar yiyip-içecek, şarkılar söyleyecektik. Yüce büyücü Saruman The White isteyenlerin kafasına link yağdıracaktı, Lordum tavernaya teşrif ettiğinde herkesin mutlu olduğunu görecek ve bunca yıllık emeğiyle gurur duyacaktı. Bunları düşünürken yanımda sönen ateşe rağmen içim ısınıyordu ve istemsizce tebessüm etmeye başlamıştım. Bekledim, bekledim, bekledim…
Gece olmasına rağmen karanlık değildi mağaranın dışarısı, Tipi görüş mesafemi kısaltsa da karların varlığından ötürü loş bir ışık vardı. İçim içime sığmıyordu yolculuğu tamamlayanları tebrik etmek için. Biliyordum, başlarında Saruman, koruma ekibi ve Lordumun yolculuk boyunca önlerine çıkacak zorlukları aşmaları için Saruman’a verdiği efsanevi kılıcı olmasa yoldakiler rüzgârda savrulan başak taneleri gibi bir sağa bir sola dağılacak ve fırtınada yollarını kaybedeceklerdi. Derken uzaklarda beyaz bir ışık ve masallarda anlatıldığı kadar keskin ve parlak olan bir çizgi (Lordumun kılıcı) belirdi. Zorlu arazi ve tipi yüzünden 1 saatten erken burada olamazlardı. Önümde sönmüş olan ateşi canlandırdım ve somon balığı etlerini pişirmeye başlamıştım. Sağolsun, amiral u/T4LK- Nu’t haccından dönenler yesin diye birkaç gün önce ekibiyle beraber bu etleri getirmişti. Bu somonları avlayana kadar denizlerde ne tür canavarlarla boğuştuğunu ne fırtınalar atlattığını hayal dahi edemezdiniz. Bu etler 1 aydır yolda olan bilge adaylarına ve tabiki benle Saruman’a da güç verecekti. Versin ki yeni bilgeleri Rivendall’a ışınlayabilelim ve eğlenceye katılalım. Tam etler pişmişti ki Saruman’ın ak sakalları mağarada belirdi. Ardından küçüklü büyüklü hobitler, cüceler, insanlar, elfler, az bilinen ırklar, birkaç mutfak robotu hatta ve hatta birkaç tane de eskiden Mark’ın kölesi olan orc vardı ama hiçbirini dışlamadım. Tam aksine hepsine kucak açtım. Dışarıdakiler akın akın gelmeye devam ediyorlardı. Artık mağara bize küçük gelmeye başlamıştı ki onu da kadim bir büyü sayesinde genişlettim. Nu’t haccına sonradan katılanları gördüm aralarında, bu kutlu yoldan vazgeçip Nu’ta kaldıkları yerden devam edenleri de gördüm. Büyük bir azim sergilemişlerdi. Herkesin içeri girdiğinden emin olunca mağaraya en son üstleri başları yırtık ve yaralı halde u/IamAhustle, u/AhmetOguzTR, u/hamhumsaralop, u/KiracUzun, u/MrOgre97, u/karmamarma1 girdi. Lordum onların ocak söndürme becerilerini bildiği için Nu’t haccındaki bilge adaylarını yol üzerindeki kötülüklerden korusunlar diye özel olarak görevlendirmişti. Açlığımızı giderene kadar somon eti ve hobitlerin ev yapımı birasından içtik. Sonrasında Saruman’la beraber güçlerimizi birleştirip orada bulunan herkesi Rivendell’e ışınladık.

~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ Ortama adapte olabilmek için gereken müzik ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~

Şehir cıvıl cıvıldı bu gece. Tavernaya girdiğimizde tanıdık simalar görmek beni mutlu etmişti. Tavernaya gürültü hakimdi. Herkes son 1 ayda yaşadıkları zorlukları birbine anlatıyordu. Yolculuğunu tamamlayan bilgeler de sevdiklerine kavuştukları için mutluydular. Ama herkesin gözü de kapıdaydı bu arada. Lordlarının gelmelerini bekliyorlardı çünkü Lord gelmeden yemeğe başlamak bizlere tersti. Yanımdakilerle muhabbet ederken örümcek içgüdülerim beni uyardı ve kapıya baktım. Ağır çekimde açıldı kapı. Önden Lordumuzun şahsi korumaları girdi içeriye. Bunlardan u/corneliusvanbaerle, u/berdog, u/skyxco, u/25122203, u/CashBey direk göze çarpanlardı. Sonra Lordumun bakışlarıyla karşılaştı bakışlarım. Çok ama çok kısa bir süre tebessüm etti bana, sonra olduğu yerde durup elf gözleriyle tavernadaki KGB hulkını inceledi. Lordumun gözlerinin, hatta kalbinin ötesini görebiliyordum. Orta dünyayı yaşanabilir bir hale getirmek ve KGB hulkını korumak için çok şey yapmıştı, yapmaya da devam edecekti elbette binlerce yıldır yaptığı gibi. Ama bunları hiçbir zaman halka yansıtmadığı gibi bugün de onların bakışları üstünde toplanınca mutlu olduğunu hissedebiliyordum. Ortalara doğru yürürken u/YanikTheGent, u/xrachettax, u/ormanayisi yolunu açmak istedi fakat Lordum onları engelledi. Halkıyla, korumalar olmadan iç içe olmak istiyordu ve masalardan birinin üstüne çıktı.
📷
\"Lordum Nu't hutbesini verirken\"
📷
Buna rağmen Lordumun korumaları gözlerini pürdikkat açmıştı, zira savaş halindeydik ve suikast düzenlenmesi işten bile değildi. Lordum tüm halk burada olduğu için onlara teşekkür etti ve sonrasında Nu’t haccını tamamlayanlara bilgelik cüppelerini tek tek takdim etti.
Herkes pür dikkat Lordu ve yeni bilgeleri izliyordu. Onların bu zorlu yolculuğu tamamlayabilmelerine hayret ediyor ve onlara saygı duyuyorlardı. Bu kutlu yolda hayatını kaybedenler anısına 1 dakikalık saygı duruşu yapıldı. Herkesin ellerinde birer mum vardı ve onu kutsal bir emanet gibi tutuyorlardı. Saygı duruşundan sonra Lordum parmaklarını şaklattı ve korumaları tavernaya elleri ve ayakları zincirlerle bağlanmış haldeki downvotecu *rospu çocuklarını içeriye aldı. Her birimiz kayıplarımıza olan saygımızdan dolayı bu downvotecu *rospu çocuklarının götüne o mumları soktuk sırayla. Bu merasim biraz zaman aldı ama kayıplarımız için en azından bunu yapabildik. Sonrasında Lordumun emriyle dışarıda ay saatine bakan görevli tavernaya daldı ve Lodrumun kulağına saatin geldiğini söyledi. Lordumun emriyle eğlence başladı. Havada uçuşan yemekler, dökülen şaraplar beni yıllar önceki ilk Nu’t kutlamasına götürdü. Yıllar bu geleneksel kutlamadan hiçbir şey çalmamış aksine birçok şey eklemişti. O sırada Saruman bar masasının üstüne çıktı ve isteyenlere link fırlatmaya başladı.
📷
\"Saruman KGB hulkına link fırlatırken\"
📷
Görmeliydiniz, bu kadar şenlikli ve samimi ortam downvotecularla olan savaşta az bulunurdu. Bu yüzden hepimiz anın tadını çıkarttık. Gecenin sonunda birçok kişinin eli soyulmuştu ve zil zurna sarhoştular. Anor’a şükürler olsun ki geceyi kazasız belasız atlattık. Tavernadakiler sarhoş ve baygın haldeyken biz de Lordumun işaretiyle beraber ayağa kalkıp onu kalesine kadar takip ettik.

~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ Ortama adapte olabilmek için gereken müzik ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~

Sadece güvendiği kişilerden oluşan savaş konseyi toplandı. Ortam çok ciddiydi, benim bile içim ürperdi. Bu kutlu günde bile orta dünyanın bazı yerlerine downvotecular saldırı düzenlemişti. Çok gizli kararlar alındı. Lordum ülkenin tüm kaynaklarını bu savaşa aktardı ve bu konuda hiç tavizinin olmadığını belirtirken konseydeki herkes onu onayladı. Daha geçtiğimiz günlerde Lordumun divanında bulunan gizli bir downvotecinin kellesi alınmıştı ve içimize bu kadar sızmalarına hepimiz sinirliydik. Sonuna kadar onlarla savaşacaktık ve yaptıklarının bedelini ödeyeceklerdi. Kaçın! Kaçın ve saklanın downvoteciler yoksa sonuçlarına siz katlanırsınız!!!
  1. Nu’t haccı parşömenin sonu.
~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~
İsmini sayamadığım nice insan kusuruma bakmasınlar. Post paylaşabilmek için interneti zor buldum bu yüzden gruba girip hepinizin nicklerine bakamadım.
ekleme: 3 tane downvotcu *rospu evladı buraya uğramış bile!
submitted by Cathessis to KGBTR [link] [comments]


2019.11.19 23:06 fragmanlife Yabanci Dizisi Oyunculari ve Karakterleri (Tam Liste Oyuncu Kadrosu)

Yabancı Dizisi Oyuncuları ve Karakterleri (Tam Liste Oyuncu Kadrosu) Anasayfa ›› Oyuncu Kadrosu Yabancı Dizisi Oyuncuları ve Karakterleri (Tam Liste Oyuncu Kadrosu)
Yabancı dizisi rafa kaldırıldı. Açıklama Yabancı dizsii yapımcısı O3 Medya’dan geldi. Yabancı dizisi 2021’e kaldı. Şimdilik yapım şirketinin gündeminde değil.
O3 Medya 2019 2020 yeni sezonunda yeni diziye doymuyor. Aldığı maddi destek ile aynı sezonda Star Tv ve Fox Tv büyük bütçeli diziler hazırlayan O3 Medya Show Tv için ise Yabancı dizisini hazırlayacak O3 Medya devam eden Benim Tatlı Yalanın dizisi ile birlikte Sefirin Kızı, Ferhat ile Şirin ve Yabancı dizilerinin de yapımcılığını üstlenecek. Aynı anda dört dizi de çekim yapacak olan O3 Medya geçen sezon final kararı aldığı İstanbullu Gelin dizisinin yerini dört yeni dizi ile dolduracak.
Son dönemlerde ekranlarda yer almayan, izleyicinin özlediği ve ekranlarda görmek istediği isimleri ekrana çıkarmayı hedefleyen O3 Medya Yabancı dizisinde baş rolde yer alması için dizinin erkek başrol oyuncusu İlker Kaleli’ye bir servet ödedi. Aynı zamanda yine Seferin Kızı dizisi için Engin Akyürek ve Neslihan Atagül’e; Ferhat İle Şirin dizisi için ise Tolga Sarıtaş’a görülmemiş ücretler ödeyecek.
Yabancı dizisinin erkek başrol oyuncusu son olarak Dip ve Poyraz Karayel dizilerinde başrol oynayan İlker Kaleli olurken dizinin kadın başrol oyuncusu ise son olarak Bir Deli Rüzgar ve Aşk 101 dizilerinde rol alan Pınar Deniz olacak.
Yabancı Dizisi Konusu Yabancı dizisinde İlker Kaleli Ateş isminde kendinden emin ve mert bir karakter olan Ateş’e hayat verecek. İzleyicinin çok seveceği ve destek vereceği Ateş’in ölümüne sevdiği Ekin isimli kıza ulaşma çabası ekranlara gelecek.
Yabancı Dizisi Oyuncuları Burak Deniz Daha önce İlker Kaleli ile Yabancı dizisinin erkek başrol oyuncusu olması için anlaşma imzalayan O3 eEdya İlker Kaleli’yi elinden kaçırınca son dönemde Patron dizisi ile sözleşme imzalayan ancak dizinin gecikmesi ile Patron’dan ayrılan Burak Deniz ile anlaşma imzaladı.
17 Şubat 1991’de İzmit’te doğan Burak Deniz 28 yaşındadır. Çanakkale de Sanat Tarihi eğitimi alan Burak Deniz oyuncu olmak için İstanbul’a gelmiş ve aldığı oyunculuk eğitimlerinden sonra Kolej Günlüğü dizisi seçmelerini kazanmıştır. Medcezir dizisinde hayat verdiği Aras karakteri ile dikkat çeken ve önemli bir yükseliş yaşayan Bırak Deniz yer aldığı Gecenin Kraliçesi ve Tatlı Küçük Yalancılar dizileri ile artık tanınmış bir isim haline gelmiştir. İlk başrol deneyimi ise Aşk Laftan Anlamaz dizisinde hayat verdiği Murat karakteri ile olmuş ve çok sevilmiştir. Son olarak ise Bizim Hikaye dizisinde yer almış ve Savaş karakteri ile dünyaca ünlü bir oyuncu olmuştur. Büşra Develi ile sevgilidir.
Pınar Deniz (Yabancı dizisi Ekin) 10 Kasım 1994 tarihinde İzmir’de doğan Pınar Deniz şuanda 25 yaşının içinde ve kariyerinin zirvesindedir. İstanbul’da Halkla İlişkiler ve Reklamcılık eğitimi alan Pınar Deniz her dönem güzelliği ve oyunculuk yetenekleri ile dikkat çeken bir kız olmuştur. Üniversite eğitimi alırken oyuncu olmaya karar veren Pınar Deniz ilk olarak Sil Baştan dizisi seçmelerini kazanmış sonrasında Sil Baştan dizisi ile beğenilince Beyaz Yalan dizisinden Azra karakterlerini canlandırması için teklif almıştır. Bir türlü beklediği yükselişi yaşayamayan ve kendini yapımcılara tanıtsa da izleyiciyi çekemeyen Pınar Deniz hedefine Vatanım Sensin dizisi ile erişmiş ve dizi de hayat verdiği Yıldız karakteri ile Türkiye’nin tanınan isimlerinden biri olmayı başarmıştır. Son olarak Bir Deli Rüzgar dizisinde baş rolde oynayan Pınar Deniz dizi tutmasa bile dizi de hayat verdiği Gökçe karakteri ile izleyiciyi büyülemeyi başarmıştır.
Ferit AKTUĞ Ferit AKTUĞ Ufak Tefek Cinayetler dizisinde hayat verdiği Taylan karakteri ile çok sevilmiştir. Dokuz Eylül Üniversitesi İktisat bölümü mezunu olan Ferit AKTUĞ 1978 yılında İstanbul doğmuştur. Artık 41 yaşına gelen Ferit AKTUĞ Aramızda Kaslın ve Kavak Yelleri gibi dizilerde hayat verdiği karakterler ile büyük çıkış yakalamıştır. Ferit Aktuğ son olarak Geleceğin Starı Yarışmasında jüri olarak yer almıştır.
Yabancı dizisinin başrol oyuncuları belli oldu; ancak dizi de sadece iki tane değil bir çok başrol oyuncusu olacak bu nedenle şuanda O3 Medya Yabancı dizisi için daha bir çok oyuncu ile görüşmeler yapmaya devam ediyor. Yabancı dizisinin kadrosuna yeni oyuncular dahil olduğunda sayfamıza eklenecektir.
Yabancı Dizisinden Ayrılan Oyuncular Berkay Ateş Berkay Ateş 19 şubat 1987 de İstanbul’da hayata gözlerini açmış yeteneği ile oyunculuk kariyerinin zirvesini yaşayan 32 yaşında genç bir oyuncudur. Son olarak Çukur ve anne dizilerinde yer alan Berkay Ateş şimdi de Ay Yapım’ın yeni dizisi Zemheri’den oyunluk teklifi almıştır. Mimar Sinan Üniversitesi tiyatro mezunudur.
İlker Kaleli (Yabancı dizisi Ateş) İlker Kaleli BBC’de yayınlanacak olan Tayland dizi ile sözleşme imzaladığı için Yabancı dizisinden ayrıldı. İlker Kaleli 2019 da MF Yapım ile Savcı dizisi için görüşmüş ancak taraflar anlaşamamıştı. 11 Mayıs 1984 de İstanbul’da doğan İlker Kaleli sadece Türkiye’de değil dünyada tanınan ve saygı duyulan bir oyuncudur. Şunda 36 yaşında olan İlker Kaleli oyuncu olmadan önce müzik ile ilgilenmiş ancak yeteneğinin tiyatroda olduğunu fark edince oyuncuk eğitimleri almaya karar vermiş ve ilk olarak İstanbul Kültür Üniversitesinde Sanat Yönetimi eğitimi almıştır. Oyunculuk yeteneklerini geliştirmek için ise İngiltere’ye giderek oyunculuk konusunda eğitim almıştır. Türkiye’ye döndükten sonra ise Şahika Tekand tiyatro topluluğunda hem çalışmış hemde eğitim almıştır.
Daha 18 yaşında Son isimli dizi de yer alan İlker Kaleli bu dizi de kendini gösterince Kayıp Şehir dizinde başrol de oynama teklifi almış ve 2 sezon yayınlanan dizi de izleyicinin de tanıdığı bir isim haline gelmiştir. İlker Kaleli’nin en hızlı yükselişi ise Poyraz Karayel dizisinde hayat verdiği Poyraz karakteri ile olmuştur. Son olarak İnternet dizisi Dip’te yer alarak ismini dünyaya duyuran İlker Kaleli rol arkadaşı ünlü oyuncu Burçin Terzioğlu ile uzun süreli bir aşk yaşamıştır. Yasak Elma Fragman Kadın Fragman Bir Zamanlar Çukurova Fragman Elimi Bırakma Fragman Kuruluş Osman Fragman Hercai Fragman Mucize Doktor Fragman Çukur Fragman Kuzey Yıldızı Fragman Dizi Fragmanlar Yeni Fragmanlar Sesli Chat Zalim İstanbul Fragman Benim Adım Melek Fragman Arka Sokaklar Fragman Çocuk Fragman Güvercin Fragman Ferhat İle Şirin Fragman Sevgili Geçmiş Fragman Aşk Ağlatır Fragman
submitted by fragmanlife to u/fragmanlife [link] [comments]


2019.11.19 22:49 fragmanlife Sevgili Gecmis Oyunculari Kadrosu ve Karakterleri (Tam Liste Tum Oyuncular)

Sevgili Geçmiş Oyuncuları Kadrosu ve Karakterleri (Tam Liste Tüm Oyuncular) Ece Uslu ve Emre Kınay’ın başrollerini paylaşacağı Sevgili Geçmiş dizisi 25 Ekim cuma günü Star Tv ekranlarında yayına girecek. Çekimlerine 9 eylül pazartesi günü İzmir Urla’da başladı.
Süreç Filmin yapımcılığını üstlendiği Funda Alp’in senaristliğini üstlendiği Sevgili Geçmiş dizisinin başrolleri açıklandı. Son olarak Dayan Yüreğim dizisi ile ekranlarda yer alan ve Ece Uslu ve yine son olarak Vurgun dizisinde yer alan Emre Kınay oldu. Hem Emre Kınay hemde Ece Uslu uzun süredir dizi tutturamayan iki büyük yıldız. Emre Kınay yine 2017 de ünlü oyuncu Sibel Can ile Sevda’nın Bahçesi dizisinde baş rolde yer almış ama dizi yine tutmamıştı.
Star Tv ekranlarında ekim ayında izleyicisi karşısına çıkacak Sevgili Geçmiş dizisinin yönetmenliğini ise son olarak Bir Deniz Hikayesi dizisinde yönetmen olarak yer alan Aydın Bulut üstlenecek.
Sevgili Geçmiş Dizisi Konusu
Sevgili Geçmiş dizisinde zengin bir ailenin çocuğu ile evlenen Cahide isimli bir kadının kayını Cemal’in kendisine attığı bir iftira sonucunda kocasını öldürmekle suçlanıp 24 yıl ceza alması ve kendisi hapisteyken yetiştirme yurdunda yetişen üç kızının dram ve aşk dolu hikayesi anlatılacak.
Sevgili Geçmiş Oyuncuları Ece Uslu (Cahide) Ece Uslu 9 Eylül 1974 İzmir doğumludur ve şuanda 45 yaşının içindedir. Ece Uslu 9 Eylül 1974 İzmir doğumludur ve şuanda 45 yaşının içindedir. İlk olarak mankenlik ve tiyatro oyunculuğu ile sektöre giren Ece Uslu’nun ilk dizisi 1989 yapımı olan İz Peşinde dizisi oldu. Ece uslu ilk başrol deneyimini ise 1996 yapımı Kara Melek dizisi ile oldu. 2002 yılında Zerda dizisinde Türkiye’nin çok yakından tanıdığı bir isim oldu. Türkiye’nin bir dönemine damga vuran Zerda dizisinden sonra yine bir dönemin ünlü ismi olan Karagül de yer aldı ve Ebru karakteri ile dünyanın tanıdığı bir oyuncu oldu. Yirmiden den fazla dizi ve filmde yer alan Ece Uslu ne yazık ki 2017 de yer aldığı Dayan Yüreğim dizisinde beklediğini bulamadı ve dizi kısa zamanda başarısız oldu ve final yaptı.
Cahide kocasının ani ölümü yıkılan sonrasında da atılan iftira ile kocasını öldürme suçundan 24 yıl ceza almış çilekar ama güzel bir kadındır. Cahide tutuklanırken en büyük kızı üç ortanca kızı 2 ve en küçük kızı daha 6 aylıktır. Cahide evlatlarını hapiste büyütmektense onları yetiştirme yurduna vermeyi kabul eder.
Emre Kınay (Cemal Karalar) 1970 İstanbul doğumlu olan Emre Kınay 49 yaşının içindedir. Oyunculuğa tiyatro ile başlayan Emre Kınay İstanbul Duru Tiyatrosunun da sahibidir. Yılan Hikayesi dizisi ile ekranlarda tanınmaya başlanan Emre Kınay yeni nesle kendini Güneşi Beklerken dizi ile tanıtmıştır. Emre Kınay’ı Sibel Can ile başrollerini paylaştığı Sevda’nın Bahçesi dizisinde hüsran yaşamış sonrasında 2018 de yer aldığı ve Erkan Petekkaya ve Deniz Çakır ile başrollerini paylaştığı Vurgun dizisi de tutmamıştır. Bu nedenle Emre Kınay her dizi projesini titizlikle incelemekte artık başarısızlık ile karşılaşmak istememektedir.
Cemal Cahide’ye aşık bir kayındır Cahide’nin çocuklarının öz amcasıdır. Kuralcı ve oyun oynamayı seven bir adam olan Cemal 24 yıl Cahide’nin hapisten çıkmasını beklemiştir. Cahide’nin çıkması ile yengesi ile evlenip mutlu bir yuva kurmayı hayal eder.
Sevda Erginci (İpek Gencer) 3 Ekim 1993 İstanbul doğumlu olan güzel oyuncu Sevda Erginci 26 yaşındadır. ilk olarak 9 yaşındayken çocuk oyuncu olarak Koyu Kırmızı dizisinde yer alan Sevda Erginci Semaver Kumpanya’da çocukken tiyatro eğitimi almıştır. 1.65 cm boyunda ve 50 kg olan Sevda Erginci Karagül dizisinde de Ayşe karakterine hayat vermesi ile ünlenmiştir. Son dönemde Star Tv ekranlarının gençlik dizisi Hayat Bazen Tatlıdır ve Ver Elini Aşk dizilerinde yer alan Sevda Erginci son olarak Yasak Elma dizisinde Zeynep karakteri ile yer almış ve çok büyük bir başarı yakalamıştır. Yasak Elma dizisi devam etmesine rağmen Sevda Erginci partneri Onur Tuna ile diziden ayrılmıştır.
İpek Cahide’nin kızlarının ortancasıdır. Yetiştirme yurdunda evlatlık verilmiştir ama evlatlık olduğunun farkında değildir ta ki o mektup İpek’in eline ulaşıncaya kadar. Tekin Malik ile tnaışınca aralarında ki yaş farkına bakmaksızın ona aşık olur ama Tekin Malik İpek’in üvey ailesinin mal varlığını bitirir.
Seçkin Özdemir (Sinan Malik) Seçkin Özdemir 1981 İstanbul doğumludur. İlk olarak radyo programcısı olarak göreve başlayan Seçkin Özdemir daha sonra DJ olarak çalışmıştır. 2004 ilk olarak televizyon programı sunan Seçkin Özdemir sunuculuktan sonra oyunculuk teklifleri almış ve oyunculuk eğitimi almaya karar vermiştir. Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nde oyunculuk eğitimlerini tamamlayan Seçkin Özdemir Başkent İletişim Akademisi’nde tiyatro eğitimlerini tamamlamıştır. Yakışıklılığı ile çok dikkat çeke Seçkim Özdemir ilk olarak Al Yazmalım dizisinde baş rolde yer almış ve çok sevilmiştir. Sonrasında Racon Ailem ve Kiralık Aşk dizilerinde yer alan Seçkin Özdemir 2018 yapımı Tehlikeli Karım ve Can Kırıkları dizilerinde baş rolde yer almış ama dizi dizi de tutmamıştır.
Deniz’i çok seven Sinan Malik’in para ile ilgisi yoktur; haksızlık karşısında öleceğini bilse suzmaz. Kimseyi ezmez zayıfı güçlüye ezdirmez. Yalnız gelmiş yalnız gider bağlanmak ona göre değildir. Açık sözlü bir adamdır. Sinan yıllar sonra babasının yaşadığı kasabaya geri döner. Sinan İpek’e karşı imkansız bir aşkın peşine düşecektir.
Elifcan Ongurlar (Çilem Doğan) Elifcan Ongurlar haziran 1993 de İzmir’de dünyaya gelmiştir. İkizler burcu olan güzel oyuncu şuanda 26 yaşındadır. İstanbul Beykent Üniversitesinde oyunculuk eğitimi alan Elifcan Ongurlar 170 cm boy ve 60 kg ağırlıkta olan düzgün fiziği ile dikkat çekmektedir. İlk olarak daha 18 yaşında Ateşin Düştüğü Yer filminde oynayan bu filmle tanındıktan sonra Kayıp Şehir dizisinde Seher karakterine hayat verme şansı yakalayan Elifcan Ongurlar geleceğin yıldızları arasında yer alacağını o zamandan göstermişti. Son dönemde Kara Ekmek ve Kiralık Aşk gibi önemli dizilerde yer alan Elifcan Ongurlar son olarak Kızlarım İçin dizisinde rol almıştı.
Çilem güzeller güzeli bir kızdır. Cahide’nin en küçük kızıdır. Azra ile aynı yurtta kardeş gibi büyümüşlerdir. Azra hem onu korumuş kollamıştır. Çilem yetim büyüdüğü için artık hayatta hep iyi şeyleri hak ettiğini düşünür çünkü o acıları küçükken çekmiştir. Çok kıskanç bir kızdır
Burak Yamantürk (Kenan Soykan) Burak Yamantürk 23 Aralık 1983 Kocaeli doğumludur. 36 yaşında olan Burak Yamantürk Mimar Sinan Üniversitesi Konservatuar mezunudur. Aslen Sivaslı olan Burak Yamantürk ilk olarak Veda dizisi ile ekranlarda boy göstermiştir. Yine 2017 yılında İçimdeki Fırtına dizisinde Fırat ve 2015 yılında Acı Aşk dizisinde Mehmet karakteri ile yer almıştır. Burak Yamantürk son olarak Kayıtdışı dizisinde Arda karakteri ile yer almış ama dizi tutmamıştır. Burak Yamantürk ünlü oyuncu Özge Özprinççi ile aşk yaşamaktadır.
Kenan Güneşli Bahçe kasabasının çek senet mafyasıdır. Aslında içinde temiz bir çocuk vardır ama parayı bu yolla kazanmayı öğrenmiştir. Hayatından çok kız gelip geçmiştir ama Deren ile tanışınca gerçek aşkı bulur.
Melis Sezen (Deren Mutlu) 1993 İstanbul doğumlu olan Melis Sezen 26 yaşındadır ve Koç Üniversitesi Medya ve Görsel Sanatlar bölümü mezunudur. Melis Sezen Siyah İnci dizisinde hayat verdiği Ebru karakteri ile en önemli ekran deneyimini yaşamıştır. Murat Dalkılıç ile yaşadığı aşk söylentileri ile tanınan Melis Sezen Hayat Bazen Tatlıdır dizisinde hayat verdiği Asya karakteri ile sevilmiş ve tanınmıştır. Melis Sezen ilk başrol deneyimini ise Leke dizisinde hayat verdiği Yasemin karakter yaşamış ve dizisi tutmasa da ismini Türkiye’ye öğretmeyi başarmıştır. Melis Sezen profesyonel dansçıdır.
Deren çalıkanlığı ile tıp fakültesini derece ile bitirmeyi başarmıştır. Deren hem disiplinli hemde çalışkan bir kızdır. Ders çalışmaktan güzelliğini görecek vakti olmamış. Kenan’ı görene kadar da aşk nedir bilmemiştir.
Özge Özacar (Azra Yılmaz) 1993 İstanbul doğumlu olan Özge Özacar Marmara Üniversitesi Gazetecilik bölümü mezunudur. İlk olarak Tatlı Küçük Yalancılar dizisi ile ismini duyuran Özge Özacar 1.64 boyunda ve 54 kilodur. Son dönemde Dolunay ve Lise Devriyesi dizileri kadronda yer almıştır. Lise Devriyesinde hayat verdiği Meltem karakteri çok sevilmiştir. 2019 da Hababam Sınıfı Yeniden filminde Didem karakterine hayat vermiştir. 2017 yapımı Meryem dizisinde ise Naz olarak yer almıştır. İcon-talent menajerliğin oyuncusudur.
Azra Cahide’nin en küçük kızı Çilem’in yurttan arkadaşıdır. Barda şarkı söyleyerek para kazanmak zorundadır. En büyük isteği ise albüm yapmaktır. Güzel bir sesi vardır ama tam bir arızadır. Güneşli Bahçe köyüne gelince Mahir’e aşık olur ama Mahir’in İpek’e aşık olduğunu tez zamanda anlar ve yıkılır.
Burak Çelik (Mahir Denizhan) Burak Çelik 1992 İstanbul doğumludur. 27 yaşında olan Burak Çelik manken, model ve dizi ve film oyuncusudur. 2013 Best Model of Turkey ve World birincisi olan Burak Çelik tescilli bir yakışıklıdır. Burak Çelik’i biz Karagül dizisinde canlandırdığı Serdar karakteri ile tanıdık. Sonrasında Ardından Hayat Sevince Güzel dizisinde ilk başrol deneyimi yaşayan Burak Çelik çok sevilmiştir. Burak Çelik son olarak Söz dizisinin 3. sezonunda Selim karakterine hayat vermiştir.
Mahir marangozluk ve dekorasyon işleri ile uğraşmakta. Kısa süre önce anne ve babasını kaybediyor ve bundan sonra biraz yalnız kalmak istiyor. Güneşli Bahçe halkı Mahir’i çok sever ve sayar. Adaletli bir gençtir. insanlara yardım etmek en büyük zevkidir. Sıcak kanlı bir adam olmasına rağmen yalnız olmayı ister. İpek’e aşıktır ama çok kimse bilmez.
Mihriban Er (Perihan) Mihriban Er son olarak Bir Zamanlar Çukurova dizisinde yer almış ve Sevil karakterine bir kaç bölüm hayat vermişti. Mihriban Er 1966 İstanbul doğumlu ve 53 yaşında ki deneyimli sinema ve dizi oyuncusudur.Se
Sevgili Geçmiş dizisinde Perihan gelinlik ve moda tasarımcısı olarak kasaba da sevilen bir esnaftır.
Renan Bilek (Komiser Akif) Renan Bilek Öyle Bir Geçer Zaman Ki dizisinde hayat verdiği Süleyman karakteri ile tanınmıştır. 1968 İstanbul doğumlu olan Renan Bilek 51 yaşındadır ve Galatasaray Lisesi mezunudur. Sadece oyuncu değil aynı zamanda da ses sanatçısı olan Renan Bilek son olarak Yeşil Deniz Hilmi Çakırlı olarak yer almıştır.
Renan Bilek Sevgili Geçmiş dizisinde Akif isminde bir komisere hayat verecektir. Akif İpek’in annesi Afet’e aşıktır.
Hülya Duyar (Afet) 1970 Sivas doğumlu olan Hülya Duyar artık 49 yaşının içindedir. Televizyon sektörüne kuaför ve makyöz olarak giren daha sonra bir kaç projede yer alıp çok beğenildikten sonra oyunculuk eğitimleri alan Hülya Duyar özellikle Evlat Kokusu ve Karagül dizilerinde hayat verdiği karakter ile çok tanınmıştır. Hülya Duyar son olarak Nefes Nefese dizisinde Kıymet Hala olarak yer almıştır
Sevgili Geçmiş dizisinde Afet İpek’in annesi olarak ekranlarda yer alacaktır.
Zeynep Gülmez (Müjgan Kutlu) 1974 Bursa’da doğumlu olan Zeynep Gülmez 45 yaşının içindedir. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel sanatlar Fakültesi Tiyatro bölümü mezunu olan Zeynep Gülmez Yeşil Deniz dizisi ile televizyonda çok sevilmiştir. Zeynep Gülmez son olarak Kocaman ailem dizisinde Jale Ateş olarak ekranlarda yer almıştır. Bursa Devlet Tiyatrosu’nda oyuncu olarak göreve başlayan Zeynep Gülmez sayısız tiyatro oyununda yer almıştır. Zeynep Gülmez’in ilk dizisi ise Mahallenin Muhtarları dizisi olmuştur.
Müjgan başarılı bir psikologtur. Evladı olmayınca Deren’i evlatlık olarak alır ama ona evlatlık olduğunu söylemez. Sonradan bir evladı olunca Deren’i sevememiştir.
Şahin Ergüney (Harun Kutlu) Şahin Ergüney 1962 doğumludur ve 57 yaşındadır. Hem oyuncu hemde seslendirme sanatçısıdır. Asuman Ergüney ile evlidir. Hacettepe Üniversitesi Tiyatro bölümü mezunudur.
Harun Deren’in babasıdır. Başarılı bir doktordur. Kendi hastahanesi vardır.
Yunus Narin (Aras Kutlu) Yunus Narin 1989 İzmir doğumludur ve 30 yaşındadır. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi mezunudur Sinema ve Televizyon okumuştur. İlk olarak Yılanların Öcü dizisinde yer aldı. Aktif olarak tiyatro ile ilgilenmektedir. Yunus Narin son olarak İstanbul’lu Gelin dizisinde Garip karakterinin gençliğini oynamıştı. Yunus Narin Sevgili Geçmiş dizisinde Aras karakterine hayat verecek.
Sevgili Geçmiş dizisinde Aras yakışıklı bir gençtir. Deren’in üvey erkek kardeşidir. Deren evlatlık olarak alındıktan sonra Aras doğmuştur. Gezmeyi tozmayı seven bir gençtir. Müjgan ile Harun’un biricik evladıdır.
Yurdaer Okur (Tekin Malik) 1974 Samsun’da doğumlu olan Yarbay Aydın 45 yaşında yakışıklılığı ile hala genç kızların dikkatini çeken bir karizmadır. Hacettepe’de tiyatro eğitimi alan Yarbay Aydın uzun süredir dizi piyasasında yer alsa da Yeter dizisinde hayat verdiği Yekta karakteri ile tanınmıştır. Hem psikopatı hemde başrolü en iyi oynayabilen oyunculardan biri olan Yarbay Aydın Alıja dizisi ile ismini dünyaya duyurmayı başarmıştır; zira dizi de İzzetbegovic olarak izleyici ile buluşan Yarbay Aydın büyük beğeni toplamıştır. 2017 de uyuşturucu kullandığı gerekçesi ile göz altına alınan Yurdaer Okur sıkıntılı günler yaşasa da son olarak 2018 de Nöbet dizisinde Binbaşı Barış Kalender ve 2019 da 7. Koğuştaki Mucize filminde Yarbay Aydın olarak yer almıştır. Yurdaer Okur Sevgili Geçmiş dizisinde konuk oyuncu olacak ve ilk bölümde ölerek ekranlara veda edecek.
Tekin başa bela bir adamdır. Güneşli Bahçe kasabasının zengin ve güçlü adamlarından biridir. İpek ile bir sözleşme imzalayan Tekin İpek’i zorla kendisi ile evlenmeye ikna eder. Ailesini kurtarmak isteyen İpek kendini feda eder ve Tekin ile evlenmeyi kabul eder; ancak Tekin İpek’i oğlu Sinan’dan kıskanır ve İpek’i döver. İpek Tekin’den kurtulayım derken Tekin merdivenlerden düşer ve ölür.
Burak Demir 1978 Ankara doğumlu olan Burak Demir şuanda 31 yaşındadır. Bilkent Üniversitesinde Tiyatro eğitimlerini tamamlayan Burak Demir ilk olarak 2000 yılında “Bizim Evin Halleri” dizisi ile izleyicisi karşısına çıkmıştır. Arka Sokaklar ve Muhteşem Yüzyıl gibi dizilerde önemli rollerde yer alan Burak Demir asıl çıkışını Şevkat Yerimdar dizisinde hayat verdiği Niko ve Diriliş Ertuğrul dizisinde ise Sivas Valisi Hüsamettin Karaca karakterleri ile yakalamıştır.
Dizi film yapımcısıdır. Sapık ve güçlü bir adamdır. Çok parası vardır.
Melih Selçuk (Refik) Melih Selçuk 7 Şubat 1984 Mardin doğumludur. Çok zeki bir insan olan Melih Selçuk Boğaziçi Üniversitesi İşletme bölümü mezunudur. Fen lisesi öğrencisidir. İlk olarak 2008 yapımı Süt filminde yer almıştır. Melih Selçuk Pis Yedili ve Adını Feriha Koydum dizilerinde de yer almıştır.
Refik Tekin’in yıllar önce hizmetine aldığı kimsesiz bir çocuktur. Tekin beyin genel ayak işlerine Refik bakar. Tekin beye bağlıdır ondan başka da gidecek bir yeri yoktur. Temiz kalpli bir adamdır. Tüm kötülükleri Tekin’e yaranmak için yapmıştır.
Çiçek Acar (Gülistan) Çiçek Acar 16 kasım 1981 İzmir doğumludur. Güzel oyuncu şuanda 38 yaşındadır ve Müjdat Gezen Sanat Merkezinde oyunculuk derslerini tamamlamıştır. 2014 yapımı Hatsız Kulmaz dizisi ile ünlenmiştir. Çiçek Acar son olarak Cennetin Gözyaşları dizisinde Nilgün karakteri ile yer almıştı.
Seray Ercan(Ebru) Sevgili Geçmiş dizisinde Ebru karakteri ile Seray Ercan diziye ilerleyen bölümlerde dahil olacak
Sevgili Geçmiş Burak Burak Çilem’in sevgilisidir. Çilem’in karnında Burak’ın bebeği vardır. Çilem’i çok sevmektedir.
Sevgili Geçmiş 2. Tanıtım Fragmanı
Sevgili Geçmiş Tanıtım Fragmanı
Sevgili Geçmiş Nerede Çekiliyor? Sevgili Geçmiş dizisi çekimleri için Ece Uslu ve Emre Kınay İzmir Urla’da bir araya geldi. Önce Urla’da bir otele yerleşen Sevgili Geçmiş dizisi başrol oyuncuları Urla çekimleri boyunca bu otelde konaklayacak.
Sevgili Geçmiş dizisinin köy/kasaba çekimleri ise İzmir’in Urla ilçesinin Kuşçular köyünde gerçekleşecek. Eşsiz doğası ve rüzgar gülü manzaraları ile izleyicinin çok seveceği Kuşçular köyü Sevgili Geçmiş dizisi ile turistik bir köy olacak.
İzmir ile Urla’nın Kuşçular köyü arası 43 km’dir. İçerinde çok sayıda site ve kooperatif bulunmaktadır.
Sevgili Geçmiş Dizisinden Ayrılan Oyuncular Erkan Petekkaya (Konuk Oyuncu) 1970 Elazığ doğumlu olan Erkan Petekkaya 49 yaşındadır. Didem Petekkaya ile evli olan başarılı oyuncunun Cem Cano Petekkaya isminde bir evladı var. Eskişehir Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuvarı mezunu olan Erken Petakkaya 28 yaşında ilk dizisini çekmiştir. Erkan Petekkaya’nın tanınması ise Aynalı Tahir dizisi ile olmuştur. Özellikle Beyaz Gelincik dizisi sonrası büyük bir üne kavuşmuştur.
Erkan Petekkaya’nın erkek başrol olarak yer aldığı Öyle Bir Geçer Zaman ki ve Dila Hanım döneminin en iyi dizileri arasın da gösterilse de oyuncu Paramparça dizisinde hayat verdiği Cihan karakteri ile ismini artık dünyaya duyurmuştur. Son olarak Vurgun dizisinde yer alan Erkan Petekkaya ne yazık ki son iki dizisinde 10 bölümü geçememiştir.
Erkan Petekkaya Sevgili Geçmiş dizisi yapımcısı Süreç Film ile 2020 de bir dizi yapmak için anlaşma imzaladı anlaşmada ise Sevgili Geçmişte bir bölüm konuk oyuncu olmak için de imza attı. Yasak Elma Fragman Kadın Fragman Bir Zamanlar Çukurova Fragman Elimi Bırakma Fragman Kuruluş Osman Fragman Hercai Fragman Mucize Doktor Fragman Çukur Fragman Kuzey Yıldızı Fragman Dizi Fragmanlar Yeni Fragmanlar Sesli Chat Zalim İstanbul Fragman Benim Adım Melek Fragman Arka Sokaklar Fragman Çocuk Fragman Güvercin Fragman Ferhat İle Şirin Fragman Sevgili Geçmiş Fragman Aşk Ağlatır Fragman
submitted by fragmanlife to u/fragmanlife [link] [comments]


2019.11.03 14:14 masalokucomtr Vestel Klima Kullanma Kılavuzu

Vestel Klima Kullanma Kılavuzu
https://preview.redd.it/tjrad9mq0hw31.jpg?width=750&format=pjpg&auto=webp&s=f0fd869924eadd8e2c0a2fe893fbd25db316d56c
Saygıdeğer müşterimiz. Teknoloji ve doğa dostu olan Vestel ürününü tercih ettiğiniz için sizleri canı gönülden kutluyoruz. Sizlere beklediğinizin çok daha üstünde bir ürün sunmayı amaçlayan Vestel modern tesislerinde özen gösterilerek üretilen, titizlikle kalite kontrollerinden geçirilen Plazma İnverter WIFI 9 A Duvar Tipi Split Klimanız, gereken bakımını yaptırdığınız ve kullanımına özen gösterdiğiniz taktirde sizlere uzun yıllar verimli bir çalışma sağlayacaktır. Kullanım kılavuzu sizlere klimayı nasıl kullanacağınız konusunda yardımcı olur. Klimanızın en ileri teknolojik çözümleri içerisinde bulundurduğunu ve oldukça kolay bir kullanımının olduğunu göreceksiniz. Klimanızı kullandığınız süre boyunca memnun kalmanızı dileriz. Bu ürün, çevreye saygılı Vestel beyaz eşya AŞ tarafından doğa dostu olarak üretilmiştir.

Güvenlik İçerikli Önemli Bilgiler

Bu kılavuz, klimanızın güvenliği, ilk kullanımı, klimanızın bakımı ve temizliği ve kullanım amaçları ile alakalı önemli bilgiler içerir. Bu kullanım kılavuzunun her daim klimayla beraber saklanması gerekir. Ürünü başka birine devrettiğiniz taktirde klima kullanma kılavuzunu da vermeyi ihmal etmeyin. Klimayı kullanmaya başlamadan önce elektrik çarpması, yanık, yangın ya da yaralanma riskini en aza indirebilmek adına çok dikkatli bir şekilde okumalısınız. Uzun yıllar klimanızdan verim almak istiyorsanız klima temizliği, bakımı ve çalıştırılması konusunda hususlara mutlaka uyun. Klimanızın montajının kesinlikle Vestel yetkili servisi aracılığı ile yapılmasını sağlayın.

Klima Kurulumu İçin Güvenlik Uyarıları

ciddi yaralanmalara, ölümlere, mal kaybına neden olmaması için klima kesinlikle topraklama işleminden geçmelidir. Topraklama kablosu asla bir su borusuna, paratonere, bir gaz borusuna ya da telefon topraklama kablosuna bağlamayın. Montaj biter bitmez klimaya elektrik verin ve herhangi bir kaçak olup olmadığına emin olun. Bu işlemi yapmayı ihmal ederseniz, üründe hasar oluşmasına ve elektrik çarpmasına sebep olabilir. Montaj işlemi, montaj kuralları uygulanarak kesinlikle Vestel yetkili servisi tarafından yapılmalıdır. Montaj işlemini kendiniz yapmayı denemeyin. Böyle bir şey yapılması durumunda üründe hasar ya da yapan kişide yaralanma görülme ihtimali çok yüksektir. Klimanın kablo bağlantısı milli elektrik düzenlemeleri ilkesine uygun olarak işinde uzmanlaşan bir elektrikçi ile yapılmalıdır. Klima kalıcı şekilde sabit bir kablo donanımı ile bağlanmışsa ve 10 mA’’dan daha yüksek kaçak akıma sahipse sabit olan kabloya, çalışma akımı 30 MA’dan yüksek olmayan kaçak akım koruma rölesi bağlanmalıdır. Klimanız elektrik şebekesine uygun şekilde otomat ve gecikmeli olarak bağlanmalıdır. Klima montajı için yer seçimi yaparken asla sıvı ya da yanıcı maddelerin yer aldığı bir yeri seçmeyin. Böyle bir dikkatsizlik yaparsanız, sonuçları korkunç olabilecek bir yangına davetiye çıkarmış olursunuz. Klima kurulumundan sonra aşırı ses ya da titreşime maruz kalmamak adına klimanın tam olarak sabitlenmesini klimayı kuran yetkili personele hatırlatın. Dış ünite montajı yapılırken komşularınızı rahatsız etmeyecek bir yere montajlanmasını klima kurumunda görevli personelden rica edin. Klimada dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta ise elektrik sigortasıdır. Montaj sonrası elektrik sigortasının sizin rahatlıkla ulaşacağınız bir yerde olması oldukça önem taşır. Bu sebeple bu konuya çok dikkat etmenizi öneririz. Klima sigortasına hızlı bir şekilde ulaşabilmeniz, olası bir sorunda elektriğini kesmenize yardımcı olur. Bu durum bir anda çıkan yangın, deprem ve buna benzer afetler için hayat kurtarıcı olabilir.
Klima sadece ürün üzerinde yer alan etiket baz alınarak çalıştırılmalı ve bağlanmalıdır. Klimanızı kullanmadan önce mutlak suretle şebeke gerilim değerinizin ürün etiketinde yer alan değer ile uyum sağlayıp sağlamadığını kontrol ettirin. Klima, kesinlikle sigorta vasıtası ile topraklı enerji hattına bağlanmalı; ve klima denenmek için çalıştırılmalıdır. Topraklama yaptırmadan kullandığınızda yaşanması olası olan ya da yaşanan hiçbir zarar, üretici hatasından kaynaklı olmamaktadır. Klimada ne sorunu yaşanırsa yaşansın tamiri için mutlaka yetkili servisten faydalanın. Klima tamirinde yetkili olmayan kişilerce yapılan tamir sebebi ile doğacak sorunlardan yetkili servisi sorumlu tutamazsınız. İç ünite montajı yapılırken yerden yükseklik oranının 1,8 metreden daha az olmamasına özen gösterin. Klima kullanımı sırasında iç ya da dış ünitelerde yer alan deliklere cisim ya da parmak sokmak çok sakıncalı sonuçlar doğurabilir. Dış ünitenin üzerine onu kapatacak bir madde koymamaya dikkat edin. Aynı şekilde önüne de herhangi bir madde koymayın. Hava akışını yönlendiren kanatların arasına kesinlikle bir cisim sokmayın. Böyle bir şey yaparsanız iç üniteye hasar vermekle birlikte yaralanma riskiniz de çok fazla olacaktır. Fan yüksek hızda döndüğü için de yaralanmalar meydana gelebilir. Yağmurlu ve gök gürültülü havalarda ya da ani elektrik kesilmelerinde klimanıza herhangi bir zarar gelmemesi için şarteli kapatarak klima güç bağlantısını kesmeyi ihmal etmeyin. Bunu ihmal edenler yangına veya elektrik çarpmasına maruz kalabilirler. Kyoto anlaşmasında da belirtildiği gibi klimalar, florlu sera gazlarını içerisinde barındırır. Klimadan çıkan havanın vücudunuza direkt olarak temas etmemesine çok dikkat edin. Bu durum, sağlığınızı olumsuz yönde etkileyecektir. Hayvan, insan ya da bitki fark etmeden klimadan çıkan soğuk ya da sıcak havaya direkt maruz kalmamalıdır. Hava yönünü insanlara direkt üflemeyecek şekilde ayarlamaya özen gösterin. Uzun süre klima soğuğuna maruz kalmak, sizlere hem sağlık açısından hem de fiziksel zarar verecektir. Klima çalışırken kapı ve camlar kapatılmalıdır. Bu yapılmadığında klimanın performansında düşüş yaşanacaktır. Klimayı uzun süre hava alamayan ortamlarda çok fazla kullanmayın. Klimayı ocak, fırın ve buna benzer aletlerle çalıştırırken ortamı arada da olsa havalandırmak ihmal edilmemelidir. Kapı ya da cam açıksa veya bulunulan ortamda nem çok yüksekse klima uzun süre çalışır durumda kalmamalıdır. Dış ünite haricindeki klima parçalarını, yağmur, güneş ve buna benzer açık hava ortamlarında bırakmayın. Klimalar, kapalı ortamlar için ev tipi olarak tasarlanmıştır. Klimayı sadece amacına uygun olarak kullanın. Ortamı ısıtma veya soğutma dışında hayvan, gıda, bitki ve buna benzer şeyleri korumak adına kesinlikle kullanmayın. Klima kullanın amacının dışına çıkarak kullanıldığında üründe hasar meydana gelebilir. Bununla beraber bu durum, ciddi sağlık sıkıntıları da yaşatabilir. En önemlisi ise kullanıcı kaynaklı bir sorun olması nedeni ile klima garantisi iptal edilir. Bu koşullarda oluşacak hasar ne boyutta olursa olsun kullanıcı tarafından karşılanacaktır. Klimanız sadece açıklanan kullanım amacı niteliğinde kullanılmalıdır. Elektrik devresine fazla yük yüklendiğinde bu durum ciddi zararlara neden olacaktır. Bunu göz önüne alarak klima çalışırken başka yüksek güç çeken cihaz çalıştırmamaya özen gösterin. Klima için çoklu prizleri ya da uzatma kablolarını tercih etmeyin. İhmal durumu hasara ve elektrik çarpmasına sebebiyet verebilir. Klima kullanımı 8 yaş üzeri çocuklar, kısıtlı zihinsel, fiziksel, duyusal veya bilgi ve deneyim konusunda yetersiz olan kişilerin kullanması için gözetim altında tutulmaları ya da klimayı güvenli olarak nasıl kullanacakları konusundaki talimatları ve klima kullanımına dikkat edilmediğinde yaşanabilecek tehlikeleri anlamaları gerekir. Çocuklar, klimayı oynanacak bir araç olarak görmemelidir. Eğer klima temizliği ya da bakımını yapıyorlarsa, bu işlem sırasında mutlaka yanında bu işten anlayan bir büyük bulunmalıdır. Özellikle klima iç ünitesi çocukların uzak durması gereke n bir parçadır. Ambalaj malzemeleri, boğulmaya sebebiyet verebilecek malzemelerdir. Bu sebeple malzemeleri çocukların ulaşacağı kadar rahat yerlere koymayın. Kullanmaya başlamadan klima işlevlerini dikkatle kontrol edip tüm işlevlerin doğru olduğuna emin olun. Klima sadece klima gövdesinde ya da klimada yer alan elektrik kablosunda herhangi bir hasara rastlanmadığı zaman kullanılmalıdır. Elektrik kablolarında belirli aralıklarla hasar kontrolü yapmayı ihmal etmeyin. Klima elektrik kablosunun üzerine eşya koymak ya da kabloyu çekerek zorlamak tehlikeye sebep olabilir. Elektrik kablosunda herhangi bir sıkıntı yaşandığı anda olası bir tehlikenin önlenebilmesi adına sadece üretici önerili yetkili servisten yardım alınmalıdır. Klimanız, çalışmasında anormal durumlar söz konusuysa, klima kablosunda hasar varsa, klimada yer alan elektrikli parçalar ciddi şekilde zarar görmüşse, klima suya düşme, sel baskınına maruz kalma gibi sorunlardan dolayı ıslanmış ve elektriksel parçalar su temasına maruz kalmışsa, klimadan daha önce duyulmayan bir ses, koku ya da duman gelirse kesinlikle kullanılmamalıdır. Bu belirtilerden bir tanesini bile yaşarsanız, klima ile elektrik bağlantısını kesmeli; klimayı kapatmalı ve yetkili servisi ile kısa süre içerisinde irtibata geçmelisiniz. Aksi taktirde hasar gören bir klima ya da klima parçaları sonucunda ciddi yaralanmalar yaşanabilir. Üreticinin tavsiye etmediği aksesuarların klimada kullanımı hem klimanın bozulmasına hem de sizin ciddi şekilde zarar görmenize sebep olabilmektedir. Klimanın soğutucu gaz dolaşımının gerçekleştiği gaz devresine asla kesici ya da delici maddelerle yaklaşmayın. Boru uzantılarındaki üst yüzey kaplamalarının ve ısı değiştirici gaz kanallarının delinmesi sırasında püskürecek gaz, ciddi göz yaralanmaları ve cilt tahrişlerine sebep olmaktadır. Klimaya doğru soğutucu veya yanıcı gaz içerikli spreyler sıkmayın. Klimada meydana gelen herhangi bir soğutucu gaz kaçağı esnasında ortamı havalandırarak mümkün olan en kısa sürede yetkili servisle iletişime geçmeniz sizlerin yararına olacaktır. Klimanın yer aldığı ortamda yanıcı gaz kaçağı yaşanması durumunda klimayı ve gazı kapatın. Ortamın tam olarak havalandığına emin olmadan klimayı kesinlikle tekrar çalıştırmayın. Klima elektrik kablosunun veya klimanın yakınında ısıtıcı tarzında maddeler bulundurmayın. Isıtıcıdan yayılan ısı, klimada yer alan plastik parçaları eritebilir. Nemli ya da ıslak eller ile klimaya temas etmeyin. Eğer uzun süre evde olmayacaksanız ya da bir şekilde klimayı uzun süre kullanmayacaksanız, elektrik bağlantısını sigortadan kesmelisiniz. Enerji kesildikten sonra yeniden geldiği zaman klimanız en son hangi modda çalışıyorsa o modda çalışmaya başlayacaktır. Olası bir elektrik kesintisi esnasında evden çıkacaksak, klima otomatının kapalı hale getirilmesi gerekir. Klima deliklerine bir şey sokmak ya da düşürmek cihaza zarar verir. Bu konuya çok dikkat edin.
Aşağıdaki durumlar için klimanın sigortasının attırıldığından ve klimanın kapalı hale geldiğinden emin olun
Temizlik ve bakım yapılmadan önce
Kurulum işlemi yapılmadan önce
Tamir edilmeden önce
Klimadan boşalan suyu kesinlikle içme suyu olarak kullanmayın. Bu şekilde davrandığınızda ciddi problemler yaşamanız olağandır. Klimayı montajladıktan sonra yer değişimine karar verirseniz bunu asla kendiniz yapmayın. Böyle bir durumda yetkili servis ile görüşmeniz en doğrusudur.
Bakım Ve Temizlik Yapılırken Dikkate Alınması Gereken Güvenlik Bilgileri
Klima temizliği için aşındırıcı ya da sıvı deterjanlardan faydalanmayın ve üzerine sıvı herhangi bir şey sıçratmayın. Böyle bir durumun yaşanması halinde plastik parçalar zarar görebilir. Bunun dışında elektrik çarpması gibi tehlikeli bir durum da yaşayabilirsiniz. Temizlemeye başlamadan önce herhangi bir zararı engellemek amaçlı klimayı kapatıp şarteli indirin. Yangının ve kısa devrelerin meydana gelmemesi adına iç üniteyi mutlaka kuru tutun. Bakım ve temizlik bölümünde anlatılan hususlara uyarak klimanızı dikkatle temizleyin ve bakımını yapın. Benzin, tiner ve buna benzer hiçbir maddeyi kullanmayın. Aynı şekilde kimyasal maddeleri de klimaya yaklaştırmayın. Hava filtresini takmadan önce filtrenin tam olarak kuruduğuna emin olun. Filtre takılmadan klimayı kesinlikle çalıştırmayın. Bu durum klimada arızaya sebep olacaktır.
Nakliye Ve Taşıma Esnasında Dikkat Edilmesi Gerekenler
Klimanın nakliyesi ve taşınması sırasında, özellikle iç ünite taşınırken OK yönüne dikkat edilmelidir. Dış üniteyi dik olarak taşıyıp yine beklettiğiniz yerde dik şekilde bulundurun. Dış ve iç ünite kutularının üzerine baskı yapma ihtimali olan hiçbir şey koyulmamalı ve kutulara kesinlikle basılmamalıdır. Klima montajı bina çıkışlarına, merdivenlerine ve koridorlarına yapılmamalıdır. Klimanın denendiği durağan basıncın 100 KPa olduğu bilinmektedir. Klimanın elektrik bağlantısı esnasında kullanılması gereken sigorta 18.000 ve 24000 btu için C tipi 20A’, 9.000 ve 12.000 btu için C tipi 16A’dır. Klima montajı yapılacak mekanın elektrik tesisatı kablo çapının istenen kesitte olmasına özen gösterilmelidir. Klimanızda yalnızca dış ünite bina dışı kullanımı için uygundur.
Klima Montajı İçin Konum Seçilmesi
İç ünite
Klima yakınında ısı ya da buhar kaynakları yer almamalıdır. Montajın konumunda hava dolaşımına engel olacak bir sorun olmamalıdır. Klimada hava dolaşımı iyi olmalıdır. Klimada tahliye yapımı kolay olmalıdır. Klima montajı kapı girişine yakın yapılmamalıdır. Klima ile tavan, duvar, dekorasyon ve diğer engeller arasında yeterli mesafe bulunmalıdır. Montaj konumu tavandan yaklaşık olarak 30 cm aşağıda yer almalıdır.
Dış Ünitede
Dış üniteyi yağmur ya da güneş ışınlarından koruyan bir tente varsa kondenserin ısı dağıtımına engel olmadığından emin olun.
Piller
Pilleri direkt olarak ateş, güneş ışığı ve bunun gibi etkenlere maruz bırakmamalısınız. Daha önceden kullandığınız pil ve yeni pil bir arada kullanılmamalıdır. Bitmiş pillerinizi kılavuzda yer alan pillerin takılması bölümünde anlatılan şekil ve tipteki pillerle değiştirin. Şarj edilebilir pillerden uzak durun. Pillerin aktığını fark etmeniz durumunda uzaktan kumandayı kesinlikle kullanmayın. Kumandada göreceğiniz 2478 simgesi pillerinizin bittiğine işarettir. Bu simge karşınıza çıktığında pilleri değiştirmeniz gerekir. İki adet kalem pil V AAA
tip 1,5 kullanın. Uzaktan kumanda pil kapağı ok yönünde açılmalıdır. Pilleri doğru yönde taktığınıza emin olarak yuvalarına dikkatli bir şekilde yerleştirdikten sonra kapağı kapatın.
Sorumluluk sınırlaması
Bu kılavuzda bulunan tüm teknik bilgiler, kullanım talimatları, klima bakımı, klima çalıştırılması ve klimanızla alakalı son bilgileri içermektedir. Üretimi yapan firma, üretici firma tarafından onaylanmayan yedek parçaların kullanılması, cihaz üzerinde izin
verilmeyen değişiklikler yapılması, cihazın kullanım amacının dışında kullanılması, kullanım kılavuzundaki talimatlara uyulmaması ve yetkili olmayan onarım işlemlerinin sebep olacağı herhangi bir hasardan ya da olası bir yaralanmadan kesinlikle sorumluluk kabul etmemektedir. Klima montajının yapılacağı mekanda bulunan elektrik tesisatının uygun olup olmaması tüketici sorumluluğunda olan bir konudur.
Teknik Değerler
Mevsimsel verim değerleri EN 14825 standardı esas alınarak belirlenmiştir.
Anma değerleri TS EN 14511 standardındaki T1 iklim koşulları dikkate alınarak belirlenmiştir. Dış ve iç ortam sıcaklıklarının, belirlenen sıcaklık değerleri dışında bir değerde olması durumunda ısıtma ve soğutma kapasitelerinde değişiklik yaşanacaktır.
Ürünün yanında verilen dokümanlarda ya da ürün etiketinde yazılı olan değerler, ilgili standartlar esas alınarak laboratuvar ortamında elde edilmiştir. Bu değerler, ürünün kullanımına ve dış/iç ortam şartları doğrultusunda değişiklik gösterebilir.
Klimadaki teknik özellikler ya da kılavuz haber verilmeksizin değiştirilebilir.
Bu ürün Elektronik Eşyaların Kontrolü ve atık elektrik yönetmeliğine uygundur.
Bu ürün 2006/95/AT (Alçak Gerilim (LVD) yönetmeliği) ve 2004/108/AT (Elektromanyetik Uyumluluk Yönetmeliği) sayılı Avrupa CE Direktiflerine uygundur.
Kumanda Saatini Ayarlama
Klimanızda sizin isteğinize uygun şekilde otomatik olarak kapatıp açabilmek için kullanabileceğiniz bir saat yer almaktadır. Klima kumandasının pilleri değiştiğinde veya klima yeni alındığında saati ayarlamanız gerekmektedir. Saat ayarını ilk kez yapıyorsanız önce pilleri yerleştirin. Üst ve alt ayar düğmelerini kullanarak saati dikkatli bir şekilde ayarlayın. Piller takıldıktan sonra 5 saniye içerisinde ayarlama işlemine başlamanız gerektiğini sakın unutmayın. Ayarı yapmakta geç kaldığınız taktirde saat 0 olarak ayarlanacaktır. Saat ayarını yapmayı tamamladıktan sonra farklı bir düğmeye basmanıza gerek kalmayacaktır. Yapmış olduğunuz ayar otomatik olarak kaydedilir. 3856 düğmesine her basıldığında zaman 1 dakika ileri gidecek; 3866 düğmesine her bastığınızda ise tam tersi olarak zaman 1 dakika geri gidecektir. Düğmelere basılı tutulması durumunda zamanın çok hızlı azaldığını ya da arttığını göreceksiniz. Olası bir saati tekrar ayarlama durumu olursa bunu saat düğmesine basarak yapabilirsiniz.
Uzaktan Kumanda Kullanılırken Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar
Klima uzaktan kumanda ile çok daha verimli ve çok daha etkin kullanılabilir. Fakat bunun için bazı hususlara dikkat edilmesi gerekir. Bunları şu şekilde sıralayabiliriz.
Uzaktan kumanda direkt olarak klimadaki sinyal alıcıya doğru tutulmalıdır. Kumandanın işlemesi için sinyal alıcıya olan uzaklığının en fazla 6m olması gerekmektedir.
Uzaktan kumandayı kullanırken alıcı ve kumanda arasında hiçbir engelin olmaması gerekir.
Uzaktan kumanda çok hassas bir parçadır. Bu nedenle kumandayı kesinlikle atmamalı veya düşürmemelisiniz. Ayrıca kumandayı her türlü sert darbeden korumaya özen göstermelisiniz.
Kumanda düğmelerine basıldığında Pink sesi alamıyorsanız kumanda ile klima arasında iletişim sağlanamıyor demektir. Böyle bir durumda klimaya biraz daha yaklaşarak ve kumandayı dik konumda tuttuğunuza emin olarak yeniden deneyin. Sinyal sesinin açık olduğuna emin olun.
Kumandayı ısı yayan herhangi bir cihaza yakın olacak şekilde ve güneş ışınlarının direkt olarak temas ettikleri yerlere kesinlikle koymayın.
Klimanın Uzaktan Kumandasız Çalıştırılması
Uzaktan kumanda bir sebebe bağlı olarak kullanılamaz hale gelir ya da kaybolursa, klimanızı iç üniteden çalıştırmanız mümkündür. Bu işlem için:
İç ünite ön kapağını sağ ve sol alt kısımlarından tutup çekerek yukarıya doğru kaldırın
Klimanızın sağında yer alan düğmeye basarak çalışmasını sağlayın. Klimanın çalışmaya başladığını yanan göstergeden anlayabilirsiniz. Gösterge yandıktan sonra oda sıcaklığına en uygun moda otomatikman kendini ayarlayarak çalışmaya başlayacaktır. Klimayı kapatmak için yine açma kapama düğmesini kullanın
Bu düğmeyle açtığınızda klima otomatik modda çalışacaktır.
Klimanızı çok daha kolay ve etkin bir şekilde kullanmanız için gereken bütün işlevler uzaktan kumandanızda bulunur. Bütün işlevleri kumandada yer alan düğmelerle yönetebilir; kumanda ekranında yapılan tüm değişiklikleri anlık olarak görebilirsiniz.
Hızlı Kullanım Ve İlk Çalıştırma
İlk olarak klima sigortasının açık olup olmadığına bakarak sigorta kapalı ise açmalısınız. Klima yetkili servis tarafından kullanıma hazır hale getirildikten sonra kumanda üzerinde yer alan 4248 düğmesine basın ve klimanızı çalıştırın. Klimada en çok kullanılacak olan derece değiştirme, ısıtma, soğutma gibi işlevleri kolay ve hızlı erişim adına göstergelerin bulunduğu bölümün hemen altında yer alır. Klimayı burada bulunan düğmelerden kapatıp açabilir, sıcaklığı düşürüp yükselterek ya da çalışma şeklinde değişiklik yaparak istediğiniz gibi klimaya komut verebilirsiniz. 4333 düğmesi, klimanın açma kapatma düğmesidir. Bu düğme ile klima açma kapatma işlemlerinizi gerçekleştirebilirsiniz. 4346 düğmesi, klimanızı soğutma moduna geçiren düğmedir. Bu düğmeyi özellikle sıcak yaz günleri için sıklıkla kullanacaksınız. 4361 ve 4358 düğmeleri sizlere arzu ettiğiniz sıcaklığı ayarlamanızı sağlayan düğmelerdir. 4374 düğmesi ile klimanız ısıtma moduna geçer. 4386 ve 4383 düğmeleri yine istediğiniz sıcaklığı seçmenizi sağlar. Kumanda kapalıyken 4400 düğmesini hiç kullanmadan direkt olarak 4408 ya da 4405 düğmeleri ile klimayı bu modlarda çalıştırmanız mümkündür.
Klimanın Kullanılabileceği Çalışma Sıcaklık Aralıkları
dış ortam dış ünitede, Soğutma +10 / +46 ºC, ısıtma -15 / +24 ºC’dir. İç ortam iç ünite de ise soğutma +16 / +30 ºC, ısıtma ise +18 / +30C olarak görülmektedir. Dış ortam sıcaklığı olması gerekenden yüksek ise klimanız soğutma modunda istenen verimi vermeyebilir. Yine dış ortam sıcaklığı olması gerekenden düşükse klima ısıtma modunda beklenen performansı göstermeyecektir. İç ortamda çok fazla nem olduğu taktirde iç hava çıkış ağzı nemlenme ihtimali vardır. Yüksek nem hakimken klimanın uzun süreli kullanılması halinde su yoğuşarak iç ünite yüzeyine damlayabilmektedir.
Klima İşlevleri
Klima işlevleri ürün özellikleri bazında farklılık gösterir. Bu nedenle aşağıda gösterilen işlevler klimada yer almıyorsa kullanılmayacaktır. Klimanızın rahatlıkla kullanılabilmesi için uzaktan kumanda yardımı alarak rahatça yönlendirebileceğiniz işlevler yer almaktadır. Bu işlevler sayesinde daha hoş ve daha keyifli bir hayat elde edeceksiniz. İşlevler şu şekildedir.
4632 soğutma işlevidir. Klima soğutma modundayken ortam sıcaklığı konfor ihtiyacına uygun olarak 18–30ºC, arasında ayarlamanız mümkündür.
4653 ise ısıtma işlevidir. Bu işlevde ise ısıtma modunda ortam sıcaklığı baz alınarak 16– sıcaklıkları arasında ayarlanabilmektedir.
4674 eko işlevidir. Bu işlev soğutma ve ısıtma modlarında enerji düşüşünü sağlar. Kumanda aracılığı ile ayarlanabilen sıcaklık değerleri, konforlu bir ortam için en uygun aralık ile sınırlandırılacaktır.
4705 otomatik moddur. Bu işlev sayesinde klima, ortam şartlarını baz alarak çalışma şeklini otomatikman kendisi belirleyecektir. Sıcaklığın durumuna göre soğutma, ısıtma ya da nem alma yapar.
4732 yatay kanat yönlendirme işlevidir. Bu işlev sayesinde yatay kanat düğmesi ile klimanın iç üniteden üflediği hava yönünü düşey şekilde yönlendirilebilir.
4754 fan işlevidir. Bu işlev oda sıcaklığında herhangi bir değişiklik yapmadan havayı oda içinde dolaştırır.
4768 nem alma işlevidir. ortamı çok fazla soğutmadan havadaki nem seviyesini düşürerek ortamı 18-30 derece arasında istediğiniz sıcaklıkta tutar.
4795 turbo işlevidir. Bu işlevle yarım saat içerisinde maximum olan en yüksek ısıtma ya da soğutma elde edebilmeniz mümkündür.
4819 uyku modu işlevi olarak bilinmektedir. Uyuduğunuzda odanın gerekenden fazla ısınması y da soğuması bu işlev sayesinde engellenir.
4849 düşey kanat yönlendirme işlevidir. Bu işlev ile düşey kanat konumları istenilen şekilde ayarlanır ve havanın ortamdaki dolaşımı yatay olarak yönlendirilebilir. 4870 kapat işlevidir. Bu işlev belirlediğiniz sürede bir geri sayım başlatacak süre bittiğinde klima kendisini otomatikman kapatacaktır.
4892 otomatik açma/kapatma işlevidir. Bu işlev ile önceden belirlediğiniz zaman dilimlerinde klimanızın açılıp kapanmasını ayarlayabilirsiniz.
4910 hisset işlevidir. Klima, kumandanızın yer aldığı ortamdaki sıcaklığı baz alacak şekilde çalışır.
4924 otomatik temizleme işlevidir. Klimanızı soğutma modunda kapattığınız andan itibaren iç ünite eşanjörünü otomatik olarak kurutur. Bu sayede nemin sebep olduğu kötü kokudan kurtulmanız sağlanmış olur.
4952 iyonizer işlevidir. Yapılan araştırmalar sonucunda normale oranla çok daha fazla negatif yüklü iyon molekülü içeren havanın bizi daha enerjik ve daha canlı tuttuğu anlaşılmıştır. İyonizer, bu sebeple negatif iyon üretip ortamdaki havaya aktarır.
submitted by masalokucomtr to u/masalokucomtr [link] [comments]


2019.11.03 13:50 masalokucomtr Ayhan Işık Kimdir

Ayhan Işık Kimdir
https://preview.redd.it/mowu2u9ywgw31.jpg?width=703&format=pjpg&auto=webp&s=78a6d6d9dee72c12489d54b2abe6cfd1b143d996
Ayhan Işıyan olarak da bilinen ünlü oyuncu, beş mayıs 1929’da İzmir’in Konak ilçesinde hayata merhaba dedi. Çok da uzun sayılmayacak olan hayatına, birbirinden değerli meslekler ekleyen oyuncu, aynı zamanda yapımcı, yönetmen, ressam, senarist ve ses sanatçısı olarak da görev yapmıştır. Bir evliliği ve bu evlilikten bir kızı olmuştur. Eşi Gülşen Işık, Kızı da Serap Işıktır. Çok da zengin sayılmayan bir ailede dünyaya gelen oyuncunun, kendisi dışında beş kardeşi mevcuttur. Babasını çok küçük denebilecek yaşta, 6 yaşında kaybeden oyuncu, okul hayatının bir bölümünü doğduğu şehirde tamamlamıştır. Daha sonra abisinin eğitimi sebebiyle annesi ve diğer aile üyeleriyle beraber İstanbul’a göç etmiştir. İstanbul’da Güzel Sanatlar Akademisinin Resim bölümünde öğrenim görür. Okulu devam ederken Bab-ı Ali’de ressamlık görevi yapar. Yıldız Dergisi’nde 1952 yılında planlanan bir yarışmaya katılma kararı alır. Yarışmayı birinci olarak kazandıktan sonra, ressamlığa olan ilgisi, sinema dalına kayar. Bir süre aktif olarak sinema ile ilgili uğraşlar verir. Bu zaman diliminde aralıklı olarak resim konulu eser çalışmaları da yapar. 1953’te Güzel Sanatlar dalındaki bölümü bitirir.
İlk sinema yapıtı olan, Orhon Murat Arıburnu gibi başarılı yönetmen, senarist ve şair bir insanla oynadığı filmde, hayal ettiği kadar tutulmaz. Asıl şöhretini ikinci eserinde verir. Ömer Lütfü Akad’ın Kanun Namına, Ayhan Işık’ın oynadığı ve “sinemacılar” akımına geçiş filmi olarak kabul edilen eseri, ünlü oyuncunun kendisini kanıtlamasını sağlar. Ömer Lütfü Akad ile sinema konusunda oldukça yoğun bir yol kat eder. Beraber çektiği filmler: 1950’lerde İngiliz Kemal, Katil, Öldüren Şehir, Vahşi Bir Kız Sevdim, Kardeş Kurşunu filmleridir.
Atıf Yılmaz ile Şimal Yıldızı, Osman Seden ile de 1957’de Bir Avuç Toprak filmini çeken Işık, açılan bu yıldızlık yolunu Hollywood ile taçlandırmaya karar verir. 1959’da gittiği Hollywood’da çalışma yapamamıştır.
Ayhan Işık, 1960’larda yeniden Yeşil Çam’a döner. 100den fazla filmde oynayan ışık, Taçsız Kral unvanı alır. Halk arasında Işık’ın en çok tanındığı filmlerden biri de Küçük Hanım adlı seri filmidir. Orhan Kemal’in ölümsüz eserlerinden birinden senaryoya geçirilen Üç Tekerlekli Bisiklet, Işık’ın akademiden yollarını ayırmasından önceki son filmidir. Bu filmin ardından tüm çalışmalarını bireysel olarak sürdürmüştür.
1970 yıllarında bir sanat modası akımı baş gösterir. Neredeyse tüm sinema sanatçıları plak doldurarak, sahnelerde konserler vererek müzik dalına da el atmaya başlamışlardır. Sanatçı, bu akıma uyarak Münir Nurettin Selçuk’un ders vermesi sayesinde, Klasik Türk Müziği alanında sahnelere çıkmaya başlar. 45’lik bir plağı piyasaya sürer.
Resim ve müzik alanında çok da etkin rol almayan Ayhan Işık’ı en fazla sinema dalında bıraktığı eserlerle hatırlıyoruz. Sanatçı, pek çok alanda film vermiştir. Politik filmlerinin yanı sıra, dram, romantik, macera ve komedi gibi türlerde rol almıştır. 1975 yılından sonra sadece oyuncu olarak camiaya katkı sağlamak yerine, yapımcılık, yönetmenlik ve senaristlik de üstlenmiştir. Yine bu yıllarda, İtalyan film yapımcılarından biriyle kurduğu kontak sayesinde Le Amanti Del Mostro, Nutre La Morte ve La Mano Che filmlerinde başrolü Klaus Kinski ile paylaşarak görev almıştır. Bu filmler Türkiye’de gösterime, belirli sebeplerden dolayı hiçbir zaman giremez. İtalya ve Avrupa’nın diğer belirli ülkelerinde, yoğun bir izleyen kitlesine ulaşmıştır.
Başarılı sanatçı, camiaya yaptığı birçok katkının ardından 13 haziran 1979’da Balkonunda otururken güneş çarpması nedeniyle hastaneye kaldırılır. Üç gün süren uğraşın ardından kurtarılamaz. Mezarını ziyaret etmek isteyenler için kabri, Zincirlikuyu’da yer alır.

Ayhan Işık Eserleri

  • 1979 Ölüm Benimdir, 1977 Yangın C savcısı Selçuk Ünver, 1976 Kana Kan (Ali), örgüt, 1975 Harakiri (Tayfun), Haşhaş (Şahin), 1973 Ölümün nefesi (La Mano che Nutre La Morte), Kara Haydar (Kara Haydar), Kızın varsa derdin var (Adnan), 1972 Yirmi Yıl Sonra (Nazım), Oğlum, 1972 Beyaz Kurt (Mustafa), Kader Yolcuları (Ömer), Kırık Merdiven (Kemal), Kanun Adamı (Koca Kurt), Büyük Bela (Murat), 1971 Beyoğlu Kanunu (Vedat), Sezercik Yavrum Benim (Tarık), Fatoş Sokakların Meleği (Murat), Ölümden Korkmuyorum (Murat), Herşeyim Sensin (Ahmet / Feridun), Şerefimle Yaşarım (Murat), 1970 Bütün Aşklar Tatlı Başlar (Murat), Çalınmış Hayat (Mehmet), Dağların Kartalı (Şehmuz), Öleceksek Ölelim Akmeşeli Dinar, Şampiyon (Nihat), Zindandan Gelen Mektup (Ali), Ölünceye Kadar (Nejat), Gölgedeki Adam (Ekrem), Küçük Hanımın Şoförü, Yaşamak Kolay Değil (Orhan), 1969 Karlıdağ`daki Ateş (Yusuf), Hayatımın Erkeği (Ferit Akman / Sedat Çağlayan), Ayşecik Yuvanın Bekçileri (Murat), Cingöz Recai (Cingöz Recai), Fato Yüzbaşı (Kemal), Tel Örgü (Ömer), Yılan Soyu (Orhan), Sabah Olmasın (Ahmet & Orhan), Sevdiğim adam (Murat), 1968 Erikler Çiçek Açtı (Orhan), 1967 Yıkılan Gurur (Bülent), Acı Günler (Turgut), Galatalı Mustafa (Mustafa), Gecelerin Kralı (Kenan), Aslan Yürekli (Kabadayı Kara Haydar), Beni Katil Ettiler (Ali), Kızıl Tehlike, Ölüm Saati (Ahmet), Krallar Ölmez (Ajan Murat), Büyük Kin (Ömer), Küçük Hanımefendi (Bülent), Yalnız Adam), Demir Bilek, Bıçaklar Fora (Orhan), 1966 Aslan pençesi (İsmail Sönmez), Kumarbazın İntikamı ( Murat Soylu), Katiller de Ağlar (Murat), Altın Kollu Adam (Murat), Siyah Otomobil (Kenan), İstanbul Dehşet İçinde (Kemal), İdam Mahkumu (Ahmet), Kanun Benim (Orhan & Tarık), Vur Emri (Ali), Allahaısmarladık İstanbul, 1965 Şoförün Kızı (Ayhan Gürhan), Sayılı Dakikalar (Tarık), Tamirci Parçası (Demir), Kolejli Kızın Aşkı (Ayhan), Güneşe Giden yol (Nazmi Özdemir), Kadın İsterse (Tüccar İrfan Ersoy), Yasak Cennet, Sonsuz Geceler (Osman), Sevinç Gözyaşları (Ayhan Çakmak), Namusum İçin (Murat), Fişek Necmi (Fişek Necmi), 1964 Şoförler Kralı (Hasan), Kadın Berberi (Erol), Şahane Züğürtler (Fikret Soylu & Ahmet), Hızır Dede (Orhan), Taşralı Kız (Necmi), Koçum Benim, Katilin Kızı (Ayhan), Halk Çocuğu (Ahmet), Kadın Terzisi, Öp Annemin Elini (Tarık), Muhteşem Serseri (Naci), Kanun Karşısında (Selim), Hızlı Yaşayanlar (Orhan), Kral Arkadaşım (Ayhan Güneş), 1963 Ayşecik Canımın İçi (Orhan), Yaralı Aslan (Ayhan), Yavaş Gel Güzelim (Ayhan Koca İrfanoğlu), Maceralar Kralı (Erol), Helal Olsun Ali Abi (Ali), Kırık Anahtar, İki Kocalı Kadın, Küçük Beyin Kısmeti (Suat), Şıpsevdi (Suat), İlk Göz Ağrısı (Turgut), Şaşkın Baba (Kemal), Bahriyeli Ahmet (Bahriyeli Ahmet), 1962 Belalı Torun (Namık), Rıfat Diye Biri (Rıfat), Küçük Hanımın Kısmeti, Çifte Nikah, Küçük Hanımın Şoförü (Ömer Şahinoğlu), Allah Seviniz Dedi, Acı Hayat (Mehmet), Zorlu Damat (Necdet & Hasan), Küçük Hanım Avrupa’da (Ömer), Üç Tekerlekli Bisiklet (Ali), 1961 Sevimli Haydut (Osman), Aşktan da Üstün (Binbaşı Kemal), Tatlı Günah (Fikret), Küçük Hanımefendi (Ömer Şahinoğlu), Ya O Ya Ben (Samim), Avare Mustafa (Avare Mustafa), Otobüs Yolcuları (Otobüs şoförü Kemal), 1960 Yangın Var (Eski İstanbul Kabadayıları) (Murat), Devlerin Öfkesi (Rüzgâr Halil), Ölüm Peşimizde (Burhan), 1958 Meçhul Kahramanlar (Osman), Beraber Ölelim, 1957 Bir Avuç Toprak (Ömer), 1956 İntikam alevi (Ekrem), 1955 Kardeş Kurşunu (Orhan), 1954 Şimal Yıldızı (Teğmen Kemal), Vahşi Bir Kız Sevdim (Yüzbaşı Adil), 1953 Öldüren Şehir (Ali), Vahşi Arzu, Katil (Kemal), Kanlı Para, 1952 Kanun Namına (Nazım Usta), İngiliz Kemal Lawrense Karşı (hmet Esat/İngiliz Kemal), 1951 Yavuz Sultan Selim Ve Yeniçeri Hasan (Yeniçeri Hasan)
  • Biyografi
  • https://masaloku.com.tr
submitted by masalokucomtr to u/masalokucomtr [link] [comments]


2019.11.03 13:47 masalokucomtr Bilge Zobu Kimdir

Bilge Zobu Kimdir
https://preview.redd.it/5l8ankojwgw31.jpg?width=1024&format=pjpg&auto=webp&s=288c733387c601aed3a7ad6bf573d4fc30004f76
Tiyatro ve sinema sanatçısı Rıza Vasfi zobu ‘nun yeğeni olan Mehmet Nuri Bilge Zobu, 7 Eylül 1932 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Lise öğrenimini Galatasaray Lisesinde tamamlayan Bilge Zobu, 1956 Senesinde Cepte Tiyatrosu’nda oynadığı ‘Bir Evlenme’ oyunuyla ilk defa bir tiyatroda rol alarak sanat dünyasında yerini aldı. Daha sonra sanatçı, bir süre Adana Şehir Tiyatroları’nda görev aldı. Bilge Zobu ’nun bir sonraki çalışma durağı İstanbul Şehir Tiyatro’ları oldu ve burada büyük işlere imza attı. İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda uzun süre görev alan ve büyük emekler veren Bilge Zoru, 2006 yılında emeklilik yaşı geldiğinde istemeyerek emekli oldu. Fakat, tiyatrodan, sanattan vazgeçmeyen, İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda yapı taşı olan sanatçı, birçok oyunda konuk oyuncu olarak rol almıştır.
Lüküs Hayat oyununda uzun zaman oynayan sanatçı, İstanbul Büyük Şehir Belediyesi kapsamında 1984-1985 yılları arasında da görev almıştır. Bilge Zoru, tiyatro alanı dışında sinema alanında da kendini göstermiş ve birçok filmde oynamış, Kemal Sunal gibi büyük bir ustanın vazgeçemediği yardımcı oyuncu olmuş ve seslendirmelerde görev almıştır. Hala Hayatta olan Bilge Zobu, Eşini kaybetmiştir. Bir tane Oğlu bulunan sanatçının yeğeni Ayşe Melike Zobu sinema alanında kendini göstermiştir.

Bilge Zobu Oynadığı Tiyatrolar

  • Unutulan Adam
  • Biz Aşağıda İmzası Olanlar
  • Sersem Kocanın Kurnaz Karısı
  • Deli bal
  • Lüküs Hayat
  • Antonius ile Kleopatra

Bilge Zobu Filmleri

  • 2007 Beyaz Melek Yaşar Hoca
  • Can Ayşecik TV dizisi
  • 1997 Acı Günler TV dizisi
  • 1996 Beşi Bir Yerde TV dizisi
  • 1995 Evdekiler TV dizisi
  • 1994 Bay Kamber TV dizisi
  • Dışlanmış (Lekeli Melek)
  • Hayat Kavgası (Cemil)
  • 1993 Bizim Mahalle TV dizisi Fahri Bey
  • 1990 Yuva
  • 1989 Gülen Adam
  • Acıların Günlüğü
  • 1988 Ah Bir Çocuk Olsaydım
  • Kaçamak
  • Sarışınım (Yaşamak Haram Oldu) Avukat
  • Sızı
  • 1987 Yıllar
  • Ayrılık Hasreti
  • Milyarder
  • Asılacak Kadın
  • Çalıkuşu TV dizisi
  • Gırgır Hafiye
  • Çıplak Vatandaş
  • Namuslu
  • Ömrümün Tek Gecesi
  • 1985 Tapılacak Kadın
  • 1984 Üşütük
  • Çarıklı Milyoner
  • 1983 Gırgıriyede Cümbüş Var
  • Baş Belası
  • Berduşlar
  • Gırgıriyede Şenlik var
  • 1982 Talih Kuşu Salim
  • 1981 Şabancık
  • 1980 Zübük
  • 1978 Minik Serçe
  • Bizim Kız Köşkün Sahibi
  • İbo ile Güllüşah Feyyaz Bey (Güllü Şah’ın babası)
  • Mavi Mercedes Baba
  • 1977 Ateş Parçası
  • Tosun Paşa Merasim Kıtası Kumandanı
  • Kapıcılar Kralı (Apartman Yöneticisi)
  • Nereye Bakıyor Bu Adamlar (Trafik Polisi)
  • Öyle Olsun (Gazete Sahibi)
  • Hababam Sınıfı
  • 1976 Tantana Kardeşler (Cafer)
  • Baba Bizi Eversene (Tamburi Sami Bey)
  • 1975 İşte Hayat
  • 1973 Hayat Bayram Olsa (Cafer İşbilir)
  • 1970 Vur Patlasın Çal Oynasın
  • 1966 Ah Güzel İstanbul (Şakir)
  • 1965 Güzel Bir Gün İçin (Kaptan)
  • 1961 Kızıl Vazo
  • 1959 Bu Vatanın Çocukları
  • 1958 Yaşamak Hakkımdır
  • 1957 Ebediyen Seninim
  • Birsen Menekşeli Kimdir
  • Biyografi
  • DJ Juicy M Kimdir
  • https://masaloku.com.tr
submitted by masalokucomtr to u/masalokucomtr [link] [comments]


2019.10.23 15:26 Myshkinz ARCHADES'İN GÜNLÜĞÜ

21.12.2468

Bulunduğumuz yıl itibarı ile 2300'lerin sonuna doğru 16 milyarı geçen dünya nüfusu 100 milyonun altına düştü. 2413 yılında başlayan ve 6 yıl süren büyük savaşın sonucunda 8 milyarın üzerinde insan öldü, savaş sonrasında birçok ülkenin nüfusu büyük ölçüde azaldı ve bazıları ise tamamen yok oldu. Savaş öncesinde neredeyse engellenen küresel ısınma ve iklim değişikliği süreci tekrar başladı ve hiç olmadığı kadar hızlı bir biçimde, birkaç yıl içinde geri dönülemez bir noktaya geldi, artık Dünya'nın büyük bir bölümü yaşanılabilir değil, tüm insanlar tek bir şehirde toplandı, temiz su ve yiyecek kaynakları tükenmek üzere. Bu Gezegen artık kurtarılamaz durumda, insanlığın tek bir umudu kaldı...

25.12.2468

NASA'nın 350 yıl önce geliştirmeye başladığı 'Yıldızlararası Göç' planını uygulama kararını vermemizin ardından 15 yıl geçti ve bu planın sonuna gelmek üzereyiz, bu 15 yılda hurdaya dönmüş olan modülleri geliştirerek tekrardan yaptık, başlangıçta tek bir gemi ile gitmeyi planlıyorduk ancak 5 modülün birden tek bir gemiye sığmasının imkansız olduğunu fark ettik ve 4 tane daha gemi inşa edildi. Warp motoruna sahip bu gemiler ile gideceğimiz gezegene henüz karar verebilmiş değiliz ama bu 15 yılda seçenekleri en aza indirdik ve son durumda 6 adet yaşanılabilir olduğunu tahmin ettiğimiz gezegen bulunmakta bunlardan ikisi birbirine oldukça yakın ancak diğerleri birbirlerinden çok uzak. Yakın zamanda bunlardan birini seçip yola çıkacağımızı düşünüyorum. Tabii beni dinlerlerse.

03.01.2469

Aptallar! Bir grup aptalla birlikte çalışıyorum, defalarca kez, belirlediğimiz 6 gezegenden birbirine yakın olan ikiliye gitmemiz gerektiğini söyledim ama kendi eşim de dahil hepsi Franklin'in yanında durup bana karşı çıkıyor. Onların planına göre 5 gemi de farklı gezegenlere gidecek, yaşanılabilir bir gezegen bulan gemi diğerlerine sinyal gönderecek ve diğerleri de gelecek tabi o gemilerdeki insanlar hala ölmemiş olursa. Bu ayın sonuna kadar bir karara varılacak, umarım onları ikna etmeyi başarırım.

27.01.2469

Günler süren tartışmaların ardından sadece 4 kişinin fikrini değiştirebildim, eşim de dahil olmak üzere geriye kalan herkes Franklin'in haklı olduğunu savunuyor. Bugün oylama yapıldı ve 23 Nisan'da 5 gemi 5 farklı hedefe doğru yola çıkacak. Bu 5 gemi de hedeflerine ulaştığında aralarında milyonlarca ışık yılı mesafe olacak. Bu, warp motoruna rağmen çok uzak bir mesafe ve eğer gittiği yerde yaşanılabilir bir gezegen bulamayan gemiler olursa o gemilerdeki insanlar için pek de umut kalmamış olacak. Bundan da önemlisi yaşanılabilir bir gezegen bulmamız durumunda 5 modülün de bir arada olması çok önemli ama bunu onlara anlatamadım. Her neyse doğru olduğuna inandıkları şeyi yapsınlar, bakalım ne olacak.

08.02.2469

60 yıl öncesine kadar herhangi bir dine mensup kişilerin sayısı yok denecek kadar azdı ama daha sonrasında yaşanan felaketlerin ve ölüm korkusunun bir sonucu olacak ki dindar insanların sayısında büyük bir artış oldu. Uzun bir süre bu konuyla ilgili bir sorun yaşanmadı ancak şu an geldiğimiz noktada, Tanrı'nın bizim için verdiği hükme karşı çıktığımız için bizi kafir ilan edecek ve bize saldıracak kadar radikal gruplar ortaya çıktı. Dünya'da kalıp ölmemiz gerektiğini savunuyorlar ve bu konuyla ilgili insanlarla konuşup onları ikna etmeye çalışıyorlar. Bazı günler evimizin önünde dolaşan beyaz elbiseli adamlar görüyorum, belki de Franklin'in teklifini kabul edip daha güvenli bir yere geçmeliyiz.

24.02.2469

Dün, kızım Judith'i yüksek ateşinden dolayı hastaneye götürdük başta basit bir hastalık gibi görünüyordu, doktor bi ilaç yazıp gönderecekti ancak tam çıkış yapmamıza yakın Judith bayıldı ve bu sırada kulaklarından biraz kan aktı hemen yoğun bakıma kaldırıldı, kontroller, tahliller yapıldı ancak doktorlar daha önce böyle bir hastalık görmediklerini belirttiler daha sonra danıştıkları bir profesör bunun çok eski zamanlarda bazı krallarda görülmüş bir hastalık olduğunu söyledi. Anlattığına göre hastalığın; halsizlik, yüksek ateş, baş dönmesi, unutkanlık, kulaklarda kanama, gözlerde kızarıklık gibi belirtileri var. Bu hastalıkla ilgili çok eski de olsa bulunan kaynaklara göre çocuklarda görülmeyen bir hastalık olduğu yazıyor ancak kesin de konuşamıyorlar. Ama ben yine de iyimser düşünmek istiyorum.

03.03.2469

Zoe günlerdir hiç uyumadan Judith'in başında bekliyor, durumu stabil. Geçen 1 haftada 2 kişi daha aynı şikayetten hastaneye geldi, doktorlar bir salgın ihtimalini araştırıyor. Umarım bu cehennemden kurtulmamıza 1 ay kalmışken böyle bir durum yaşanmaz.

08.03.2469

Bu sabah Judith'in durumu ağırlaştı, uykusundan bir anda uyandı ve vücudu şiddetli bir şekilde titremeye başladı, durduğunda kulağı yine kanadı, bunu düşünmek istemiyorum ama bu hastalık 7 yaşında bir çocuğun dayanabileceği türden bir hastalık gibi değil. Bu sırada diğer 2 hasta da aynı anda aynı şeyleri yaşamış. Ama bunun dışında yeni bir gelişme yok.

10.03.2469

Bu kayıtları tutmaya başladığımda özel hayatımdan bir şeyler aktarmak gibi bir niyetim yoktu. Ama şu an bir yere içimi dökme ihtiyacı hissediyorum, bu kadar neşeli bir çocuğun şimdi bu soğuk masada hareketsiz yatması çok canımı yakıyor. Zoe tek bir damla gözyaşı dökmedi, saatlerdir dalgın dalgın o neşeli çocuğa bakıyor. Onun ağlamaması nasıl olduysa benim ağlamamı da engelledi, sanırım ikimiz de eve gittiğimizde dökeceğiz içimizdeki acıyı.

15.03.2469

Bugün tekrar çalışmalara başladık, Zoe'nin ve benim yokluğumdan dolayı biraz yavaşlama olmuş ancak yolculuk tarihinde bir gecikme olmayacaktır. Modüller yakında tamamlanacaktır, daha sonra da gemilere yerleştirilecekler.

22.03.2469

Judith'den sonra evde oluşan sessizlik çok da uzun sürmedi, bu sabah radikal dinci bir grup evimizi taşladı. Bugün Franklin'in bahsettiği 'güvenli bölge'ye taşınacağız

28.03.2469

Zoe, Judith'i klonlama modülüyle geri getirmekten bahsedip duruyor, ona Judith'i klonlamanın onu geri getirmeyeceğini anlatmaya çalışıyorum ama dinlemiyor. Böyle düşüncelere kapılması gayet normal tabii ama eğer böyle bir şey yapmaya kalkarsa onu affedemem sanırım.

11.04.2469

Modüller bugün tamamlandı kısa süre içerisinde gemilere yerleştirilecekler. Columbia'ya toprak modülü, Challenger'a klonlama modülü, Discovery'e atmosfer modülü, Atlantis'e su modülü ve Endeavour'a savaş modülü.

18.04.2469

Bunu gerçekten de yaptığına inanamıyorum, Zoe bugün gizlice klonlama modülünü kullanarak Judith'i klonlamayı denedi. Anladığımız kadarıyla modül arızalıymış, ortaya çıkan şey Zoe'ye saldırmış, neyse ki sesleri duyup yardıma yetiştik ama orada gördüğüm şey çok korkunçtu. Bu kötü deneyim sayesinde klonlama modülünün arızalı olduğunu fark ettik. Bu sorun yüzünden yolculuk tarihini biraz ileri almak zorunda kalabiliriz. Ama artık önümüzdeki tek engel bu.

13.05.2469

Geçen 1 aylık sürede arızanın ne olduğunu ve nasıl tamir edeceğimizi çözdük. Tamiri biraz uzun sürecek gibi. Yine de olabildiğince hızlı olup bir an önce yola çıkmamız iyi olur.

14.07.2469

Klonlama modülünün tamiri henüz 2 gün önce bitti ve modül gemiye yerleştirildi. Şimdi insanları toparlamaya başlayacağız. Büyük güne çok az kaldı.

19.07.2469

Tüm her şey hazır, bazıları gelmeyi reddetti ve bizim büyük bir günah işlediğimizi söyledi. Onlara gelmeleri için ısrar ettik ama eğer ölmek istiyorlarsa engel olamayız. Zoe ile farklı gemilere binmeye karar verdik, klonlama olayından sonra birbirimizden ayrı kalmamız ikimiz için de daha iyi olacaktır. Yarın yola çıkıyoruz

20.07.2469

Sonunda o gün geldi, 5 ayrı gemi 5 ayrı rota, Columbia, Challenger, Discovery, Atlantis, Endeavour. İnsanlık, bugün tarihinin en büyük adımını atıyor.

TARİH:BİLİNMİYOR

Yola çıkmamızın üzerinden veya bu deftere en son not düşmemin üzerinden ne kadar zaman geçti emin değilim,az önce defteri açtığımda defterin arasından onun bıraktığı bir not düştü, bu cümleleri okurken fark ettim ki onu gerçekten de... Her neyse, gittiğimiz gezegen sanırım bir zamanlar yaşanılabilir durumdaymış ama artık değil. Gemide hayatını kaybeden iki kişi oldu, bunun yanında gemideki bazı sistemler bozuldu ama yine de 3 saat önce gelen sinyali tespit edebildik ve sinyale gidebilecek durumdayız. Ve yanılmıyorsam bu Zoe'nin gemisinin sinyali.
-Rudolph ARCHADES




Bu yazdıklarımı ne zaman okursun bilmiyorum ancak muhtemelen sen bunları okurken birbirimizden çok, çok uzakta olacağız (biraz klişe olduğunun farkındayım). Ayrı gemilere binmemiz iyi bir fikir mi bilmiyorum, yine de seni özleyeceğime eminim. Ve sana söz veriyorum; Elbet bir gün buluşacağız.
-Zoe ARCHADES





Not:Sonlara doğru inanılmaz uykum olduğu için Mart'tan Temmuz'a atlamış olabilirim ve yine aynı sebepten saçmalamış da olabilirim.
Not2: uykusuzluğum haricinde de berbat yazıyor olabilirim emin değilim buna siz karar verin. Ama bence yer yer berbat yazsam da iyi yazdığım yerler de vardır diye düşünüyorum. Sevgiler.
Not3: biraz düzenlemeler yaptım, daha iyi oldu gibi.
submitted by Myshkinz to Solitaria [link] [comments]


2019.10.13 20:28 s_v_m En İlkel İçgüdü

Savaş ülkesini harap etmişti. Ayodele etrafına baktığında tek gördüğü şey toz bulutlarıyla kaplanmış molozlardı. Bazı yıkıntıların altında hâla cesetler vardı. Ayodele daha 16 yaşındaydı ama cesetler artık onu artık pek etkilemiyordu. Daha bir hafta önce annesini, babasını ve daha bebek olan kardeşini o halde görmüştü. Ailesinden bir tek amcası kalmıştı ama o da kendisini işgalcilere satmıştı.
Amcasının adı Adetokunbo idi. Adetokunbo eskiden zengindi. Hep beyaz takım elbise ve siyah gömlek giyerdi. Kravat takmazdı. Her zaman gömleğinin ilk üç düğmesini açardı. Sadece kırk bir yaşında olmasına rağmen ellilerinin sonunda gibi gösterirdi. Saçları ağarmış, beli hafif kamburlaşmıştı. Hep gülen bir yüzle dolaşırdı ama onu tanıyanlar bu gülüşün gerçek olmadığını bilirdi. Kumarı severdi ve aç gözlüydü. Bir fabrikatördü. Savaştan önce kap kaçak üretirdi. Savaş yakınken ülkesi için mühimmat üretmeye başladı. Savaş ülkesiyle birlikte amcasını da fakirleşmişti ama amcası fakirlerden nefret ederdi. Ona göre fakirler çöpten farksızdı. Hele bir de dilenciler vardı. Dilenciler yaşamayı bile hak etmiyordu. Adetokunbo ne yaparsa yapsın fakirlikten kurtulmalıydı. Çareyi de işgalcilere mühimmat satmakta buldu.
Ayodele amcasını savaştan önce de sevmezdi ama savaş sonrasında yaptıklarından dolayı artık ondan nefret ediyordu. Ona göre ailesini öldüren amcası Adetokunbo’ydu ama yaşamak onun için önce gelirdi. Planı askerlerden kaçarak bir şekilde amcasına ulaşmak ve onun koruması altına girmekti. Zor olacaktı ama bir şekilde başarmalıydı.
Ayodele şu anda harabeye dönmüş şehirde tek başına dolaşıyordu. Muhtemelen saldırıdan sağ çıkan yoktu. Ayodele başkentte yaşıyordu. Başkent yıkıldıktan sonra komşu şehirlere kaçtı. Bu şehir de geldiği dördüncü şehirdi. Saldırıdan kıl payı kurtulmuştu. Saldırı sırasında şehirde değil, yakınlardaki bir dağdaydı. Şimdi de şehirden geriye kalanlarla bir süre daha hayatta kalmayı düşünüyordu. Biraz meyve ve su buldu. Onları yiyerek yola koyuldu. Yalnızdı. Savaş ondan çok şey almıştı ama öğrettikleri de vardı. Bunlardan biri hayatta kalmanın yalnızlıktan geçtiğiydi. Kimseye ihtiyacı olmadığı zaman, işte o zaman Ayodele’nin zirvesiydi. Yalnız olsa da yaşayacaktı.
Başka bir şehre ulaştı. Bu şehir diğerlerinden farklıydı. Saldırıya uğramamıştı. Boştu ama saldırılmamıştı. Ayodele mutlu oldu. Kendi kendine “Bu şehirde daha çok erzak olmalı.” dedi. Girdiği evde sofranın hazır olduğunu gördü. Yemekler ılıktı. Sofraya oturdu ve yedi. Evden çıktığında amcasının fabrikalarından birinin bu şehirde olduğunu hatırladı.
Fabrikaya doğru gitmeye başladı. Fabrikanın da tahliye edilmiş olduğunu düşünüyordu ama denemeliydi. Fabrikaya yaklaştı. Yakınlardaki bir evin penceresinden seyretmeye başladı. Eski bir uçak hangarından devşirilmiş bir fabrikaydı. Etrafı çitlerle kaplıydı. Çitlerle yolun birleştiği yerde iki asker kapının başında bekliyordu. O sırada bir kamyon fabrikaya yaklaştı. Askerler kamyonu kontrol ettikten sonra kapıyı açıp içeri aldılar. Kamyondan on iki asker indi ve yarısı gözetleme kulelerine, ikisi kapıdaki bekçilerin yerine, dördü de fabrikanın içine yöneldi. Ayodele o sırada aynı pozisyonlardaki askerlerin de kamyona yöneldiğini gördü. Bu an, fabrikaya girmek için en iyi andı.
Beklemeye başladı. Başka bir kamyonun gelip yeni askerler getirmesini bekledi. Her yirmi dakikada bir yalnız olup olmadığını kontrol etti. Başka bir evde bulduğu tabancayı sıkıca elinde tuttu. O, silah kullanmayı bir süreliğine asker olarak işgalcilere karşı savaşırken öğrenmişti. Gece boyunca kamyonlar geldi geçti. Hiç biri asker getirmedi. Sabaha karşı başka bir kamyon geldi. Ayodele gözlerini kamyondan ayırmadı. Bu sefer asker getirmesini umdu. Gerçekten de asker getiriyordu. Yerinden fırladı. Hemen alt kata indi. Kamyon içeri girdi. Askerler kamyondan dışarı çıktı. Kapıdakiler ve kulelerdekiler yerlerini terk etti. O anda Ayodele içeri koştu. Fark edilmeden çitlerden geçti. Kendisi de bunu yapabildiğine şaşırmıştı.
Fabrikaya girdiğinde bir anlığına mutlu oldu. Fabrika tahliye edilmemişti. Amcasının bu yoksul insanları böyle ölesiye çalıştıracak kadar pislik birisi olduğunu hatırladı. Buna rağmen ona ulaşmalıydı. Gizli bir şekilde üst kata çıktı. Odalar vardı. Müdürün odası, muhasebecinin odası, ustabaşının odası. En sonda bir oda daha vardı. Bu odanın ne odası olduğu yazmıyordu. Onun yerine amcasının adı vardı. Bir an tereddüte kapıldı. Ya amcası onu yanına almazsa? Ya amcası gerçekten o kadar pislikse? Ayodele bunları kafasından atıp odaya yöneldi. Kapıyı dört kere tıklatıp içeri girdi.
Odada bir tek amcası vardı. Önündeki kağıtlara bakıyordu. Hiç değişmemişti. Aynı beyaz takımı giyiyordu. Ayodele’ye bakmadı bile. Amcası kapıdan içeri bir çalışanın girdiğini sanarak:
─ Odayı kokutuyorsun! Çık dışarı!
─ Ben geldim.
─ Ne? Neden geldin?
─ Annem öldü. Babam öldü. Kardeşim öldü. Bir sen kaldın.
─ Bu yüzden mi geldin? Çık dışarı!
─ Nasıl yani? Ailen öldü ve sen hiçbir şey hissetmiyor musun? Canavar!
─ Çık odamdan! Çık fabrikamdan! Paçoz, rezil şey seni!
Adetokunbo sinirlendi. Bekçileri çağırdı. Bekçiler onu götürürken Ayodele sessizce boyun eğdi. Tekrar yalnızdı. Bir daha hatırladı: “Hayatta kalmak yalnızlıktan geçer.”
Bayılmıştı. Uyandığında da bir kamyonun içindeydi. Hareket etmeye çalıştı ama elleri kelepçeliydi. Etrafında askerler vardı. “Ne oldu?” diye sordu. Askerlerden biri “Fabrikaya girmişsin. Oraya girmek yasak. Şimdi de cezanı çekeceksin.” dedi. Ayodele şaşırdı. Aynı zamanda da çok yorulmuştu. Gözleri yavaş yavaş kapandı.
Uyandığında yerdeydi. Hâla kamyonun sesini duyuyordu ama giderek uzaklaşıyordu. Kamyonda atılmıştı. kelepçeleri çıkmıştı fakat sırtında inanılmaz bir ağrı vardı. Kalktı. Etrafına baktı. Umutsuzluğa kapıldı. Etraf bomboştu. Şehirler yoktu. Ses yoktu. Hayvanlar yoktu. Sadece düzlük ve uzaklarda bir dağ vardı. Yalnızdı. Dağa doğru yola koyuldu.
İki gün boyunca yalnız, aç ve susuz ilerledi. Dağa ulaştı. Açlıktan karnına ağrılar girse de devam etmeliydi. Dağın eteklerinde bir ırmak gördü. Neşeyle ırmağa doğru koştu. Son anda kendini durdurdu. Az kalsın ırmağa düşüyordu. Irmakta hızlı bir akıntı vardı. Düşseydi ölürdü. Çok korkmuştu. Irmakta susuzluğunu giderdi ama hâla açtı. Yemesi gerekiyordu. Etrafta hayvanlar vardı ama onları kovalayamayacak kadar bitkindi. Tekrar etrafına baktı. Ağaçlara gözü ilişti. Sonbahar mevsimi olduğu için ağaçlarda elmalar vardı. Karnını elmalarla doyurdu. Uzun zamandır bu kadar lezzetli elmalar yememişti.
Akşam kendisine bir mağara buldu ve mağaranın içine yerleşti. Ateş yaktı. Yattı. Kendisine çalı çırpıdan bir yatak yaptı. O gece düşündü. Savaşı düşündü. Ailesini hatırladı. Ağlamaya başladı. Ailesini çok severdi. Ailesi ona şimdiki yalnızlığını unutturan tek şeydi. Yalnızlık onun hem bir ağırlık, hem de bir zayıfıktı. Ayodele o gece en önemli şeyin hayatta kalmak olduğunu anladı. Hayatta kalmak için de yalnız kalmak gerekliydi.
Edit: Bunu 2 sene önce edebiyat ödevi olarak yapmıştım. Piç edebiyatçı 45 verdiydi aq ırkçısı.
submitted by s_v_m to KGBTR [link] [comments]


2019.08.11 13:20 czarbloom bıçak gelecektin.

ya ananı sikeyim gerçekten ananı sikeyim yani ya bıçak gel diyorum sen silahla geliyorsun orospu evladı adam gibi oyun oynayamadık sen ilerde de böyle yarak kürek insan olursun ha tabi sen ne anlarsın ki orospu evladı tek yaptığın şey kare ekranlı pcnde vpn açıp lezbiyen işemeli sıçmalı porno izlemek bak hala devam ediyorsun sikecem ananı artık vurma 1031 pingim var amcık vurma diyorum düzelsin ping diyorum derdin ne amın evladı seni aynı şey sana olsa güzel olur muydu bence güzel olurdu orospu çocuğu bende keyifle izlerdim seni kahkaha atardım hahaha derdim sinir olurdun kare ekranlı pcne yumruk atardın sonra baban girerdi kirlenirdin o sırada dayında gelirdi onunla da kirlenirdin birlikte babana kötü ahlaksız şeyler yapardınız o sırada fbi helikopterle pencerenin yanından sana tatata tarardı sizde o sırada evinizden çıkardınız ama babanı çoktan vurmuşlardı siz evden çıktıktan sonra arabaya atlar kovalarlardı sizi sende arabalarının üstüne dayını atardın o sırada bumm patlardı çok cool olurdu tabi 3 saat sonra evine gidiyorsun bi bakmışın fbi çevreyi sarmış hemen kaçıyorsun onlardan ama seni 1 tanesi görüyor o peşinden koşarken sen araya giriyosun onu hotline miami'deki gibi çekiyosun öldürüyosun fantezi yapıyorsun silahını alırken bir bakıyorsun arkasında roket atar ve bi tane hentai kızlı dandik yastıklardan var evinin yanına gidiyorsun tabi hala çevresindeler ilk önce hentai kızlı dandik yastığı atıyorsun bakıyolar bune amk diyolar üstüne toplanıyorlar daha sonra o roketi ortalarına atıyorsun bamm her yer patlıyor sonra seni kırmızı bültenle aramaya başlıyorlar sende uruguaya kaçıyorsun uçakla tam hava limanının çıkışında bir bakmışsın tosun var normalde seni bekliyormuş arabasına biniyorsun onla konuşuyorsun ve aslında onun iyi biri olduğunu görüyorsun kanka oluyorsun onunla az sonra bir bakmışsın arkanda siyah bir araba şoförüyle göz göze geliyorsun ve onun fantezi yapıp hentai yastığını çaldığın polis olduğunu görüyorsun ellerin titriyor ölmediğini görüyorsun bu nasıl olabilir diyorsun sana silahla sıkıyor ama sana isabet etmiyor o kurşun tosuna geliyor sende arabanın kapısını açıp yuvarlanarak çıkıyorsun ve izini kaybettiriyosun o anı asla unutamıyorsun 5 dakikalığına kanka olduğun kişi gözlerinin önünde en ezeli düşmanın tarafından öldürülmüştü 1 yıl böyle oluyor artık dayanamayıp amerikaya gidiyorsun ve beyaz sarayın önüne geliyorsun bir tane torbacıdan aldığın negevle onları tarıyorsun ve içeri giriyorsun 3 tane oda olduğunu görüyorsun zorda olsa hepsini geçiyorsun ve karşına o ezeli düşmanın çıkıyor arkadaşın tosunu öldüren kişi negevi bırakıyorsun ellerin titriyor yine kekeleye kekeleye konuşuyorsun daha sonra sana sırıtarak silah tutuyor ve tam kafana ateş ediyor sonra uyan uyan diye sesler geliyor bir bakmışsın annen başında bunların hepsinin bir rüya olduğunu anlıyorsun sonra dayanamayıp açık pencereden atlayarak intihar ediyorsun bir yere geliyorsun ve inanamıyorsun tosunu görüyosun hiçbir şeyi anlayamamış durumdasın rüya mıydı gerçek miydi diye düşünüyorsun ve hiçbir şey anlamayıp bayılıyorsun daha sonra yine uyanıyorsun ve bu sefer her şey sana normal geliyor depresyona giriyorsun ve yine intihar ediyorsun bu sefer cehennemdesin ve şeytanın sana dediği tek bir şey oluyor, "bıçak gelecektin orospu çocuğu".
submitted by czarbloom to kopyamakarna [link] [comments]


2019.06.11 16:17 fragmanlife Hercai Dizisi Oyunculari Yapimcisi Yonetmeni Konusu Kanali ozeti

Hercai Dizisi Oyunculari Yapimcisi Yonetmeni Konusu Kanali ozeti Çok yakında ekranlara yeni bir dizi daha geliyor. Adı Hercai olan dizi 2019-2020 yeni sezonunda izleyici ile buluşacak. Güçlü kadrosuyla dikkat çeken ‘Hercai’de Gülçin Santırcıoğlu, Macit Sonkan, Tansu Taşanlar, Oya Unustası, İlay Erkök, Servet Pandur, Edip Saner, Güneş Hayat, Gülçin Hatıhan, Aydan Burhan ve İnci Şen başlıca rolleri paylaşıyorlar.
Hercai Dizisi Oyuncuları Karakterlerine göz atacak olursak; Miran Aslanbey, Reyyan Şadoğlu, Yaren Şadoğlu, Azat Şadoğlu, Gül Şadoğlu, dedeleri Nasuh Şadoğlu, Reyyanın babası Hazar Şadoğlu, Annesi Zehra Şadoğlu, Miranın eşi Gönül Aslanbey ve Miranın Annesi, Cihan ve Handan Şadoğlu ise Yarenin anne babası olarak Hercai dizisinin kadrosunda bulunuyorlar. İşte resimlerle Hercai dizisi oyuncu kadrosu:
Hercai dizisi oyuncu kadrosunda kimler var? Karakterleri Hercai dizisi oyuncu kadrosunda kimler varHercai dizisi oyuncu kadrosunda tüm karakterler
Hercai dizisi oyuncu kadrosu
Bizde bu konumuzda sizler için Hercai Dizisi Oyuncuları Yapımcısı Yönetmeni Konusu Kanalı Özeti çıktığında Fragmanı ve Hercai dizisi nerede çekiliyor sorularına cevap vermeye çalışacağız. Hemen başlayalım Hercai dizisi hakkında detaylı bilgiler vermeye..
Atv’nin yönetmen koltuğunda Cemal Şan’ın oturacağı Mia Yapım imzalı Hercai dizisinin kesinleşen oyuncuları: Akın Akınözü – Miran Ebru Şahin – Reyyan Gülçin Santırcıoğlu – Sultan Aslanbey Macit Sonkan – Nasuh Ağa Oya Unustası – Gönül İlay Erkök – Yaren Tansu Taşanlar – Azad Serhat Tutumluer – Reyyanın babası Hazar Edip Saner Serdar Özer – Cihan Şadoğlu Ayda Aksel – Azize Ebrar Demirbilek – Gül Şadoğlu Güneş Hayat – Esma Feride Çetin – Reyyanın annesi Zehra Gülçin Hatıhan – Handan Şadoğlu Aydan Burhan – Hanife İnci Şen – Nigar
Hercai Dizisi Reyyan’ı canlandıran Ebru Şahin Kimdir? Reyyan Hercai dizisinin kadın başrolü. Reyyan annesinin ilk evliliğindendir. Bu yüzden gerçek Şadoğlu değildir. Ama Miran bunu bilmediği için Reyyanla evlenerek Şadoğlu ailesinden intikam almayı planlar. Reyyan ise Miran’ın ona olan hislerini aşk zanneder. Reyyan ona aşık olur ancak zamanla Miran’da ona aşık olacaktır.
Hercai dizisinde Reyyan karakterini Ebru Şahin canlandırıyor. Ebru Şahin 1994 doğumludur. Atölye Craft Kamera Önü Oyunculuk ‘ta oyunculuk eğitimleri alan güzel oyuncu bu zamana kadar bir çok reklam filmi ve dizi de yer almıştır. Ebru Şahin Babam ve Kan Parası filmlerinde rol aldı.
Hercai dizisinin başrolü olan Ebru Şahin’in daha önceki dizileri ; Savaşçı, Yasak Elma, İstanbullu Gelin. Güzel oyuncu Hercai dizisinde Reyyan’ı canlandıracaktır. Hercai dizisinde Reyyan kendini şöyle anlatıyor; ” Ben mucizelere inanırım, aşka hercai kelebeklere, ne zaman hayal kursam hoyrat bir el dağıtır hepsini. Ben Reyyan Şadoğlu Kaf dağının ardındaki masal prensesi bir kötü devin esiriyim. Bir gün bitecek bu esaret ve o gün başlayacağım kendi güzel masalımı anlatmaya. ”
Hercai Dizisi Miran’ı canlandıran Akın Akınözü Kimdir? Miran Hercai dizisinin başrolü. Miran küçüklükten intikam hırsıyla büyütülmüştür. Bu yüzden de kimseyi sevmeyi düşünmemiştir. Reyyan’ı ilk gördüğünde aşk kalbindeki çatlaktan yüreğine sızar. Ama o bunun farkına varamaz. O Reyyanla evlenerek Şadoğlu ailesini cezalandıracağını düşünür. Ancak Reyyan Şadoğlu kanından değildir bakalım bu bilgiyi ne zaman öğrenecek Miran?
Hercai dizisinde Miran karakterini canlandıran Akın Akınözü Kimdir? Akın Akınözü 1990 yılında doğmuştur. Akın Akınözü oyunculuk üzerine eğitimler almıtşır. Azrail isimli bir kısa filmde rol almıştır. Akın Akınözü Arkadaşlar İyidir, Payitaht Abdülhamid ve Aslan Ailem dizilerinde rol almıştır.
Hercai dizisinde Miran Aslanbey kendini şöyle tanıtıyor; ”Yüreğimin bir yanı aşk bir yanı intikam. Öyle çok nefret var ki içimde, sevmeyi bilmiyorum dedim hep. Oysaki aşkın bir küçücük çatlaktan sızıp kök salabileceğini bilmiyordum.”
Hercai Dizisi Gülçin Santırcıoğlu Kimdir Hangi Rolde Oynayacak? Hercai dizisinde Sultan karakterini canlandırıyor. Sultan Miran’ın annesidir. Miran’ın intikam planında onun yardımcıdır. Şadoğlu ailesinden intikam almak için Gönül’ü sakinleştirme görevi de ona düşer.
Aslanbey ailesinin konağında Hanımağa Azize’nin entrikacı gelini Sultan’a ise Gülçin Santırcıoğlu hayat verecek. Hercai dizisinde Gülçin Santırcıoğlu Sultan karakterini canlandıracak. Ekranlarda yeni bir Hürrem Sultan rüzgarı esecek. Hercai dizisinde rol alan Gülçin Santırcıoğlu Kimdir? 1977 yılında İzmir de dünyaya gelen oyuncu Dokuz Eylül Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Opera Şan bölümü mezunu oldu. 2002 yılında İstanbul’a geldi ve Gül Sabar’dan şan eğitimi aldı. Çeşitli gruplarda solistlik yaptı. Sonrasında şan eğitmenliği yaptı.
2005 yılında rol aldığı Türev filmi Altın Portakalda en iyi film ödülü aldı. Dizi oyunculuğunun yanı sıra dizi müzikleri seslendirdi. Elveda Rumeli, Doktorlar, Sensiz Yaşayamam, Bir Çocuk Sevdim, Böyle Bitmesin, Osmanlı Tokadı, Kara Ekmek dizilerinde rol aldı.
Hercai Dizisi Macit Sonkan Kimdir Hangi Rolde Oynayacak? Hercai dizisinde Nasuh Ağa sert kişiliği ile dikkat çekiyor. Reyyan için gelen kısmeti yani Miran’ı Yaren’le evlendirmek istese de bunu başaramaz. Çünkü onun için Miran Aslanbey iyi bir kısmettir ve öz torunu bu kısmetle evlensin ister.
Mardinli iki ailenin etkileyici hikâyesini konu alan dizide Şadoğlu sülalesinin lideri Nasuh Ağa’yı ise Macit Sonkan canlandıracak. Macit Sonkan Kimdir? 1953 İstanbul doğumlu. Güzel Sanatlar Tiyatro Oyunculuk bölümü mezunudur. 1978 yılında hem tiyatrolarda hem sinema televizyonlarda rol almaya başlamıştır. Macit Sonkan bu zaman kadar tiyatro oyunculuğunun yanı sıra 40 ı aşkın dizi ve filmde rol aldı.
Hercai Dizisi İlay Erkök Kimdir Hangi Rolde Oynayacak? Hercai dizisinde Yaren karakterini canlandıracak. Yaren Miran’a aşıktır ve kendisinin olacağı gelinliğin içinde Reyyan’ı görmek onun Reyyandan nefret etmesine sebep olmuştur. Yaren onun ihanete uğradığını ilk gecenin ardından geri gönderileceğini bilmesine rağmen susar ve intikamını bu şekilde almıştır. Annesi onun her yanlışını ört bas ettiği için Yaren her seferinde daha büyük yanlışlar yapmaktadır.
Hercai dizisinde İlay Erkök Yaren karakterini canlandıracak. İlay Erkök Kimdir? 1993 yılında İstanbulda rol almıştır. İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı tiyatro bölümü mezunudur. 2013 yılında Güneşi Beklerken dizisi ile oyunculuğa adım atmıştır. Bir süre Tolga Çevik’in asistanı olarak çalıştı. İnadına Aşk ve Hayatımın Aşkı dizilerinde rol aldı. Şimdi de Hercai dizisinde Yaren karakterinde rol alacak.
Hercai Dizisi Oya Unustası Kimdir Hangi Rolde Oynayacak? Hercai dizisinde Gönül karakterini canlandıran Oya Unustası dizi de Miran’ın amcasının kızıdır. Onunla evlenmek zorunda bırakılmıştır ancak Gönül onu sevmektedir. Miran ise içindeki kin ve intikam duygusundan dolayı kimseyi sevmeyi düşünmemiştir. Gönül Miran’ın bir gün kendini sevme ihtimaliyle yaşarken onun Reyyan ile düğününe katılmak zorunda bırakılır.
1988 yılında İstanbulda dünyaya geldi. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Flüt Bölümü mezunudur. Ayla Algan’dan oyunculuk ve sahne sanatları eğitimi aldı. Kaybedenler Kulübü, Diriliş Ertuğrul, Kalbim Ege de Kaldı dizilerinde rol aldı.
Oya Unustası Kaybedenler Kulübü, İzmir Çetesi, Sevdaluk, Beyaz Karanfil, Kalbim Egede Kaldı, Masum Değiliz ve Diriliş Ertuğrul dizilerinde rol aldı. Oya Unustası dizisi yeni dizisi Hercai dizisinde Gönül karakterini canlandıracaktır. Gönül Miran’ın Şadoğlu ailesinden Reyyan ile olmasını hiç istemez. Ancak engel olamaz.
Hercai dizisi Azat Şadoğlu Kimdir? Tansu Taşanlar Bilgileri Tansu Taşanlar Hercai dizisinde Azat rolünü canlandırıyor. Azad Reyyan’a aşıktır. Reyyan ile evlenme planları kurarken bir gün Miran’ın gelip Reyyanı istemesi üzerine tüm hayalleri yıkılır. Reyyan’ı Miran’dan ayırmak için çabalasa da bunu başaramaz. Reyyan’ın aşkıyla yanmaktadır.
Hercai dizisinde Azat rolünü canlandıran Tansu Taşanlar 1984 yılında Ankara’da doğmuştur. Selçuk Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü’nde okumuştur. 2008 yılında ilk kez Küçük Kadınlar dizisinde rol almıştır. Vatanım Sensin, Analar ve Anneler, Kara Para Aşk, Veda,Muhteşem Yüzyıl, Yalancı Bahar, İzmit Çetesi ve Bir Bulut Olsam dizilerinde rol almıştır.
Hercai dizisi çocuk oyuncusu olan Gül Şadoğlu kimdir kim canlandırıyor TIKLA…
Hercai Azize Aslanbey Kimdir Ayda Aksel Bilgileri Azize Hanım Hercai dizisinde Aslanbey ailesinin en büyüğüdür. 3 oğlunu 2 gelinini toprağa vermiştir. Onların intikamını almak için tam 27 yıl önce intikam yemini etmiştir. Bu intikamı almak için Miran’ı küçüklükten beri intikam hırsı ile büyütür. Azize Hanım yıllar sonra Miran’ın Reyyan ile evlenmesi sonucu intikamını alacağını düşünür.
Hercai dizisinde Azize Hanım’ı canlandıran Ayda Aksel 1962 İstanbul doğumludur. Mimar Sinan Üniversitesi Tiyatro Bölümü mezunudur. Ayda Aksel’in rol aldığı yapımlar; Üç İstanbul, Yaprak Dökümü, Yıldızlar Gece Büyük, Kurtuluş, Kıvılcım, Çekirdek Aile, Halk Düşmanı, Adı Aşk Olsun, Hatırla Sevgili, Esir Kalpler, Ev Alma Komşu Al, Kördüğüm, Zengin Kız Fakir Oğlan, Bir Erkeğin Anatomisi, Cumhuriyet, Kaçıklık Diploması, Sınav, Behzat Ç. Seni Kalbime Gömdüm, Bir Avuç Deniz, Mandıra Filozofu, Gönülçelen ve Poyraz Karayel gibi bir çok projede rol almıştır. Son olarak Tutsak dizisinde rol aldı.
Hercai Hazar Şadoğlu Kimdir Serhat Tutumluer Bilgileri Hercai dizisinin Hazar Bey’i Şadoğlu Ailesi’nin en büyük erkek evladıdır. Hazar Şadoğlu babasının üzerine söz edemez. Hercai dizisinde babasından sonra sözü geçen isimdir. Dürüst, çalışkan, sevilen, sayılan, güven duyulan bir insandır.
Hercai dizisinde Hazar Bey’i canlandıran Serhat Tutumluer 1972 yılında Eskişehir’de doğdu. Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı Tiyatro bölümünde okudu. 1995-1997 yılları arasında Ankara Devlet Tiyatrosu’nda çalıştı. İstanbul’da kurucularından biri olduğu Talimhane Tiyatrosu’nda oyunlar oynamaktadır. Başarılı tiyatrocunun rol aldığı diziler; Çaylak, Esir Kalpler, Ezo Gelin, Ay Işığı, Kül ve Ateş, Umutsuz Ev Kadınları, Filinta, Oyunbozan, Vatanım Sensin dizilerinde rol aldı.
Hercai Handan Şadoğlu Kimdir Gülçin Hatıhan Bilgileri Hercai dizisinde Handan rolünü canlandıran oyuncu Gülçin Hatıhan ilk tiyatro eğitimini M.S.M.’de aldı. Gülçin Hatıhan Kocaman Ailem, İstanbullu Gelin, Poyraz Karayel, Suskunlar, Avrupa Avrupa Bir Günah gibi son yıllarda oynadığı dizilerdir.
Handan Şadoğlu kendini şu şekilde tanıtıyor. ” Hem ağa kızıyım hem ağa gelini. Şanıma yakışır bir erkek doğurdum bu konağa. Şadoğlu soyu benim oğlumun üzerinden yürüyecek. Eksiğim yok belki fazlayım bile bu konağa. Kendi tahtımı yaptığım gibi kendi bahtımı da bırakmam şansa.”
Hercai Zehra Şadoğlu Kimdir Feride Çetin Bilgileri Hercai dizisi Zehra Şadoğlunu canlandıran oyuncu Feride Çetin. Feride Çetin 1980 doğumludur. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo TV Sinema Bölümü’nden mezun oldu. İngilizce, Almanca ve İspanyolca dillerini bilen Feride Çetin oyuncu, çevirmenlik, gazetecilik yaparken, yönetmenliğini üstlendiği 15 kısa filmi de bulunmaktadır. 13. Uluslararası Altın Koza Film Festivali’nde En iyi Kadın Oyuncu ve 17. Ankara Film Festivali’nde Umut Veren Genç Kadın Oyuncu ödüllerini almıştır.
Hercai dizisi Zehra Şadoğlu kendini şöyle tanıtıyor. Parada mülkte gözüm olmadı benim. Geç oldu ama yüzüm güldü Çok şükür. Bir eş verdi bana iki de kız. Mutluyum ama içimde inceden bir sızı var. Korkuyorum diyor. Önce küçük kızının vurulması sonra da Reyyanın konaktan gidişi ile yüreği parçalanan Zehra hanım dizinin en hüzün dolu karakteri..
Hercai Cihan Şadoğlu Kimdir Serdar Özer Bilgileri Hercai dizisinde Cihan karakterini canlandıran oyuncu Serdar Özer. Serdar Özer Kimdir? 1980 İstanbul doğumludur. Oyunculuk kariyerine Hekimoğlu dizisi ile başladı. Küçük Kadınlar, Emret Komutanım, Kaderimin Yazıldığı Gün, Bana Sevmeyi Anlat, Cesur ve Güzel, Kızlarım İçin dizilerinde oynadı.
Cihan Şadoğlu Yaren ve Azat’ın babasıdır. Nasuh’un oğlu Hazar’ın kardeşidir. Cihan Ağa olmak için hırsı var içinde.
fragmantv seslisohbet fragmanlar seslichat
submitted by fragmanlife to u/fragmanlife [link] [comments]


Beyaz Kelebekler - Ates Bocegi Beyaz show-Kim ates Etti Lannn-kuzeygüney skec Ata demirerden beyaz schowda konser - YouTube Ceyda Ateş Hakkında Bunları Biliyor Musunuz? - Beyaz Show ... İbrahim Tatlıses - Beyaz Mendil - YouTube Beyaz Show-KuzeyGüney-kim ateş etti lan Hadise: 'Stüdyoyu TERKEDERİM!' - Beyaz Show - YouTube Beyaz Kelebekler Ates Böcegi ' (BÖCEĞİM :) ' - YouTube Atiye 1 Sezon 1.Bölüm Full Tek Parça izle HD - YouTube Ceyda Ateş; Küçük İbo Filminde Oynadım - Beyaz Show

Beyaz Ateş %40 indirimli Mooji - İlkNokta

  1. Beyaz Kelebekler - Ates Bocegi
  2. Beyaz show-Kim ates Etti Lannn-kuzeygüney skec
  3. Ata demirerden beyaz schowda konser - YouTube
  4. Ceyda Ateş Hakkında Bunları Biliyor Musunuz? - Beyaz Show ...
  5. İbrahim Tatlıses - Beyaz Mendil - YouTube
  6. Beyaz Show-KuzeyGüney-kim ateş etti lan
  7. Hadise: 'Stüdyoyu TERKEDERİM!' - Beyaz Show - YouTube
  8. Beyaz Kelebekler Ates Böcegi ' (BÖCEĞİM :) ' - YouTube
  9. Atiye 1 Sezon 1.Bölüm Full Tek Parça izle HD - YouTube
  10. Ceyda Ateş; Küçük İbo Filminde Oynadım - Beyaz Show

Beyaz Kelebekler ( Ülkü Üst Sarpkan ) - BUĞULU GÖZLER ( plak ) - Duration: 3:30. 7htc 55,648 views. 3:30. Le Meilleur de Ennio Morricone - Les Plus Belles Musiques de Films - [High Quality ... Abone olmak için: http://bit.ly/dmcabone http://facebook.com/dmccomtr http://twitter.com/dmccomtr http://instagram.com/dmccomtr Beyaz Show'un konuğu ünlü şarkıcı Hadise! https://www.facebook.com/doga.sevgim Ceyda Ateş; Küçük İbo Filmini Anlattı. Ceyda Ateş; Küçük İbo Filmini Anlattı. ... Beyaz Show - Ece Seçkin, Beyaz'a fanlarından gelen soruları sordu! - Duration: 3:39. KanalD ... beyaz show kuzey güney skeci- beyaz show kim ateş etti lan. Atiye 1 Sezon 1.Bölüm Full Tek Parça HD İZLE Atiye 1 bölüm atiye 1 sezon 1 bölüm full tek parça izle atiye 1 bölüm hd izle atiye canlı yayın atiye 1 bölüm izle Enjoy the videos and music you love, upload original content, and share it all with friends, family, and the world on YouTube. Ceyda Ateş Hakkında Bilinmesi Gerekenler. beyaz show kuzeygüney dizisi kuzey taklidi-kim ateş etti lan :)